05 Ekim 2026, Pazartesi
DOLAR 42.2631
EURO 49.0719
ALTIN 5726.6
İlyas SABANCI

İlyas SABANCI

Mail:

Osmaniye’de Ortak Yaşam: Biraz Saygı, Biraz Temiz Nefes

Lokantaya gidiyorsunuz.

İstediğiniz şey belli: Bir tabak yemek, biraz sakinlik, temiz bir masa. Belki yorucu bir günün ortasında kendinize ayırdığınız yirmi dakika.

Siparişinizi veriyorsunuz.

Ardından, size sorulmadan karşınıza hiç tanımadığınız biri oturtuluyor.

Masada boş sandalye var diye, sizin tercihinizin de boşta olduğu düşünülüyor.

Oysa sandalye boş olabilir.

İnsanın sınırları boş değildir.

Osmaniye’de gündelik hayatın içinde üzerinde durmamız gereken meselelerden biri bu: Başkasının bulunduğu alanı kullanırken, o başkasının varlığını gerçekten hesaba katıyor muyuz?

Yoksa yalnızca kendi rahatımıza mı bakıyoruz?

Birlikte yaşamak, birbirimize katlanma sınavına dönüşmemeli.

Aynı masada oturmanın da bir adabı var

Tanımadığım bir insanla aynı masaya oturmaya her durumda karşı değilim.

Ancak bunun bana sorulmasını isterim.

Bazen yalnız yemek yemek istersiniz. Bazen düşünmek, bazen kimseyle konuşmamak. Bazen de gün boyunca yeterince kalabalık görmüşsünüzdür.

Yalnızlık tercihi, kabalık değildir.

Müşterinin sessizliği de onay belgesi değildir.

Hele yemek sırasında ağzını ve burnunu örtmeden öksürmek, sofraya doğru hapşırmak, çevresindekilerin rahatsızlığını hiç önemsememek…

Bunları olağan saymak zorunda değiliz.

İnsan istemeden geğirebilir, hapşırabilir, öksürebilir.

Bedenin her tepkisi iradeyle yönetilemez. Kimseyi sağlık sorunu nedeniyle küçümsemek doğru olmaz.

Fakat mümkün olan önlemleri almak, yönünü çevirmek, ağzını uygun biçimde örtmek ve gerektiğinde özür dilemek bizim elimizdedir.

Eleştirdiğim şey, insanın rahatsızlanması değil.

Özen gösterebilecekken göstermemesi.

Karşımızdakinin yemeğini, huzurunu ve sağlığını önemsiz sayması.

Pandemiden geriye ne öğrendik?

Bir dönem birbirimize mesafeyi hatırlatıyorduk.

Şimdi bazen en basit özeni bile hatırlatmaya çekiniyoruz.

“Yanlış anlar mı?”

“Bir şey söyler mi?”

“Kavga çıkar mı?”

Düşünün; insan, yüzüne doğru öksürülmemesini istemek için uygun cümle arıyor.

Rahatsızlık veren rahat.

Rahatsız olan mahcup.

Bu tuhaflığı normalleştirmeyelim.

Her öksüren kişinin bulaşıcı hastalığı olduğunu söyleyemeyiz. İnsanlara bakarak teşhis koyamayız. Kimsenin sağlık durumunu sorgulama veya onu dışlama hakkımız da yok.

Zaten nezaket için karşımızdakinin hastalık dosyasını bilmemiz gerekmiyor.

Öksürürken veya hapşırırken ağız ve burnu mendille örtmek, mendil yoksa dirsek içini kullanmak, ardından el temizliğine dikkat etmek temel bir özen.

Yalnızca başını başka yöne çevirmekle yetinmemek gerekiyor.

Bunları uygulamak için yeniden korkmamız mı lazım?

Birbirimize dikkat etmeyi ancak zor günlerde mi hatırlayacağız?

Lokantada tek kişilik masa neden olmasın?

Buradan lokanta işletmecilerine açık bir önerim var.

Mekânınızın imkânları ölçüsünde, yalnız gelen müşteriler için tek kişilik masalar veya ayrı oturma seçenekleri oluşturun.

Bunu mevcut bir yasal zorunluluk diye ileri sürmüyorum.

Bir hizmet anlayışı olarak öneriyorum.

Her müşteri kalabalık sofraya katılmak istemeyebilir. Tek başına yemek isteyen kişinin tercihi de ailece gelen müşterininki kadar değerlidir.

Yeriniz sınırlıysa, ortak masa düzeninizi baştan açıklayın.

“Masayı paylaşmak ister misiniz?” diye sorun.

İstemiyorsa bunu anlayışla karşılayın.

Bir cümle, pek çok huzursuzluğu başlamadan bitirebilir.

Temizlik yalnızca masa örtüsünün lekesiz olması değildir. Hizmet kalitesi de yalnızca tabağın hızlı gelmesiyle ölçülmez.

İyi havalandırma, özenli servis ve müşterinin kişisel alanına gösterilen saygı da o deneyimin parçasıdır.

Hesap gelirken kişiyiz de otururken neden yalnızca sandalye sayılıyoruz?

Parkta bank ortak, duman mecburi değil

Yemeğinizi bitirip açık havaya çıkıyorsunuz.

Bir banka oturuyorsunuz.

Yanınıza biri geliyor.

Elbette oturabilir. Bank sizin tapulu mülkünüz değil.

Fakat ortak olması, yanındaki insanı yok sayabileceği anlamına da gelmiyor.

Daha yerleşmeden sigarasını yakıyor.

Duman size geliyor.

Siz biraz yana kayıyorsunuz. O konuşmaya devam ediyor. Siz başınızı çeviriyorsunuz. O bir nefes daha çekiyor.

Sonunda kalkıp giden siz oluyorsunuz.

Dinlenmeye gelen insan, başkasının alışkanlığı yüzünden yerini terk ediyor.

Buna alışmış olmamız, bunu makul yapmıyor.

Açık havada bulunmak, hemen yanındaki kişiyi dumana maruz bırakmayı düşüncesizce sürdürmenin bahanesi olmamalı.

Pasif içicilik yalnızca kötü kokudan ibaret değildir; sağlık açısından da önemsenmesi gereken bir konudur.

Yanınızdaki kişinin dumandan nasıl etkilendiğini bilemezsiniz.

Bilmeniz de şart değil.

Uzaklaşıp başkasını dumana maruz bırakmamayı seçebilirsiniz.

Üstelik bunun için uzun bir tartışmaya, yüksek sesli bir uyarıya, kırıcı bir cevaba ihtiyaç yok.

Biraz dikkat yeter.

Osmaniye’de duyarlılık günlük hayatta başlar

Bu yazı herhangi bir kişiyi veya işletmeyi hedef almıyor.

Osmaniye’de hepimizin karşılaşabileceği davranışlar üzerinden ortak bir sorumluluğu hatırlatıyor.

Elbette özenli işletmelerimiz, çevresine dikkat eden vatandaşlarımız var.

Dileğim, bu özenin istisna gibi görülmemesi.

Çocuğa sofrada davranışı anlatırken, yetişkin olarak örnek olalım.

Temizlikten söz ederken öksürme adabını unutmayalım.

Misafirperverliğimizle övünürken yalnız yemek isteyen insanın tercihine de yer açalım.

Mahallemizi, parkımızı, lokantamızı seviyorsak orada bulunan insanı da hesaba katalım.

Uyarıldığımızda hemen savunmaya geçmek yerine bir an durup düşünelim. Belki fark etmeden birini rahatsız ediyoruzdur. Belki dumanın yönünü görmemişizdir. Belki kalabalıkta dikkatsiz davranmışızdır.

“Affedersiniz, fark etmedim” demek insanı küçültmez.

Tam tersine, aynı alanı paylaştığımız kişiye değer verdiğimizi gösterir. Bir özürle çözülecek meseleyi inada çevirmek, kimsenin gününü güzelleştirmez.

İşletmelerin girişine asılacak nazik bir hatırlatma, çalışanların müşteriye yönelteceği kısa bir soru, evde çocuklara gösterilecek doğru bir davranış…

Büyük değişiklikler bazen böyle küçük alışkanlıklarla başlar. Kimseyi utandırmadan, suçlamadan, birbirimizi dinleyerek daha huzurlu bir şehir hayatı kurabiliriz.

Osmaniyeli hemşehrilerimi sağlık, hijyen ve ortak alan kullanımı konusunda daha duyarlı olmaya davet ediyorum.

Bir mendil kullanmak zor değil.

Bir müşteriye sormak zor değil.

Bir başkasının yüzüne duman üflememek zor değil.

Zorlaştıran şey, sürekli “Ben” diye düşünmek.

Oysa aynı şehirde yaşıyoruz.

Birimizin rahatlığı, diğerimizin huzursuzluğuna dönüşmesin.

Çünkü nezaket, aynı şehirde birbirimize verebileceğimiz en sade günlük güvencedir.

Sofrada da bankta da birbirimize biraz yer bırakalım.

Nefes alacak kadar.

Yorum Yazın

aaaaa
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar