03 Ekim 2026, Cumartesi
DOLAR 42.2631
EURO 49.0719
ALTIN 5726.6
İlyas SABANCI

İlyas SABANCI

Mail:

Çağın En Büyük Tehlikelerinden Biri: Sosyal Medya

Eskiden bir haber yayımlamak kolay değildi.

Muhabir araştırırdı.

Kaynağına sorardı.

Editör kontrol ederdi.

Sorumlu müdür bakardı.

Gazete basılırdı.

Ve yazdığınızın altında adınız vardı.

Şimdi?

Bir telefon yeterli.

Bir fotoğraf...

Üzerine iki satır yazı...

Biraz öfke...

Biraz sansasyon...

Bir de “SON DAKİKA” yazdınız mı tamamdır.

Gerçek olup olmadığı mı?

Ona sonra bakarız!

Bence çağımızın en büyük tehlikelerinden biri sosyal medyadaki bilgi kirliliğidir.

Çünkü yalan artık yürümüyor.

Koşuyor.

Hatta uçuyor.

Gerçek ise arkasından yetişmeye çalışıyor.

Birisi bir fotoğraf buluyor.

Fotoğrafın olayla hiçbir ilgisi yok.

Altına aklına geleni yazıyor.

Paylaşıyor.

Beş dakika sonra yüzlerce yorum...

Bir saat sonra binlerce paylaşım...

Akşama doğru herkes konu hakkında uzman!

Ama ortada küçük bir sorun var:

Haber doğru değil.

Kimse sormuyor:

Bu fotoğraf nerede çekildi?

Ne zaman çekildi?

Bu kişi gerçekten o kişi mi?

Bu söz gerçekten söylendi mi?

Belgesi var mı?

Kaynağı kim?

Gerek yok!

Çünkü sosyal medya çağında bazı insanlar için araştırmak zaman kaybı.

Öfkelenmek daha kolay.

Küfretmek daha kolay.

Suçlamak daha kolay.

Paylaşmak zaten bir saniye.

Sonra gerçek ortaya çıkıyor.

Paylaşım yanlışmış.

Fotoğraf eskiymiş.

İddianın olayla ilgisi yokmuş.

Hedef gösterilen kişinin konuyla alakası bile yokmuş.

Peki o kişiye ne oldu?

İtibarı zedelendi.

Ailesi üzüldü.

İşi etkilendi.

Belki günlerce kendisini anlatmak zorunda kaldı.

Yalanı paylaşan ne yaptı?

Çoğu zaman hiçbir şey.

Paylaşımı sessizce sildi.

Bitti!

Hayır...

Bence bitmedi.

Çünkü internete attığınız taşın kimin başına düşeceğini bilmiyorsunuz.

İşin başka bir boyutu daha var.

Siyasetçiler...

Sanatçılar...

Sporcular...

İş insanları...

Gazeteciler...

Sosyal medyada tanınan hemen herkes birkaç dakikada hedef haline getirilebiliyor.

Bir fotoğraf...

Bağlamından koparılmış bir cümle...

Eksik bir video...

Sonrası malum.

Dijital linç başlıyor.

Eleştiri başka şeydir.

Hakaret başka şeydir.

Bir kişinin açıklamasını eleştirmek başka şeydir.

Gerçek dışı bilgiyle insanı toplumun önüne atmak bambaşka şeydir.

Bu ayrımı kaybedersek hepimiz kaybederiz.

Çünkü bugün alkışladığınız dijital linç yarın sizin kapınızı çalabilir.

Bir de sosyal medyanın “etkileşim ekonomisi” var.

Ne kadar tartışma...

O kadar yorum.

Ne kadar öfke...

O kadar paylaşım.

Ne kadar kavga...

O kadar görünürlük.

Böyle olunca bazı hesapların en büyük sermayesi bilgi değil, gerilim oluyor.

İnsanların sinir uçlarına dokun.

Birilerini kızdır.

Birilerini diğerlerine karşı kışkırt.

Sonra otur rakamlara bak.

Takipçi artmış mı?

Etkileşim yükselmiş mi?

Video izlenmiş mi?

Gerçek?

Listenin sonunda.

Belki de hiç yok.

Daha da ilginci var.

Kimi hesaplarda öyle paylaşımlar görüyorum ki insan ister istemez düşünüyor:

“Bunu yazan gerçekten bunu mu düşünüyor, yoksa insanların tepki vermesini mi istiyor?”

Çünkü paylaşımın içeriğiyle fotoğrafın ilgisi yok.

Mantık yok.

Bilgi yok.

Ama tartışma çıkarmaya fazlasıyla uygun.

Ben insanların niyetini bilemem.

Ancak provokatif paylaşımların hakaret ve kavga üretmesi sosyal medyanın önemli sorunlarından biri.

Bu tuzağa düşmemek gerekiyor.

Ben yıllardır başka bir şeyi de söylüyorum.

Sosyal medya hesaplarında kimlik doğrulamasının güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ancak burada güvenlik kadar kişisel verilerin korunması da önemlidir.

T.C. kimlik numarasının sosyal medya şirketlerine doğrudan verilmesi tek çözüm değildir.

Devlet tarafından doğrulanan ama platforma kimlik numarasının kendisini göstermeyen güvenli bir doğrulama modeli gibi seçenekler de tartışılabilir.

Nitekim sosyal medya platformlarına T.C. kimlik numarasıyla giriş konusu 2026 yılında TBMM'de yazılı soru önergesine de konu oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Ama mesele sadece kimlik doğrulaması değil.

Sorumluluk.

İnsan ekranda yazdığı cümlenin gerçek hayatta bir karşılığı olduğunu bilmeli.

Bir başka mesele ise gazetecilik.

Telefonu eline alan gazeteci değildir.

Sosyal medya hesabında haber paylaşan herkes de gazeteci değildir.

Nasıl ki stetoskop satın alan doktor olmuyorsa...

Fotoğraf makinesi alan foto muhabiri olmuyorsa...

Sosyal medya hesabı açmak da insanı gazeteci yapmaz.

Ama burada önemli bir ayrım yapalım.

Vatandaş elbette gördüğü bir olayı paylaşabilir.

Bir haberi yorumlayabilir.

Bir gazetecinin haberini paylaşabilir.

Bir kamu sorununu gündeme getirebilir.

Bunlar ifade özgürlüğünün parçasıdır.

Benim itirazım buna değil.

Benim itirazım, doğrulanmamış bilgilerin profesyonel habercilik görüntüsü altında gerçekmiş gibi sunulmasına.

Çünkü gazetecilik sadece paylaşmak değildir.

Doğrulamaktır.

Kaynak kontrolüdür.

Karşı tarafa söz hakkı vermektir.

Düzeltme yapabilmektir.

Arşiv tutmaktır.

Hukuki sorumluluk almaktır.

Ve en önemlisi...

Yanlış yaptığında bunun hesabını verebilmektir.

Türkiye'de internet haber siteleri artık Basın Kanunu kapsamında düzenleniyor. Mevzuatta internet haber sitelerinin içeriklerini belirli koşullarda iki yıl muhafaza etmesi gibi yükümlülükler bulunuyor. Basın kartı alabilecek internet haber siteleri için de beyanname, çalışan sayısı ve özgün-güncel içerik gibi ayrıca belirlenmiş şartlar mevcut.

Yani kurumsal gazetecilik yalnızca Facebook'a üç paragraf yazıp “haber yaptım” demekten ibaret değil.

Sosyal medyada haber paylaşmak yasaklansın demiyorum.

Tam tersine...

İnsanlar haber paylaşsın.

Ama kaynağını da paylaşsın.

Bir haber gördünüz?

Güvendiğiniz haber kuruluşunun bağlantısını verin.

İddia olduğunu biliyorsanız “iddia” deyin.

Doğrulanmadıysa “doğrulanmadı” deyin.

Bilmiyorsanız kesin hüküm vermeyin.

Çünkü “duydum” haber değildir.

“Bana söylediler” haber değildir.

“WhatsApp grubuna geldi” hiç haber değildir.

“Millet konuşuyor” ise kaynak değildir.

Gazetecilikte en değerli şey hız değildir.

Güvendir.

Hızlı olup yanlış haber vermektense beş dakika geç kalıp doğru haber vermek daha değerlidir.

Çünkü bir gazetecinin sermayesi cep telefonu değildir.

Kamerası değildir.

Bilgisayarı değildir.

Ofisi bile değildir.

İtibarıdır.

Sosyal medya bugün hepimize olağanüstü bir iletişim gücü verdi.

Fakat güç beraberinde sorumluluk getirir.

Bir tuşa basarak binlerce kişiye ulaşabiliyorsanız...

Bir tuşa basmadan önce iki kere düşünmeniz gerekir.

Bu doğru mu?

Kaynağı ne?

Bir insanı haksız yere hedef haline getiriyor muyum?

Bu fotoğraf gerçekten bu olaya mı ait?

Ben bunu paylaşınca ne olacak?

İşte mesele bu.

Teknolojiyi durduramayız.

Sosyal medyayı ortadan kaldıramayız.

İnsanların konuşmasını da engellememeliyiz.

Ama yalanla gerçeğin arasındaki çizgiyi yeniden kalınlaştırmak zorundayız.

Yoksa bir süre sonra herkes konuşacak...

Herkes haber verecek...

Herkes hüküm verecek...

Ama kimse gerçeğin ne olduğunu bilemeyecek.

Ve bana sorarsanız asıl tehlike tam olarak budur.

Yorum Yazın

aaaaa
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar