Seçimler yaklaşıyor.
Hissediliyor.
Sokakta hissediliyor.
Sosyal medyada hissediliyor.
Siyasetçinin yüzündeki tebessümden bile hissediliyor.
Çünkü seçim yaklaştıkça bazı siyasetçiler değişiyor.
Daha çok geziyorlar.
Daha çok el sıkıyorlar.
Daha çok fotoğraf çektiriyorlar.
Daha çok “vatandaşımız” diyorlar.
Güzel.
Vatandaşı hatırlamak güzel.
Ama bizim küçük bir problemimiz var.
Bizim hafızamız kuvvetli.
Daha doğrusu...
Notlarımız var.
Biz siyasetçiyi seçime üç ay kala tanımıyoruz.
Seçildiği ilk günden itibaren takip ediyoruz.
Ne söyledi?
Ne yaptı?
Neyi yapacağını söyledi ama yapmadı?
Osmaniye için hangi kapıyı çaldı?
Hangi sorunun peşinden koştu?
Vatandaş kendisine ulaşabildi mi?
Gazeteci soru sorabildi mi?
Eleştirilince ne yaptı?
Bunların hepsi önemli.
Çünkü siyaset sadece seçim zamanı yapılan ziyaretlerden ibaret değildir.
Asıl soru basit:
Osmaniye için mi çalıştınız?
Yoksa kendiniz için mi?
Bizim baktığımız yer burası.
Makamlar gelip geçici.
Belediye başkanlığı da öyle.
Milletvekilliği de.
İl başkanlığı da.
Diğer siyasi görevler de.
Bugün varsınız.
Yarın başka biri oturacak o koltukta.
Ama yapılan işler kalacak.
Yapılmayanlar da hafızalarda kalacak.
Siyasette zaman zaman yakınların kayırıldığına ilişkin iddialar gündeme gelir.
İşe alımlarla ilgili sorular sorulur.
İhalelerle ilgili tartışmalar yaşanır.
Bu tür konularda ölçü bellidir:
Belge.
Bilgi.
Şeffaflık.
Kamu yararı.
Kimseyi belgesiz suçlamak doğru değildir.
Ama siyasetçinin de kendisine yöneltilen makul sorulara açık olması gerekir.
Çünkü kamu görevinde bulunan insanın yaptığı iş de kamuoyunu ilgilendirir.
Bir başka mesele...
Vatandaş.
Vatandaşın değeri sadece sandık kurulacağı zaman mı artıyor?
Dört yıl kapısını çalmadığınız insanın kapısını beşinci yıl neden çalıyorsunuz?
Seçim yokken telefonunu açmadığınız vatandaşın telefonunu seçim yaklaşınca neden arıyorsunuz?
İnsanların derdini seçimden seçime dinlemek siyaset değildir.
Siyaset, seçim bittikten sonraki sabah başlar.
Osmaniye’nin sorunları belli.
Şehrin geleceği konuşulmalı.
Ekonomisi konuşulmalı.
Gençleri konuşulmalı.
Esnafı konuşulmalı.
İstihdam konuşulmalı.
Ulaşım konuşulmalı.
Deprem sonrası şehirleşme konuşulmalı.
Üniversite konuşulmalı.
Sanayi konuşulmalı.
Tarım konuşulmalı.
Turizm konuşulmalı.
Ve bunların hepsinden önemlisi...
Osmaniye’nin önümüzdeki 20 yılı konuşulmalı.
Bizim istediğimiz siyasetçi tipi aslında çok basit.
Memleketini sevecek.
İnsan ayırmayacak.
Eleştiriye tahammül edecek.
Telefonunu yalnızca seçim zamanı açmayacak.
Kendisine oy vermeyene de hizmet edecek.
Kamu malına kendi malından daha fazla dikkat edecek.
Ve yaptığı hizmeti lütuf gibi anlatmayacak.
Çünkü o hizmetin parasını vatandaş ödüyor.
Bir de gazetecilik meselesi var.
O da önemli.
Siyasetçi sadece kendisini öven gazeteciyi seviyorsa orada düşünmek gerekir.
Gazetecinin işi siyasetçiyi alkışlamak değildir.
Gazetecinin işi soru sormaktır.
Yanlış gördüğünde yazmaktır.
Doğru gördüğünde de hakkını teslim etmektir.
Bizim ölçümüz bu.
Kim doğru iş yaparsa yazarız.
Kim Osmaniye için taş üstüne taş koyarsa destekleriz.
Partisine bakmayız.
Rozetine bakmayız.
Kimin adamı olduğuna bakmayız.
Yaptığı işe bakarız.
Ama gazetecilik başka bir şeydir.
Hakaret başka.
Tehdit başka.
Kişisel hesaplaşma başka.
Gazetecilik kimliği hiç kimseye insanları tehdit etme, aşağılamada bulunma veya özel hayat üzerinden saldırma hakkı vermez.
Aynı şekilde siyasetçi olmak da gazeteciyi susturma hakkı vermez.
İki taraf için de sınır bellidir.
Hukuk.
Ahlak.
Meslek ilkeleri.
Dürüst siyasetçi var mı?
Elbette var.
Çalışan var.
Telefonunu açan var.
Vatandaşın derdini dinleyen var.
Osmaniye için Ankara’da kapı aşındıran var.
Eleştirildiğinde kızmak yerine “Nerede hata yaptık?” diye sorabilen var.
Onların hakkını yememek gerekir.
Çünkü bütün siyasetçileri aynı torbaya koymak da haksızlıktır.
Bizim meselemiz parti değil.
Bizim meselemiz Osmaniye.
Bugün bir partinin temsilcisi doğru iş yapar, destekleriz.
Yarın başka partinin temsilcisi doğru iş yapar, onu da destekleriz.
Yanlış gördüğümüzde ise yine yazarız.
Çünkü gazetecinin siyasi sadakati olmaz.
Gazetecinin kamuoyuna karşı sorumluluğu olur.
Bazı siyasetçiler eleştiriyi düşmanlık sanıyor.
Değil.
Eleştiri bazen en büyük iyiliktir.
Herkes size “Harikasınız başkanım.”
“Mükemmelsiniz vekilim.”
“Sizden iyisi yok.”
diyorsa...
Asıl o zaman endişelenin.
Çünkü kimse bu kadar kusursuz değildir.
Bir siyasetçinin çevresinde sadece kendisini alkışlayan insanlar varsa gerçeği görmesi zorlaşır.
Siyasetçinin ihtiyacı alkış ekibi değil.
Gerçeği söyleyen insanlardır.
“Burada yanlış yapıyorsunuz.”
diyebilecek insanlardır.
Biz yıllardır bu şehirdeyiz.
Seçimler gördük.
Başkanlar gördük.
Milletvekilleri gördük.
İl başkanları gördük.
Gelenleri gördük.
Gidenleri gördük.
Ve öğrendiğimiz bir şey var:
Seçim afişleri sökülüyor.
Makam araçları değişiyor.
Kartvizitler çöpe gidiyor.
Unvanlar bitiyor.
Ama geriye bir soru kalıyor:
Bu şehir için ne yaptın?
İşte bizim defterimizdeki en önemli soru bu.
Kaç fotoğraf çektirdin değil.
Kaç kişiye kendini övdürdün değil.
Kaç paylaşım yaptın hiç değil.
Osmaniye’ye ne bıraktın?
Gerçekten memleket sevdasıyla çalışan siyasetçinin yanındayız.
Kim olursa olsun.
Hangi partiden olursa olsun.
Ama siyaseti yalnızca kişisel çıkar, gösteriş veya seçim dönemi hatırlanan vatandaş üzerinden yürütmek isteyenlerle aynı anlayışı paylaşmayız.
Bizim kapımız hizmet edene açık.
Telefonumuz Osmaniye için çalışanlara açık.
Kalemimiz de doğruya açık.
Seçimler yaklaşabilir.
Afişler yeniden asılabilir.
Meydanlar yeniden dolabilir.
Eller yeniden sıkılabilir.
Sözler yeniden verilebilir.
Ama unutmayın...
Vatandaşın da hafızası var.
Bizim de.
Üstelik bizim bir de not defterimiz var.
Ve o defter...
Seçimden seçime açılmıyor.
Her gün açık.
Yorum Yazın