160x600
13 December, 2025, Saturday
DOLAR 42.2631
EURO 49.0719
ALTIN 5726.6
İlyas SABANCI

İlyas SABANCI

Mail: ilyaskor@medyagazete.com

Şehirde Gazeteci Çok, Haber Yok!

 

Adam, başka bir haber sitesinden aldığı fotoğrafı kırpıyor.
Altına iki satır yazıyor.
Bir de kendi logosunu ekliyor.
Sonra paylaşıyor:
“Son dakika, özel haber!”

Oysa ne özel, ne haber.
Sadece kopya.
Ama o kadar çok kişi paylaşıyor ki,
bir bakmışsın şehirde herkes onu konuşuyor.

Osmaniye küçük bir şehir.
Ama sosyal medya gazetecisi çok!
Kimi sabah kahvede otururken “acil haber geldi” diyor,
kimi düğünde video çekip “son dakika” diye paylaşıyor.
Bir açılışda, kamerasıyla ön sırada yer kapmak için birbirini iten “fenomen” tayfa var artık.

Kimi kurumlardan basın daveti alıyorlar.
Gazetecilerle aynı masaya oturuyorlar.
Oysa ellerinde ne basın kartı var, ne geçmişte bir haber tecrübeleri.
Ama davet var.
Çünkü kurumlar da artık “takipçi sayısı”na bakıyor.

Takipçi çoksa, saygı çok.
Gerçek yoksa, önemli değil.

Adamın hesabında on bin takipçi var,
ama kimse gerçek değil.
Yüzde doksanı bot.
Yorumlar bile satın alınmış.
Bir yazı paylaşıyor, altına dakikada yüz emoji geliyor.
Ama o emojilerin arkasında kimse yok.
Sanal bir kalabalık.

Haber yazmak sorumluluk ister.
Bir cümleyle insanı zan altında bırakabilirsin.
Bir kelimeyle bir kurumu karalayabilirsin.
Oysa sosyal medyada kimse bunları düşünmüyor.
Amaç belli:
“Görünmek.”
“Beğeni almak.”
“Trend olmak.”

Gazetecilik görünmek için değil,
göstermek için yapılır oysa.

Kardeşim, siz gazeteci değilsiniz.
Olamazsınız da.
Başkalarının sayfasından haber çalıp kendi adınıza koyuyorsunuz.
İçeriğin doğruluğunu araştırmıyorsunuz.
Birileri “şurada patlama oldu” diyor,
siz hemen “acil, büyük patlama!” yazıyorsunuz.
Sonra açıklama yapılıyor:
“Yok öyle bir olay.”

Ama iş işten geçmiş.
O paylaşımı gören binlerce insan paniğe kapılmış.
Sizse hâlâ “yok ben sadece gördüm, paylaştım” diyorsunuz.

Gazetecilik böyle yapılmaz.
Gazetecilik bir sorumluluktur.
Bir namustur.
Kalemin varsa, vicdanın da olmalı.

Gerçek gazeteciler yıllardır bu şehirde sabahın köründe kalkıyor,
haberin peşine düşüyor,
tozun toprağın içinde fotoğraf çekiyor.
Ama görünmüyorlar.
Çünkü “like”’ları az.
Çünkü “reklam bütçeleri” yok.
Çünkü “algı yönetimi” yapmıyorlar.

Oysa sosyal medya gazetecileri bir kahve fotoğrafıyla gündem oluyor.
Birisi yemek paylaşıyor, diğeri tatlı.
Altına yazıyorlar: “Şehrimizin gururu.”
Kardeşim, şehrin gururu o tatlı değil, o tatlıyı yapan emekçi kadındır.
Ama siz emek değil, sadece gösteriş seviyorsunuz.

Bir de şu var…
Her eleştiriyi “kıskanıyorlar” diye yorumluyorsunuz.
Gazeteciler size “yalan yazma” diyor,
siz “bizi çekemiyorlar” diyorsunuz.
Oysa kimsenin sizi çekemediği yok.
Sadece gerçeği savunanlar var.
Ama siz gerçeği sevmiyorsunuz.
Çünkü gerçeğin “filtre”si yok.

Deniz Pehlivan’ı tanıyanlar bilir.
Yıllardır dünyayı gezen bir gezgin.
Bir Hayalin Peşinde” adlı sosyal medya sayfasıyla tanınıyor.
Pasaportu harita gibi olmuş.
Gezdiği ülkeleri kendi gözünden anlatıyor.
İnsanlara farklı kültürleri tanıtıyor,
gittiği yerlerin tarihini, doğasını, insanlarını sade bir dille aktarıyor.
Gerçek bir içerik üreticisi o.
Yani sosyal medyayı, bilgi ve deneyimle besleyenlerden.
Fotoğrafın arkasında bir hikâye, bir emek var.
İşte fark bu.

Siz ise...
Bir gün şehirdeki köprüyü çekip “muhteşem manzara” diyorsunuz,
ertesi gün aynı köprüyü “çökmek üzere” diye paylaşıyorsunuz.
Yani kendinizle bile çelişiyorsunuz.

Kimi kurumlar da suça ortak.
Gerçek gazeteciyi kenara itip,
“takipçisi fazla” olan sahte hesap sahiplerini davet ediyorlar.
Basın toplantılarına çağırıyorlar,
“etkinliğimizi paylaşın” diyorlar.

Oysa bu, basının çöküşüdür.
Gerçeğin değersizleşmesidir.
Algının satın alınmasıdır.

Bir kurumun duyurusunu sosyal medya fenomeni paylaştı diye haber olmaz.
O ancak reklam olur.
Haber, gerçeğin fotoğrafıdır.
Filtreli değil, objektif.

Osmaniye’nin sokaklarında artık herkes “editör.”
Mahallede bir olay olsa,
herkes önce “story” atıyor.
Kimse “ne olmuş?” diye sormuyor.
Olayın mağduru mu var, suçsuzu mu… fark etmiyor.
Önemli olan “ilk paylaşan” olmak.

İşte medya böyle yozlaşıyor.
Gerçek gazeteciler kenarda kalıyor.
Çünkü sessizler.
Çünkü reklam yapmıyorlar.
Ama tarih onları yazacak.

Sosyal medya gazeteciliği,
bir süre sonra kendi yalanına inanma sanatı haline geldi.
İnsanlar öyle bir hale geldi ki,
“beğeni” almazsa sanki var olmuyor.
Oysa kalem, kalpten gelmedikçe yazı olmuyor.
Vicdan yoksa kelimeler sadece süs.

Evet, sosyal medyada çok güzel işler yapan insanlar da var.
Gerçekten bilgi veren,
gerçekten anlatan,
gerçekten üreten insanlar.
Ama yüzde doksanı sadece “görünmek” için orada.
Gerçeği değil, görüntüyü paylaşıyorlar.

Gazeteci olmak kolay değil.
Ama herkes gazeteciymiş gibi davranıyor.
O yüzden bugün Türkiye’de bilgi kirliliği,
herhangi bir kanalın değil,
herkesin suçu.

Gerçek gazeteciler,
ellerinde telefon değil, kalem taşır.
Filtre değil, hakikat arar.
Ve en önemlisi,
bir haberi paylaşmadan önce düşünür.

Bir gün yine sosyal medyada biri “acil” başlığı atacak.
Binlerce kişi paylaşacak.
Ama belki o gün,
bir kişi bile “kaynağı ne?” diye soracak.
İşte o zaman umut var demektir.

O güne kadar…
Lütfen inandığınız her şeye değil,
araştırdığınız her şeye güvenin.

Çünkü sosyal medya gazeteciliği değil,
sosyal medya illüzyonudur bu.
Gerçekler susturulmaz,
sadece filtrelenir.

Ama merak etmeyin…
Gerçeğin filtresi yoktur.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar