banner155

banner244

08.11.2019, 14:18

Yarın’a koşmak..

Yarına kavuşmak, kavuşabilmek veya yarına koşmak kendi irademizde olduğunun garantisini veremeyiz!

Yarın 10 Kasım, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 81. yıldönümü.

Cumhuriyet’imizin kuruluşunun 96. yıldönümünü 29 Ekim günü kutladık.  Ne tesadüf ki, 29 Ekim tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk, bir sonraki ay olan Kasım’ın 10’unda hayata gözlerini kapatıyor. Cumhuriyet’in kuruluş yıldönümü ile ölüm tarihi arasında 12 günlük bir süre görmekteyiz.

Bazı zatlar ne kadar kendi aklı ve düşünceleri değil de bağlı oldukları kravatlarını bağlayanlara karşı hareket etmeye çalışsalar bile, Türkiye’de, Anadolu topraklarında “Atatürk” sevgisi ve saygısını yok etmeye güçlerinin yetmediğini görmekteyiz.

Emperyalizmin icatları, cep telefonları çocuklarımızı, kadın ve gençlerimizi yönlendirmeye çalışarak, onların okumalarına engel olacak şekilde yönlendirmeler yapmaya çalışsa da sokaklarda; Atatürk resimli giysilerle yürüyen gençlerimizin sayılarında artışlar olduğunu görmekteyim.

Bu arada, Atatürk’ün adını kullanarak dernek açanlar veya Atatürk’ün partisi olduğunu söyleyerek konuşma yapan siyasi parti yetkililerinin bu gençlerimizle ilgilenip ilgilenmediği olaylarıyla ilgili ayrıca ve bence tartışma konusu olabileceğini de anımsatmak isterim.

Türkiye’de bazı zatların tüm unutturmak istemesi uğraşlarına karşın, halkımız Ekim ayında Anıt Kabir’de Atatürk’e ziyarete koştu. Geçtiğimiz ay içerisinde 1 milyon 189 bin 292 kişi  Atatürk’ü ziyaret için Anıt Kabir’e giderken, aynı zamanda 2019 yılının da rekoru kırılıyordu. 

Biraz daha Anıt kabir ziyaretleri ile ilgili bilgilendirme yapmak gerekirse; 2019 yılının 10 aylık süresi içerisinde Anıtkabir’e giden  Türk ve yabancı sayısının 4 milyon 631 bin 480 kişi olarak kayıtlara geçtiğini öğreniyoruz. Bu kayıtlar arasında ise 309 bin 491 kişinin ise yabancı uyruklu vatandaşlardan oluştuğu bilgisine ulaşıyoruz.

Atatürk ile ilgili, adını unutturmaya çalışanların, portrelerini resmi devlet kurumlarından kaldırmak isteyenlerin yüzlerindeki bakışları “Beden okuma dili olarak” çözmeye çalışıyorum.

Kurtuluş Savaşı sonrasında; “Keşke Yunan galip gelseydi” diye konuşan bir “Din tüccarı ve inanç sömürücüsü(!)” zatın hasta yatağında ziyaretine gidenler ile, Cumhuriyet dönemi öncesindeki “İngiliz ajanı İmamların”, din bilgisi eksik halka öğrettikleri arasında bir köprü kurmanızı öneriyorum. 

İngiliz ajanları çok iyi derecede Türkçe öğrenip, Kur’an-ı kerim’i de okuyarak halkımızın arasına girerek; “Asılırsan İngiliz ipiyle asıl!” gibi halk deyimlerini yerleştirmeye çalışırken, bunların farkına varan Atatürk’ün böylesi İmamlar için uyguladıkları yöntemin bugün farklı şekilde anlatmak isteyenlerin, tarihi okumadıkları veya günümüzün İngiliz Ajanı oldukları yönünde kuşkularımı belirtmekte yarar görüyorum.

Yarın 10 Kasım, Atatürk’ümüzün aramızdan ayrılışın yıldönümü olduğu kadar, bana bu mesleği öğreten Gazetesi Ali Rıza Karadağ’ın da ölüm yıldönümüdür. Her ikisini de saygı ile anıyorum. Saygılarımla…

Yorumlar (0)