19 Eylül 2026, Cumartesi
DOLAR 42.2631
EURO 49.0719
ALTIN 5726.6
Hasan  Kazgı

Hasan Kazgı

Mail: [email protected]

Ya Hayır Konuşalım Yada Susalım

   Doğru konuşmak güzel bir meziyettir. Ancak doğru konuşayım derken insanları kırmak da doğru değildir. Durumuna göre kul hakkına da girebilir. 

İnsan hayata daha çok dostlarıyla, sevdikleriyle tutunur. Sevinçlerini onlarla paylaşarak arttırırken acılarını, hüzünlerini yine onlarla paylaşarak azaltır. Kişi, tanımadığı kimselerden bir kötülük, bir haksızlık gördüğünde çok incinmez, en azından hayal kırıklığına uğramaz ama dostundan gördüğü küçücük bir eziyete bile katlanması çok zor olur.

"Allah'a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun." (Buhârî, Edeb 31, 85, Rikak 23)

“Dost acıyı söyler” değil, dost doğru olanı acıtmadan, incitmeden samimi bir şekilde anlatmak durumundadır.

Doğru olunacak, doğru yapılacak, doğru konuşulacak; yalnız damara dokundurulmayacak, sözün kalbe işlemesine özen gösterilecek. Doğru sözde “nezaket üslûbuna” önem verilecektir.

Medeniyet iklimimiz ve bu iklimin beslendiği referanslarımız bize susmamız gereken yerde susmayı tavsiye ederken konuşmamız gereken yerde de konuşmayı emreder ve bu duruşu ümmet olmanın ön şartı sayar. Lakin şu var ki, doğrulukta bir “nezaket üslûbu” lâzımdır. Doğru söylüyorum diye sözü taş gibi yapıp pat diye vurmak doğru değildir. Yerine göre böyle sert üslûba da ihtiyaç var; ama “nezaket üslûbu” muhakkak korunmalıdır. Çünkü insanoğlu “nezaket üslûbuna” hayrandır.

Dostluk, fedakarlık ve emek ister. Her şeyi karşısındaki insandan bekleyerek elde edilemez hakiki dostluklar. Dostluk; mutluluk, üzüntü, hastalık, sağlık, darlık ve bollukta dostunun yanında olabilmektir.
Hayatımızda kaç tane güzel dostumuz var acaba? Ya da tersinden soracak olursak, şu kısa hayatta kaç kişi için gerçekten güzel bir dost, güzel bir kardeş olabildik? 

Dostlarımıza, kardeşlerimize karşı hareketlerimize çok dikkat edelim ve kalplerini kırdıysak hemen özür dilemeyi de asla ihmal etmeyelim. Çünkü yarın özür dilemek için çok geç olabilir.

Adamın biri, "Nerede olursa olsun ben hep doğruyu söylerim, kimseye müdara etmem." diye iddiada bulunurmuş.
Bir gün birinin şahide ihtiyacı olmuş, mahkemeye götürmüş. Bizim doğrucu bakmış ki, kadı efendinin bir gözünde şaşılık var. Hemen, "Selamün aleyküm kör kadı." deyivermiş. Kadı da kızıp, "Atın şu münasebetsizi içeriye." diyerek hapsi boylatmış. Mahkumlar “Neden hapse atıldın?" diye sorunca. Ben sadece doğruyu söyledim: 'Selamün aleyküm kör kadı.' dedim. O da beni hapse attı. Halbuki ben doğruyu söylemiştim."
Mahkumlar gülmüşlür:
"Efendi, her doğruyu her yerde söylemek doğru mu? İşte böyle münasip olmayan yerde söyleyeceğin bir doğru, münasip olan yerlerde söylemen gereken doğrulara da mani olur, şahitlik bile yapamaz hale getirirler seni..." demişlerdir.

Allah’ın (cc) Habib’i Nur Muhammed Mustafa (s.a.v) ‘me, nüzulü ile “beni bu sûre ihtiyarlattı” dedirten Hut sûresi 112. ayette geçen emrolunduğun gibi dosdoğru ol emri ilahisi, ve Asr suresinde, kurtuluşa erenlerin ancak hakkı tavsiye edenler olacağını bildirilmiştir. İmani hakikatlerde amenna, usul-ü dairesince ve hulus-i kalp ile batıla karşı hakkı haykıracağız.

Padişahın biri, rüyasında, dişlerinin önden arkaya doğru döküldüğünü, yemek yiyemez hale geldiğini görür. Canı sıkılan padişah, gördüğü rüyanın yorumunu yaptırmak üzere derhal saray tâbircilerini huzuruna çağırtır. Rüyasını anlattıktan sonra tâbircibaşına:
“–Hele bir söyle, bu rüyâ hayır mıdır, şer midir? Neye işarettir?” diye sorar. Tâbircibaşı hiç düşünmeden:
“–Maalesef şerdir padişahım!” der ve sözlerine şöyle devam eder:
“–Uzun yaşayacaksınız; ama ne yazık ki gözlerinizin önünde bütün yakınlarınızın birer birer ölüp sizi yapayalnız bıraktıklarını göreceksiniz.”
Tâbircibaşının bu yorumu, padişahın gönlünde âdeta soğuk rüzgârlar estirir. Bir anlık sessizliğin ardından padişah hiddetle kükrer:
“–Tez atın şunu zindana, felâket tellâlı olmak neymiş öğrensin!”
Muhafızlar, tabircibaşıyı yaka-paça götürüp zindana atarlar.
Padişah, bu kez huzürundaki diğer bir tâbirciye dönerek aynı soruyu sorar.
Tâbirci sükünet içinde bir müddet düşünür, sonra birden yüzü aydınlanır ve tane tane konuşmaya başlar:
“–Hayırdır pâdişâhım, hayırdır! ” der. “ Bu rüyâ, bütün yakınlarınızdan uzun yaşayacağınızı ve daha nice seneler ülkenizi huzur ve saâdetle idâre edeceğinizi gösterir.”
Bu habere çok sevinen Pâdişah, tabirciye iki kese altın ihsân eder.
Olup biteni başından beri izleyenler ise, şaşkınlıkla tâbirciye şu suâli sorarlar:
“–Aslında sen de tâbircibaşı da aynı şeyi söylediniz. Pâdişah neden onu cezâlandırdı da seni mükâfatlandırdı?”
Tâbirci tebessüm eder ve şöyle der:
“–Elbette aynı şeyi söyledik; fakat öyle zaman olur ki, ne söylediğinden ziyâde nasıl söylediğin ve kime söylediğin daha mühimdir.”

Başkalarının, hakkında yalan yanlış düşünmeleri insanı fazla üzmez, yıpratmaz; ama sevdiği birisi, hakkında yanlış düşünürse, zarar verecek bir davranışta bulunursa veya doğru dahi olsa hatırlamak istemediği bir konuyu açarsa hele helede uyardığı halde tekraren konu hakkında konuşmaya devam ederse işte bu insanı üzer, incitir. 

Hallac-ı Mansur, cezbe ve sekir halinde (Osmanlı Dönemi-Fenafillah makamında kendi varlığını hiç görmek ve bu manevi halin zevk ve tesirinden ruhi bir coşkunlukla kendinden geçme hali) söylediği ve mazur bulunduğu Ene’l-Hak cümlesi yüzünden idama mahkum edilir. Onu asılacağı meydana getirdiklerinde etrafta mahşeri bir kalabalık vardır. 

Hallac-ı Mansur darağacını görünce güler ve kalabalık arasında gördüğü dostu Şibli’den seccade isteyerek iki rekat namaz kılar. Ardından şöyle dua eder: 

“Allah'ım burada senin dinin uğruna gayrete düşüp beni öldürmek için toplananların suçlarını affet.”

Bu esnada kalabalık içinden özellikle düşmanları, fırsat bu fırsat diyerek 
Hallac-ı Mansur’a taş atarlar. Hallac-ı Mansur bunlara ah bile demez hatta tebessüm eder, ama dostu Şibli ağlayarak kırmızı bir gül atınca; 
Hallac-ı Mansur inler ve şöyle der: 

“Taş atanlar avam takımı, bilmiyorlar, halden anlamazlar. Onların taşı bizi incitmez ama halden anlayan bir dostun attığı gül bile bizi incitti, canımızı acıttı.”

O kişi sıradan biri değildir çünkü. Belki en zor günlerinde yanında olmasını beklediği insandır. Her şartta desteğini umduğu, hayatta en çok güvendiği kimselerden biridir.

Dostun gönlü, dostuna karşı hassastır, çok şeyler bekler ondan… Bu yüzden insan dostluk hukukuna çok dikkat etmelidir. Özellikle dostla hal ve harekete, konuşmaya özen göstermek gerekir. Çünkü bazı sözler, keskin kılıç gibidir, dostluğu keser, kalpte tedavisi zor yaralar açar, kalpteki muhabbet çiçeklerini kurutur. Bazen yerinde olmayan gereksiz bir istek, küçük bir tavır veya söz bile, çok büyük mutlulukların elden kaçırılmasına sebep olur.

“Konuşmak bize mahsus, 
Olsa da bir güzel süs, 
Ya hayır de, yahut sus. 
“Dili incitme gönül.”     Bestami YAZGAN

Ne mutlu İhlas ve Kardeşlik anlayışının gereğini yerine getirebilenlere. Ne mutlu şu kısa hayatta en yakın dost, en fedakar arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olabilenlere…

aaaaa
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar