Verilen işe layık ve ehil olma halini bu gün siz değerli okuyucularım ile birlikte hesabi değil hasbihal edelim istedim.
Her liyakatli, ehliyetli değil; her ehliyetli de liyakatli değildir. Bir insan, liyakat sahibiyse, ehliyet sahibi olup olmadığına bakılır. Liyakat sahibiyse, ehliyet sahibi olduğu da tespit edilirse, emanet ona teklif edilir. Ehliyet sahibi, ama liyakat sahibi olmayan kişiye asla emanet teslim ve tevdi edilemez.
Emanetin liyakatli ve ehliyetli kişilere verilmemesi durumunda toplumsal düzen bozulur, toplumsal hayat alt üst olur. Toplumda güvensizlik, sadakatsizlik, vefasızlık, adaletsizlik ve zulüm yaygınlaşır.
Güçlü olan haklı, güçsüz olan haksız sayılır. Bu da insan için, fert ve toplum için bir yıkım, bir kıyamet demektir.
Ehliyet, bir kişinin bir emaneti, bir görev ve sorumluluğu üstlenebilecek meslekî niteliklere sahip olma durumunu, bilgi ve becerisiyle o görev ve sorumluluğa özgü uygunluk ve yeterlilik durumunu ifade eder. Ehliyet ile insanın yaptığı veya atandığı işi veya mesleği yapabilecek, uhdesine tevdi edilen görev veya makamın emanet bilinciyle gereğini yapabilecek ustalık, uzmanlık, bilgi ve meslekî yeterlilik donanımında olmasına işaret edilir.
Emanetleri ehline vermek adaletin bir gereği olduğu gibi makamında adaletle oturmak, makamının gereği olarak yönetimini ve işlerini adaletle yürütmek de ehliyet sahiplerinin yapabileceği bir şeydir. Nitekim “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.
Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisa 4/58) ayeti, emaneti, emanetle ehliyet ve adalet arasındaki sıkı ilişkiyi açıkça ifade etmektedir.
Liyakat, bir kişinin insan olarak bir emaneti, bir görev ve sorumluluğu üstlenmeye layık, uygun olma durumunu, insanî ve ahlâkî anlamda yeterlilik niteliğini ifade eder.
Liyakat ile kişinin insanî, ahlâkî ve
erdemsel nitelikler itibariyle yaptığı veya atandığı işi yapabilecek, tayin edildiği makamı bir emanet bilinciyle doldurabilecek donanımda olmasına işaret edilir.
Liyakat sahibi kimse, kendisine tevdi edilen görev ve makamı, sadakatle ve emin olarak korurken, liyakatli olmayan kişi ehliyet sahibi olsa dahi makama, emanete ihanet eder/edebilir.
Bu anlamda liyakat sahibi kişi, üstlendiği emanete sahip çıkar, onu korur, onun gereğini yerine getirir, ona ihanet etmez.
Bir makama veya göreve atanmada liyakat ve ehliyet sahibi olma, adaletin, toplumsal ve siyasal adaletin bir gereğidir. Adalet, liyakat ve ehliyet sahiplerine görev veya makam verilmesini gerekli kılar.
Toplumsal ilişkilerde, yöneten/yönetilen münasebetlerinde liyakat ve ehliyet ilkesi yürürlükteyse, o toplumda adalet yürürlükte demektir.
Adalet, liyakat, hakkaniyet ve ehliyet esaslı görev vermelerle toplumsal eşitsizlikleri de dengeleyen bir sistemdir. O halde liyakat ve ehliyete dayalı makam verme, toplumsal adaletle doğrudan ilgilidir.
Adalet ile toplumda hangi insanın ne gibi liyakat özelliklerine sahip olduğu, neleri hak ettiği ve sahip olduğu ehliyet durumuna göre hangi mevki, görev ve makamı hak ettiği gibi hususların belirlenmesinde temel bir ölçüttür.
Bir görev veya makama, emanet bilincine sahip liyakatli bir kişi, ehliyet sahibi olması durumunda atandığında, o görevi emanet olarak görecek ve dolayısıyla sadakat ve adaletle yürütecektir. Elinin altındakilere sadık, dürüst ve adil davranacak, zulmetmeyecektir.
Selam olsun liyakat, ehliyet sahibi adaleti temsil eden erdemli kişilere ve atama yetkisindeki dürüst insanlara.