22 Eylül 2026, Salı
DOLAR 42.2631
EURO 49.0719
ALTIN 5726.6
İlyas SABANCI

İlyas SABANCI

Mail:

Osmaniye Trafiğinde Kural Var, Uyan Var mı?

Osmaniye büyüyor.

Araç sayısı artıyor.

Motosiklet sayısı artıyor.

Yollar aynı.

Kavşaklar aynı.

Sabır ise azalıyor.

Sonuç?

Trafik.

Hem de öyle böyle değil.

Özellikle yoğun saatlerde bazı güzergâhlarda birkaç kilometrelik yol, insanın sabrını sınayan bir yolculuğa dönüşebiliyor.

Bir de trafik ışığı çalışmıyorsa...

İşte o zaman kavşakta farklı bir sistem devreye giriyor:

“Önce ben!”

Sağdan gelen önce ben diyor.

Soldan gelen önce ben diyor.

Düz giden zaten kendisini öncelikli görüyor.

Dönecek olan burnunu yola sokuyor.

Birisi yol vermeye kalksa arkasındaki korna çalıyor.

Sanki yol vermek suç.

Sanki nezaket zayıflık.

Oysa trafik dediğimiz şey sadece asfalt, otomobil ve trafik lambasından ibaret değil.

Trafiğin temelinde insan var.

Kural var.

Sabır var.

Saygı var.

Bunlardan biri eksildiğinde işler karışıyor.

Hepsi birden eksildiğinde ise ortaya bildiğimiz Osmaniye kavşağı manzaraları çıkıyor.

Kentte zaman zaman çalışmadığı görülen ya da sürücülerin çalışmadığını belirttiği trafik ışıkları konusunda ilgili birimlerin hızlı hareket etmesi gerekiyor.

Çünkü trafik lambası süs değildir.

Kırmızı dekor değildir.

Yeşil de tavsiye değildir.

Kavşakta kimin ne zaman hareket edeceğini belirleyen en temel güvenlik araçlarından biridir.

Çalışmadığında yalnızca trafik yavaşlamıyor.

Risk de artıyor.

Gelelim motosikletlere...

Elbette bütün motosiklet sürücülerini aynı kefeye koymak doğru olmaz.

Kurallara uyan, kaskını takan, hız sınırlarına dikkat eden, diğer sürücülere saygılı binlerce insan var.

Onların hakkını teslim edelim.

Meselemiz onlar değil.

Meselemiz motosikleti, trafikte her boşluktan geçme hakkı veren bir araç zannedenler.

Özellikle bazı kurye motosikletlerini izlerken insanın içi daralıyor.

Sağdan geç.

Soldan çık.

İki otomobil arasından süzül.

Şerit değiştir.

Tekrar araya gir.

Kırmızı ışıkta araçların arasından ilerleyip en öne çıkmaya çalış.

Sanki herkes durmuş onu bekliyor.

Bir siparişi birkaç dakika erken ulaştırmak, hiçbir insanın canından daha değerli değil.

Ne motosiklet sürücüsünün...

Ne otomobil sürücüsünün...

Ne de kaldırımdaki vatandaşın.

Bir başka mesele daha var.

Bisikletler.

Bisiklet elbette güzel.

Çocuk bisiklete binsin.

Spor yapsın.

Hareket etsin.

Ama araç trafiğinin yoğun olduğu ana caddeler gösteri alanı değildir.

Özellikle küçük yaştaki bazı çocukların bisikletin ön tekerini kaldırarak araçların arasında akrobatik hareketler yapması ciddi risk oluşturuyor.

Bir anlık dengesizlik...

Bir aracın ani freni...

Bir sürücünün çocuğu geç fark etmesi...

Sonrasını düşünmek bile istemiyoruz.

Burada yalnızca polisi konuşmak kolay.

Asıl görevlerden biri ailelere düşüyor.

Çocuğumuza telefon alırken nasıl kullanacağını anlatıyoruz.

Bisiklet alırken de trafikte nasıl davranacağını anlatmalıyız.

“Dikkatli ol oğlum” demek yetmez.

Trafik kuralının neden var olduğunu öğretmeliyiz.

Çünkü trafik eğitimi ehliyet alınca başlamaz.

Çocukken başlar.

Polis meselesine gelelim.

Trafik polisi denetim yapınca başka bir tartışma başlıyor.

“Çok ceza yazılıyor.”

Peki...

Kırmızı ışıkta geçmeyeceksin.

Hız sınırını aşmayacaksın.

Ters yöne girmeyeceksin.

Kasksız motosiklet kullanmayacaksın.

Telefonla araç kullanmayacaksın.

Başkalarının hayatını tehlikeye atmayacaksın.

Bunları yaptıktan sonra ceza tartışmasının önemli bir bölümü zaten ortadan kalkar.

Ceza, trafik kültürünün tek çözümü değildir.

Ama kuralın yaptırımı olmadığı düşüncesi de trafik düzenini güçlendirmez.

Burada mesele ceza yazılsın diye ceza yazılması değil.

Denetimin adil, görünür ve sürekli olması.

Bugün denetim yapıp üç gün ortadan kaybolursanız sürücü davranışı kalıcı olarak değişmez.

Trafik kültürü süreklilik ister.

Eğitim ister.

Denetim ister.

Altyapı ister.

Çalışan trafik lambası ister.

Ve en önemlisi...

Saygı ister.

Osmaniye’de sürücüler olarak garip bir acelemiz var.

Nereye yetişiyoruz?

Kırmızı ışıkta aracın önüne geçmek için motosikletle neden üç otomobilin arasına dalıyoruz?

Öndeki araca neden tampon tampona yaklaşıyoruz?

Sarı ışık yanınca neden gaza basıyoruz?

Bir yayaya yol verdiğimizda ne kaybediyoruz?

Beş dakika.

Belki onu bile değil.

Beş dakika geç git.

Ama sağ salim git.

Karşındaki de sağ salim evine gitsin.

Çünkü trafik yalnızca sizin kullandığınız şeritten ibaret değil.

O otomobilin içinde bir anne olabilir.

Diğerinde işe yetişmeye çalışan bir baba.

Motosiklette ekmek parasını kazanmaya çalışan genç.

Bisiklette bir çocuk.

Yaya geçidinde yaşlı bir insan.

Herkesin eve dönmeyi bekleyen birileri olabilir.

Bu nedenle Osmaniye trafiğinin çözümü yalnızca yeni yol yapmak değil.

Bozulan trafik ışıklarının zamanında onarılması...

Kavşakların doğru düzenlenmesi...

Riskli noktalarda denetimin artırılması...

Motosiklet ve otomobil sürücülerinin kurallara uyması...

Çocukların trafik konusunda aileleri tarafından bilinçlendirilmesi...

Hepsi aynı bütünün parçaları.

Trafikte en pahalı otomobile sahip olabilirsiniz.

En güçlü motosiklete binebilirsiniz.

En hızlı bisikleti kullanabilirsiniz.

Ama yol yalnızca sizin değil.

Trafikte büyüklük, önce geçmek değildir.

Bazen frene basmaktır.

Bazen beklemektir.

Bazen yol vermektir.

Bazen de beş dakika geç kalmayı göze almaktır.

Çünkü trafikte saygı gösterirseniz saygı görürsünüz.

Kurala uyarsanız başkasının da uymasını istemeye hakkınız olur.

Ve unutmayalım...

Hiçbirimizin acelesi, başka bir insanın hayatından daha önemli değil.

Yorum Yazın

aaaaa
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar