19 Eylül 2026, Cumartesi
DOLAR 42.2631
EURO 49.0719
ALTIN 5726.6
Murat Deniz Demirci

Murat Deniz Demirci

Mail: [email protected]

Yankı Odalarından Çıkmak…

Türkiye’de doğup büyüyen hemen her fâninin kaderidir; siyasetle çok erken yaşta, henüz neyin ne olduğunu tam kavrayamadan tanışırız.

Önce içine doğduğumuz ailenin pazar kahvaltısı sofralarındaki hararetli tartışmalar, ardından lise sıralarında filizlenen ilk politik bilinçlenme...

Üniversite çağına geldiğimizde ise dünya görüşümüzün sınırları keskinleşir. Karşıt görüşlü akranlarımızla fikir mücadelelerine girişir, kelimelerin tükendiği yerde ne yazık ki kaba kuvvete başvurmaktan da geri durmayız.

Gençlik işte; dünyayı değiştirebileceğimize olan inancımızla, yumruklarımızı düşüncelerimizin önüne koyduğumuz o hırçın yıllar...

Zaman geçer; hayatın o bilindik gailesi başlar. İş hayatı, askerlik, aile kurma telaşı derken o eski aktiflik yavaş yavaş yerini daha dingin bir gözlemciliğe bırakır.

Ancak siyasetten tamamen kopmak ne mümkün? Akşam haberlerini izlerken ya da bir siyasetçinin demeçlerini dinlerken, kimse yoksa bile kendi kendimize mırıldanırız: "Yahu, bu memleket nereye gidiyor?"

İşte tam bu mırıldanma anı, bizim ne nitelikte birer "yurttaş" olduğumuzu belirleyen o kırılma noktasıdır.

Burada önümüzde iki yol uzanır: Ya modern zamanların o konforlu sığınağına, yani kendi "yankı odamıza" çekilip sosyal medya çığırtkanlarının çaldığı davulun arkasından fütursuzca koşacağız; ya da anlatılanın arkasındaki gerçeği, "Acaba gerçekten öyle mi olmuş?" diyerek sorgulayacağız.

Bu sorgulamanın ne sağı vardır ne solu, ne yukarısı ne aşağısı. Bu, düpedüz bir zihniyet meselesidir.

Bugün, tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir bilgi kirliliği çağında yaşıyoruz. Kitle iletişim araçlarının "karpuz gibi" ortadan ikiye bölündüğü, her iki tarafın da kendi tarafına duymak istediği yalanları fısıldadığı bir vasattayız.

İnternetin elimizin altında olduğu, bilgiye ulaşmanın bu kadar kolaylaştığı bir çağda, bize sunulan manipülasyonları sorgulamadan yutmak, rüştünü ispat etmemiş bir toplumun alametidir.

Bilinçli bir insan, önüne konan "hakikat" ambalajlı paketi hemen açıp tüketmez; en azından iki üç farklı kaynağın süzgecinden geçirir. Eleştirel akıl tam da bunu gerektirir.

Osmanlı’dan devraldığımız o "tebaa" reflekslerinden sıyrılıp gerçek anlamda "yurttaş" olabilmenin yolu, ideolojilerin ve dogmaların esiri olmamaktan geçer.

Yıllardır dillerde sakız olmuş, içi boşaltılmış o demode sloganları bir kenara bırakmak zorundayız.

Unutmayalım ki, partilerde delege de olsanız, sivil toplum örgütlerinde dirsek de çürütseniz, günün sonunda o sandığın başına tek başınıza gideceksiniz.

O mühür sizin elinize geçecek. Hani ekranlarda sıkça tekrarlanan, biraz popülist ama temelde son derece doğru olan o meşhur söz var ya: "Patron sizsiniz."

Evet, patron gerçekten de sizsiniz; yeter ki o mührü vururken kendi aklınızın patronu olmayı becerebilin.

Yorum Yazın

aaaaa
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar