28 Eylül 2026, Pazartesi
DOLAR 42.2631
EURO 49.0719
ALTIN 5726.6

Erdoğan: Birimizin Güvenliği Hepimizin Güvenliğidir

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Erdoğan: Birimizin Güvenliği Hepimizin Güvenliğidir
Abone ol
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Ghassan Charbel’e verdiği mülakatta Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri, Körfez güvenliği, Hürmüz Boğazı, Lübnan ve Suriye’deki gelişmelere ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ghassan Charbel’e verdiği mülakatta bölgesel güvenlikten Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerine, Hürmüz Boğazı’ndan Lübnan ve Suriye’deki gelişmelere kadar çok sayıda başlıkta değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan, mülakatta özellikle Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile ilgili kapsamlı mesajlar verdi.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikrinin, bölgede yaşanan gelişmeler karşısında ortaya çıkan yeni şartların ve ortak sorumluluk anlayışının bir sonucu olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye’nin uzun süredir bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi ve çözüme kavuşturulmasından yana olduğunu ifade etti.

Erdoğan, “Biz her zaman bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi ve çözüme kavuşturulmasından yana olduk. Bizim temel yaklaşımımız hep buydu. Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmeliydi, bunun ilk adımını attık diyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Son dönemde yaşanan gelişmelerin kardeş ve dost ülkeler arasındaki dayanışmanın önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Erdoğan, Türkiye’nin anlaşmazlıkların derinleşmesi yerine diyalog ve istişare kanallarının güçlendirilmesini savunduğunu söyledi.

Kalıcı barışın yalnızca çatışmaların sona ermesiyle mümkün olmayacağını belirten Erdoğan, karşılıklı güven, siyasi irade ve ortak gelecek perspektifinin de gerekli olduğunu vurguladı.

Erdoğan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın da bu anlayışın bir sonucu olduğunu belirterek, “Burada üç ülkenin bir araya gelmesinin ötesinde bölgemizin istikrarı, kardeş halkların huzuru bakımından tarihî bir sorumluluk üstlendik” dedi.

Anlaşmanın bölgede huzur ve istikrar isteyen diğer kardeş ülkelere de açık olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye’nin geçmişte olduğu gibi bugün de barıştan, istikrardan ve kardeşlikten yana tavır koymaya devam edeceğini ifade etti.

Erdoğan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı bu iradenin somut bir tezahürü olarak gördüklerini belirterek taraf ülke sayısını artırmaktan çekinmediklerini söyledi.

“İnşallah Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye olarak bölgemizde yeni bir iş birliği ve dayanışma döneminin kapısını araladık” diyen Erdoğan, bu kapının açık tutulması ve barış ile istikrarın güçlendirilmesine katkıda bulunulması iradesine sahip ülkeler olduklarını kaydetti.

Erdoğan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın ABD ile İran arasındaki gerilimle bağlantılı olup olmadığı sorusuna da yanıt verdi.

ABD ile İran arasındaki gerilimin bölgesel gelişmeler açısından önemli olduğunu belirten Erdoğan, ancak anlaşmanın yalnızca bu gerilim nedeniyle ortaya çıkmış konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Erdoğan, “Ancak Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51’inci maddesinde tanımlanan savunma hakkını da teyit eden anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını belirten Erdoğan, anlaşmanın bölgenin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açık olduğunu söyledi.

Erdoğan, anlaşmanın üç ülkeyle sınırlı kalmamasının hedeflendiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır. Bu, bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım olacaktır.”

Mekke’de atılan adımın geçmişinin de bulunduğunu belirten Erdoğan, anlaşmanın uzun zamandır hem imzacı ortaklarla hem de diğer bölge ülkeleriyle yapılan görüşmelerde ele alınan konulardan biri olduğunu söyledi.

Bölgede barış, istikrar ve güvenliğin güçlendirilmesi için ilgili ülkelerin düzenli istişare içerisinde olması gerektiğini uzun süredir ifade ettiklerini belirten Erdoğan, dışarıdan dayatılan reçetelerin bölgede ne tür felaketlere yol açtığının bilindiğini söyledi.

Türkiye’nin bölge ülkelerinin kendi iradesini ve ortak aklını belirleyici kılma yönünde politika yürüttüğünü belirten Erdoğan, Mekke’de ortaya çıkan üçlü mekanizmanın günübirlik gelişmelere verilmiş bir tepki olmadığını ifade etti.

Türkiye’nin gerilimin değil diplomasinin, çatışmanın değil diyaloğun, ayrışmanın değil bölgesel iş birliğinin güç kazanmasından yana olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye’nin bütün taraflarla konuşabilen ve gerektiğinde zor meselelerde sorumluluk üstlenebilen bir ülke olarak bölgesel barış ve istikrar için üzerine düşeni yapmaya devam edeceğini söyledi.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın savunma niteliği ve taraflardan birine yönelik saldırının üç ülkeye birden yapılmış sayılacağına ilişkin madde hakkında da değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, anlaşmanın isminden de anlaşılacağı üzere ortak bir savunma yaklaşımını temel aldığını söyledi.

Mekke-i Mükerreme’de kardeş ülkeler olarak böyle bir anlaşmaya imza atmış olmanın ayrıca önem taşıdığını belirten Erdoğan, anlaşmanın öncelikle kolektif caydırıcılığı esas aldığını ifade etti.

Anlaşmanın güvenlik ve savunma iş birliğini ilerleteceğini, savunma sanayii alanında ortak projeler geliştirilmesine ve terörizmle mücadelede ortak kapasitenin güçlendirilmesine katkı sağlayacağını belirten Erdoğan, “Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı” dedi.

Anlaşma maddelerinde açık şekilde taraflardan herhangi birinin güvenliğine yönelik tehdidin diğer taraflarca da ortak bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilmesinin esas alındığını belirten Erdoğan, bunun yalnızca askerî bir hüküm olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Erdoğan’a göre anlaşmanın asıl amacı caydırıcılığı güçlendirmek, tarafların güvenliğini karşılıklı dayanışma anlayışı içerisinde tahkim etmek ve bölgesel istikrarı korumak.

Türkiye’nin son yıllarda savunma ve güvenlik alanında önemli atılımlar gerçekleştirdiğini belirten Erdoğan, bu süreçte kardeş ve dost ülkelerle yapılan iş birlikleri ve anlaşmaların bölgenin barış ve istikrarını güçlendiren bir mahiyet taşıdığını ifade etti.

Erdoğan, anlaşmaya imza atan ülkelerin birbirlerine tehdit teşkil etmeyeceklerini, aksine birbirlerinin güvenliğini garanti etme taahhüdünde bulunduklarını ve dayanışma içerisinde olduklarını belirten mesajı verdiğini söyledi.

“Birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir” diyen Erdoğan, bu anlayışın bölgede kapsayıcı bir yaklaşımla hayata geçirilmesi halinde kalıcı barış, istikrar ve refah ortamının tesis edilebileceğine inandığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Orta Doğu’daki bölgesel güçlerin, daha önce büyük güçlerle sınırlı görülen güvenlik ve istikrarı sağlama sorumluluğunu üstlenmeye karar verip vermedikleri yönündeki soruyu da yanıtladı.

Erdoğan, bölge ülkelerinin artık kendi güvenlikleri, istikrarları ve geleceklerinin sorumluluğunu daha fazla üstlenmek durumunda olduklarını söyledi.

Bölgenin meselelerini en iyi bilenlerin bölge ülkeleri ve halkları olduğunu belirten Erdoğan, bölgesel sahiplenmenin, dayanışmanın ve ortak iradenin güçlendirilmesinin küresel istikrarın güçlenmesine de katkı sağlayacağını ifade etti.

Türkiye’nin bölge ülkelerinin kendi aralarında daha güçlü mekanizmalar kurmasını, güvenlik ve istikrarı birlikte tesis etmesini son derece önemli bulduğunu belirten Erdoğan, Türkiye’nin bölge ülkelerinin hemen hemen hepsiyle çok iyi düzeyde ilişkiler yürüttüğünü söyledi.

Mevcut iş birliklerinin daha kalıcı hale getirilmesinin faydalı olduğunu belirten Erdoğan, bölge ülkelerinin kendi güvenlik ve ekonomik istikrarlarını kendi aralarında kurumsal hale getirecek ilişkiler vasıtasıyla garanti altına almaları gerektiğine inandıklarını kaydetti.

Erdoğan, “Bugün ortaya çıkan tablonun en net gösterdiği durum da şu, bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez” dedi.

Türkiye’nin hedefinin dışlayıcı bloklaşmalar olmadığını vurgulayan Erdoğan, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygıya, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel iş birliği düzenini savunduklarını ifade etti.

Erdoğan, Mekke Anlaşması’nın Körfez bölgesinde güvenliğin güçlendirilmesine katkı sağlayacağına inandığını belirtti.

Bölgenin refahına, huzuruna ve güvenliğine hizmet edecek bir anlaşmaya imza attıklarını ifade eden Erdoğan, Körfez bölgesinin güvenliğinin yalnızca bölge ülkeleri açısından değil, küresel ekonomi ve uluslararası ticaret bakımından da büyük önem taşıdığını söyledi.

Enerji arz güvenliğinden deniz yollarının emniyetine, ticaretin sürekliliğinden küresel ekonomik istikrara kadar pek çok başlığın doğrudan bölgenin huzuruyla bağlantılı olduğunu belirten Erdoğan, son aylarda yaşanan gelişmelerin bunun somut bir göstergesi olduğunu ifade etti.

Körfez’de güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik her adımın yalnızca bölgesel değil, küresel barış ve refah bakımından da değer taşıdığını belirten Erdoğan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın bölgenin ortak güvenlik ve dayanışma anlayışına önemli katkı sağlayacağına ve bölgede paradigmayı değiştireceğine inandığını söyledi.

Güvenlik ile ekonomik kalkınmanın birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirten Erdoğan, siyasi istikrar ile ekonomik kalkınmanın da birlikte ilerlediğini ifade etti.

Avrupa’nın yaşadığı büyük savaşların ardından önce istikrar ve güvenlik, ardından ekonomik entegrasyon ve refah noktasına geldiğini belirten Erdoğan, bölge ülkelerinin aynı noktaya büyük acılar yaşamadan ulaşabileceğini söyledi.

“Huzurun olmadığı yerde ticaretin, yatırımın ve refahın sürdürülebilir olması mümkün değil” diyen Erdoğan, Körfez’in istikrarının Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik bağlantıların güvenliği açısından da stratejik bir mesele olduğunu vurguladı.

Körfez’in barış ve istikrarını Türkiye’nin güvenlik ve bölgesel barış perspektifinden ayrı görmediklerini belirten Erdoğan, Türkiye’nin üzerine düşen sorumluluğu almaya ve yapıcı diplomatik çabalarını sürdürmeye devam edeceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı’ndaki duruma ilişkin soruya verdiği yanıtta ise boğazın yalnızca bölgesel değil, küresel öneme sahip bir nokta olduğunu belirtti.

Küresel enerji arzı ve uluslararası ticaret bakımından Hürmüz Boğazı’nın son derece stratejik bir geçiş noktası olduğunu belirten Erdoğan, burada yaşanabilecek herhangi bir gerilimin etkilerinin yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı kalmadığını söyledi.

Petrol fiyatlarındaki gelişmelerin bunun etkilerini bütün dünyaya gösterdiğini ifade eden Erdoğan, “Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri olduğunu kanıtladı” dedi.

Mevcut gerilimin bir an önce sona ermesini ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli, istikrarlı ve kesintisiz biçimde uluslararası ticarete hizmet etmesini temenni ettiklerini belirten Erdoğan, bunun tarafların sağduyulu davranmasına ve diplomasi kanallarının açık tutulmasına bağlı olduğunu söyledi.

Türkiye’nin hiçbir zaman gerilimin tırmanmasından yana olmadığını belirten Erdoğan, bütün taraflarla diyalog kurarak sorunların müzakere yoluyla çözülmesini savunduklarını ve tarafları aynı masada buluşturmaya gayret ettiklerini ifade etti.

Erdoğan, Hürmüz Boğazı’nın yanı sıra Ukrayna ve Filistin’de de kalıcı çözümün çatışmadan değil diplomasiden geçtiğini söyledi.

Böylesine kritik bir su yolunun güvenliği konusunda bölge ülkelerinin büyük sorumluluk taşıdığını belirten Erdoğan, bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin Hürmüz Boğazı’nın istikrarına önemli katkı sağlayacağına inandıklarını kaydetti.

Erdoğan’a göre hedef, Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ve istikrarlı normal seyrine dönmesi ve bu durumun kalıcı hale getirilmesi olmalı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, mülakatta Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerini de değerlendirdi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri ortak tarih, kardeşlik bağları ve karşılıklı çıkarların şekillendirdiği stratejik bir ilişki olarak gördüklerini belirten Erdoğan, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın yalnızca dost ve kardeş iki ülke olmadığını, aynı zamanda bölgesel barış, istikrar ve refah bakımından önemli sorumluluklar taşıdığını söyledi.

Son dönemde ikili ilişkilerde yakalanan ivmeden memnuniyet duyduklarını belirten Erdoğan, siyasi diyaloğun güçlendirilmesinin yanı sıra ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayii, enerji ve turizm başta olmak üzere çok sayıda alanda iş birliğinin geliştirildiğini ifade etti.

Türkiye’nin Suudi Arabistan ile ilişkileri dönemsel gelişmelerin ötesinde, uzun vadeli ortak menfaatler ve karşılıklı saygı temelinde ele aldığını belirten Erdoğan, bölgenin ciddi sınamalardan geçtiği bir dönemde iki ülke arasındaki yakın istişare ve iş birliğinin daha da önem kazandığını söyledi.

Mekke Anlaşması’nın başta savunma iş birliği olmak üzere iki ülke ilişkilerinin birçok alanda daha da güçlenmesine vesile olacağına inandığını belirten Erdoğan, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın bölgenin huzuru ve istikrarı bakımından ortak sorumluluklarının bilincinde olduğunu ifade etti.

Türkiye olarak Suudi Arabistan’ın ve bölgedeki diğer ülkelerin istikrarını ve güvenliğini önemsediklerini belirten Erdoğan, bölgedeki en küçük bir krizin dahi başta göç ve terör olmak üzere bütün bölge ülkeleri tarafından hissedilen sonuçlar doğurduğunu söyledi.

Erdoğan, önümüzdeki dönemde Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri çok daha ileri seviyelere taşıyacak adımlar atacaklarına inandığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Lübnan’daki son gelişmelerle ilgili değerlendirmesinde ise Lübnan’ın Türkiye açısından yalnızca coğrafi olarak yakın bir ülke olmadığını, tarihsel bağların bulunduğu dost ve kardeş bir ülke olduğunu söyledi.

Lübnan’ın huzuru, güvenliği ve istikrarının bütün bölgenin istikrarı bakımından büyük önem taşıdığını belirten Erdoğan, diğer bölge ülkelerinde olduğu gibi Lübnan’ın egemenliğinin, siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurguladı.

Lübnan’ın iç meselelerinin dış müdahaleler veya askerî yöntemlerle daha da karmaşık hale getirilmesine karşı olduklarını belirten Erdoğan, ülkenin dış güçlerin rekabet alanına dönüştürülmemesi gerektiğini söyledi.

Lübnan’ın geleceğine ilişkin kararları Lübnanlıların kendi iradeleriyle alabilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ivedilikle sona erdirilmesi gerektiğini ifade etti.

Erdoğan, Lübnan’da ateşkesin sağlanması için devam eden görüşmeleri olumlu bulduklarını belirterek Lübnan’ın güvenliği ve istikrarının bölgesel barıştan ayrı düşünülemeyeceğini söyledi.

“Orta Doğu’nun kaderi sürekli çatışmalarla, yıkımlarla ve acılarla yazılmamalı. Bu bölge, barışı, huzuru ve refahı da hak ediyor” diyen Erdoğan, Türkiye’nin diplomatik çabalarının merkezinde de bu anlayışın bulunduğunu ifade etti.

Bölgenin uzun yıllardır savaş ve gözyaşıyla anıldığını belirten Erdoğan, bu tablonun değiştirilmesi için ellerinden geleni yapmaları gerektiğini söyledi.

Erdoğan, Türkiye’nin arzusunun Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşması, kurumlarının güçlenmesi ve Lübnan halkının güven içerisinde geleceğine bakabilmesi olduğunu belirtti.

Bu çerçevede her türlü teknik desteği sağlamaya ve iş birliği tesis etmeye hazır olduklarını ifade eden Erdoğan, bu yöndeki iradelerini yakın zamanda Türkiye’de ağırladıkları Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ve Başbakan Nawaf Salam’a da ilettiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, mülakatta Suriye’deki değişim sürecine ilişkin de kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Suriye’de yaşanan değişim sürecini, Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi açısından tarihî bir dönüm noktası olarak değerlendirdiklerini belirten Erdoğan, Türkiye’nin en başından beri Suriye’nin toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini ve egemenliğini savunduğunu söyledi.

Suriye’nin maruz kaldığı savaş, terör ve istikrarsızlığın bütün bölgeye ağır bedeller ödettiğini belirten Erdoğan, önlerinde yeni bir dönem bulunduğunu ve bu dönemin kalıcı barışa, istikrara ve yeniden imara vesile olmasının en büyük temennileri olduğunu ifade etti.

Suriye’nin kuzeyinde veya başka herhangi bir bölgesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek yapılara müsaade etmeyeceklerini belirten Erdoğan, Suriye’nin toprak bütünlüğünün Türkiye açısından ne kadar önemliyse Türkiye’nin millî güvenliğinin de o derece önemli olduğunu vurguladı.

Sürecin başından beri arzularının Suriyeli kardeşlerinin kendi ülkelerinde güven ve huzur içerisinde yaşayabilmesi olduğunu belirten Erdoğan, Suriye’nin Aralık 2024’ten bu yana güvenlik koşullarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınmanın zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşının tesis edilmesi bakımından önemli mesafe katettiğini söyledi.

Bu sonucun alınmasında bölgesel sahiplenmenin ve Suriye Hükûmetinin arkasında tesis edilen bölgesel desteğin önemli rol oynadığını belirten Erdoğan, bölgesel ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler geliştirmiş olan Suriye Hükûmetinin sürdürülebilir istikrar ve güvenlik gündemine odaklanarak ilave çatışmaların dışında kalma maharetini gösterdiğini ifade etti.

Bugün Suriye’nin normalleşmesinin bütün bölge açısından stratejik önem taşıyan bir konu haline geldiğini belirten Erdoğan, Suriye’nin artık istikrarsızlık kaynağı olmaktan ziyade bağlantısallık ve kalkınma projeleriyle anılmaya başladığını söyledi.

Türkiye’nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye’nin istikrarı, yeniden ayağa kalkması ve bölgesel barışın güçlenmesi için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğini belirten Erdoğan, bu istikamette Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde hareket etme iradesine sahip olduğunu söyledi.

Erdoğan, Suriye’de yeni bir sayfa açıldığını belirterek bu sayfanın yeni acılarla değil; barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek anlayışıyla yazılması gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şarku’l Avsat’a verdiği mülakatta farklı bölgesel başlıkları değerlendirirken Türkiye’nin temel yaklaşımının diplomasi, diyalog, bölgesel sahiplenme ve ortak güvenlik anlayışı olduğunu yineledi.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın yalnızca üç ülke arasındaki askerî bir düzenleme olarak görülmemesi gerektiğini belirten Erdoğan, anlaşmanın bölgesel güvenlik ve dayanışma anlayışının geliştirilmesi açısından stratejik bir adım olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin bölgedeki ülkelerin kendi güvenlikleri ve gelecekleri konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesini savunduğunu belirten Erdoğan, dışlayıcı bloklaşmalar yerine egemenliğe, toprak bütünlüğüne, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel iş birliği düzeninin hedeflenmesi gerektiğini söyledi.

Erdoğan’ın açıklamalarında Körfez güvenliği, Hürmüz Boğazı’nın uluslararası ticaret açısından önemi, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri, Lübnan’ın istikrarı ve Suriye’nin yeniden yapılanması başlıkları da bölgesel güvenlik perspektifi içinde ele alındı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bundan sonraki süreçte de gerilimin tırmanması yerine diplomasi kanallarının açık tutulması, çatışmalar yerine diyaloğun güçlendirilmesi ve bölge ülkeleri arasında iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesi yönündeki politikasını sürdüreceği mesajını verdi.

Anahtar Kelimeler:
  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Termeden Suriyeye kardeşlik eli Önceki Haber

Termeden Suriyeye kardeşlik eli

Kayserisporda izin bitti Sonraki Haber

Kayserisporda izin bitti

Yorum Yazın

aaaaa

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar