Hafif adımlarla dünyada gülümseyerek yürümenin ayrı bir güzelliği vardır. İnsanlara bir kötülüğü dokunmadan yaşamanın ise güzel hoşnutluğu, Yumuşak lisanın mutluluğu vardır, Hoşgörü ile yaşayalım hoşça geçinelim. Çünkü Allah ve Resulü’de bize bunu emrediyor.
Güzel ve yumuşak lisan insanlar üzerinde çok etkilidir. Allah cc. Hz. Musa ve Hz. Harun'a, kendilerine ölüm fermanını imzalayan, son derece zalim, gaddar ve ilahlık iddiasında bulunan Firavun’a bile yumuşak söz söylemelerini emrediyor.
"İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor. Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." (Taha Suresi, 43-44)
Yine Allah cc. Kur’an-ı Kerim’de inanan insanların inanmayanlara ve zulmedenlere karşı nasıl bir tavır sergilemeleri gerektiğini çok güzel izah etmektedir.
“İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir… (Fussilet Suresi, 34-35)
ayetiyle de müminlerin kötülüğü iyilikle uzaklaştırmaları karşılığında düşmanların dost haline geleceği sırrını bize bildiriyor.
Hal böyle ilken özellikle 2020 yılı Korona virüsü ile tüm dünyaya musallat olan salgın hatalık, vekalet savaşları, ekonomik ve medeniyet savaşları ile birlikte Gezi olayları ile başlayıp 15 Temmuz ile devam eden süreç tüm insanları etkiledi. Sabır tahammül, diyargamlık ve kardeşlik hukukumuz zede almaya başladı. Mantar gibi partiler, dernekler, vakıflar, cemaat ve cemiyetler ortaya çıkmaya başladı. Dünyada ve Türkiye’mizde bu durumu altın tepside sunmaya çalışan toplum mühendisliği yaparak algı operasyonu yapan grup ve güruhlar sözüm meclisten dışarı affınıza sığınıyorum “İleri durup çömelip ürüyorlar.”
Öyle bir duruma geldik ki; sen ben kavgası, umursamazlıklar, iyi niyet tatlı dil, güler yüze hasret kaldık. Öyle şahane bahaneler varki, aynı düşünmüyorsan birlikte yürüme, aynı partiye oy vermiyorsun geldiğin yere gitmem, o zaten olmuş olacağını onunla konuşmaya gerek yok, vesaire vesaire, menfaat yoksa dostlukta yok, benim görüşümü kabul etmiyorsan saygı duy denilmediği gibi, benim görüşüme göre yaşa denilmeye çalışılıyor.
Ama güzel Allahım öylemi diyor haşa; biz bizi yaratanın öğütlerini bırakarak kendi kendimize zulmediyoruz. Hak ve hakikati kabullenme, hayatımıza tatbik etmek ve tebliğ etmeden kendimizi mahrum bırakıyoruz.
Allah’ın bize ikram ettiği ayetlere uyarak güzel ve hayırlı söz söylemeliyiz, bu konuda kararlılık göstermek durumundayız. Yine Allah cc buyuruyorki;
“Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah'ındır. Güzel söz O'na yükselir, salih amel de onu yükseltir...” (Fatır Suresi, 10)
Bizi yaratan ve terbiye eden Rabbımız,
“Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle…” (Isra Suresi, 53)
buyruğuyla iyiliğe, güzelliğe ve doğruluğa davetle sorumlu olduğumuzu çok açık bildirmektedir. Ancak söylediğimiz sözü hikmetli kılacak olan ancak ‘nutku verip konuşturan’ Allah’tır.
Biz kendimizi paralasakta, parçalasakta boş lakırdıdan ibarettir, yumuşak lisan ve güzel edep ile adabımızı bilerek karşımızdakine fikrimizi anlatmak durumundayız. Çünkü insanlara para, pul, aş, ekmek vermekle karnını doyurursunuz inancına hükmedemezsiniz. Kaba kuvvet ve baskı ile insana zorla bir şeyler yaptırabilirsiniz demokrasi kılıcı kisvesiyle hukuka hükmettiğini sanarak adalet dağıtma adı altında zulüm yapabilirsiniz ama insan Allah’a bir can borcum var oda itibarım, insanlığım ve Şeref’im adıns feda olsun dediği anda her iş başa yani aslına dönecektir.
O, dilediği kulunun kalbini değiştirecektir.
Musa Firavun’a, İbrahim Nemrut’a, Muhammed Mustafa Mekke halkına diklenmeden dik durdular yumuşak lisan ve hal dili ile gönülleri fethettiler.
Allah cc ne söylüyorsa doğru söylüyordur.
“Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir.” (İbrahim Suresi, 24)