OECD verilerine göre çalışanların yüzde 36’sının becerileri yaptığı işle tam olarak örtüşmüyor. Uzmanlara göre çözüm yalnızca yeni eğitim ve sertifikalarda değil, mevcut yeteneklerin doğru işlerde kullanılmasında yatıyor.
Çalışma hayatında işverenlerin nitelikli çalışan bulmakta zorlanması ile çalışanların sahip oldukları becerileri işlerinde yeterince kullanamaması dikkat çekici bir çelişki oluşturuyor.
OECD’nin 2026 tarihli A Skills-First Labour Market raporuna göre çalışanların yüzde 36’sının becerileri yaptıkları işle tam olarak örtüşmüyor.
Türkiye’deki veriler de benzer bir tabloya işaret ediyor. TÜİK verilerini inceleyen Özkır’ın 2025 tarihli çalışmasına göre 15-34 yaş grubundaki çalışanların yaklaşık yüzde 30’u beceri uyumsuzluğu yaşıyor.
Üstelik sorunun önemli bir bölümünü beceri eksikliğinden çok, çalışanların sahip oldukları becerileri işlerinde yeterince kullanamaması oluşturuyor.
Master Certified Coach (MCC) Dr. Elgiz Henden, beceri uyumsuzluğunun yalnızca çalışanın yeterliliği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.
Henden, eğitim düzeyi, mezun olunan bölüm veya diploma ile kişinin gerçek becerileri arasında doğrudan bir ilişki kurulamayacağına dikkat çekerek, “Bir kişinin eğitim düzeyi işin gerektirdiğinden yüksek olabilir.
Mezun olduğu alan ile yaptığı iş farklı olabilir.
Ancak bunların hiçbiri tek başına kişinin becerileri hakkında kesin bir fikir vermiyor” dedi.
Aynı diplomaya sahip iki kişinin farklı becerilere sahip olabileceğini, farklı eğitim geçmişlerinden gelen kişilerin ise aynı işi başarıyla yapabileceğini belirten Henden, “Bu nedenle diplomaya bakarak yeteneği ölçmek artık yeterli değil” değerlendirmesinde bulundu.
Beceri uyumsuzluğu söz konusu olduğunda kurumların ve çalışanların ilk başvurduğu çözümlerden biri yeni eğitimlere ve sertifika programlarına yönelmek oluyor.
Ancak sorunun mevcut becerilerin kullanılmaması olduğu durumlarda yeni bir sertifikanın çözüm olmayabileceği belirtiliyor.
Henden, “Eğer sorun kişinin becerisinin eksik olması değil, sahip olduğu becerinin kullanılmamasıysa yeni bir sertifika çözüm olmayabilir. İş tasarımının da yeniden düşünülmesi gerekli” dedi.
Kullanılmayan becerilerin zamanla körelebileceğine dikkat çeken Henden, yanlış iş tasarımının çalışanlarda işe yabancılaşma ve potansiyelinin boşa gittiği hissine yol açabileceğini ifade etti.
Beceri uyumsuzluğunun etkileri yalnızca çalışanların kariyerleriyle sınırlı kalmıyor. Düşük çalışan bağlılığı, artan çalışan devir hızı ve yanlış işe alımlar şirketlerin karşı karşıya kaldığı sonuçlar arasında yer alıyor.
Henden’e göre asıl önemli sorun ise kurumların sahip oldukları insan kaynağının potansiyelinden yeterince yararlanamaması.
“Bazen aradığımız yeteneği bulamıyoruz. Çünkü yeteneği çok dar bir kapıdan içeri almaya çalışıyoruz” diyen Henden, özellikle yalnızca üniversite adı veya diploma üzerinden yapılan değerlendirmelerin yetenek havuzunu daraltabileceğini belirtti.
Diplomanın bazı meslekler için vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Henden, “Diploma önemli ama tek başına yeterli değil.
Beceri odaklı yaklaşım diplomanın önemini ortadan kaldırmıyor. Özellikle hukuk, sağlık, mühendislik ve eğitim gibi alanlarda formel yeterlilikler vazgeçilmez.
Değişmesi gereken diplomanın tek ölçüt olarak görülmesi” ifadelerini kullandı.
Beceri odaklı yaklaşımın işe alım süreçlerini de değiştirmesi bekleniyor. Henden, işverenlerin iş ilanlarında yalnızca diploma ve deneyim şartlarını sıralamak yerine, pozisyonun gerektirdiği görev ve becerileri açıkça tanımlaması gerektiğini söyledi.
Adayların ne bildiğinden çok ne yapabildiğini ölçen uygulamalı değerlendirmeler ve yapılandırılmış mülakatların daha sağlıklı sonuçlar verebileceğini belirten Henden, yeni çalışma hayatında “Nereden mezun oldun?” sorusunun yanına “Ne yapabiliyorsun?” sorusunun da eklenmesi gerektiğini ifade etti.
Beceri odaklı çalışma hayatının özellikle gençler açısından yeni bir kariyer yaklaşımını beraberinde getirdiği belirtiliyor.
Gençlerin yalnızca bir meslek unvanına odaklanmak yerine, sahip oldukları becerileri somut örneklerle ortaya koymaları önem taşıyor.
Projeler, stajlar, gönüllü çalışmalar ve iş örnekleri bu noktada öne çıkıyor. “İletişimim güçlü” demek yerine, bu becerinin hangi durumda ve nasıl kullanıldığını göstermek, adayın yetkinliklerinin daha doğru değerlendirilmesini sağlayabiliyor.
Henden, gençlere kariyer planlaması yaparken şu soruları sormalarını öneriyor:
Hangi becerilerimi kullanıyorum?
Hangi becerilerim atıl kalıyor?
Önümüzdeki iki yılda hangi görevler değişecek?
Beceri uyumu yalnızca çalışanın sorumluluğunda değil
Uzmanlara göre beceri uyumunun sağlanması yalnızca çalışanın kendisini geliştirmesiyle mümkün değil. Eğitim kurumları, işverenler ve kamu politikalarının da çalışma hayatındaki dönüşüme uyum sağlaması gerekiyor.
Çalışma hayatının hızla değiştiği bir dönemde tek bir diploma veya meslek unvanının ömür boyu güvence sağlamasının giderek zorlaştığını belirten Henden, geleceğin önemli becerilerinden birinin öğrenme çevikliği olacağını ifade etti.
Ancak bu çevikliğin yalnızca bireylerden beklenmemesi gerektiğini vurgulayan Henden, “İnsanlardan sürekli değişmelerini isterken eğitim kurumlarının, işverenlerin ve kamu politikalarının aynı yerde kalması mümkün değil” dedi.
Henden’e göre temel mesele daha fazla yetenek üretmekten çok, mevcut yeteneği görmek, doğru yerde kullanmak ve dönüşüm sürecinde kimseyi geride bırakmamak.
“Belki de artık ‘Hangi eğitimi eksik?’ diye sormak yerine ‘Sahip olduğu becerileri nerede ve nasıl kullanabilir?’ diye sormalıyız” değerlendirmesinde bulundu.
Yorum Yazın