Allah bizi devletsiz bırakmasın.
Türkiye Cumhuriyeti kolay kurulmadı. Açlık, sefalet, yokluk, aklınıza gelecek her türlü olumsuzluklar kara bulut gibi üzerimize çökmüştü. Birinci dünya savaşına katılmak zorunda kalan Osmanlı İmparatorluğu yenilmişti. Bütün kaleler zaptedilmiş, tersaneler ele geçirilmiş, etnik ve din unsuru ön plana çıkarılarak ayaklanmalar, isyanlar, entrikalar, ajan/provokatörlük Saray’da cirit atıyorlardı. Bir nevi Osmanlı İmparatorluğunun başında “Mıh Yülünüyor.”du. Osmanlı hasta bir insana benzetiliyor ve itilaf devletleri bu fırsatı sömürüye (ganimete) çevirme gayreti güdüyordu.
Dikkatinizi celbediyorum.
30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı Devleti’nin imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşması, İstanbul’un işgaline uzanan süreci başlatmıştır. Müttefiklerin paylaşamadıkları bu şehri birlikte işgal etme planları, 13 Kasım 1918 tarihinde yürürlüğe konulmuş; İstanbul önlerine gelen İtilaf Devletleri donanması 465 yıllık Osmanlı başkentini askerî bir işgal ve abluka altına almıştır.
13 Kasım 1918’den 16 Mart 1920’ye uzanan süreçte İtilâf Devletleri (İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan gemilerinin oluşturduğu bir filo Boğaziçi’ne gelerek İstanbul’a tam 35 bin kadar kuvvet çıkarır. İşgalci kuvvetlerin baskısı karşısında padişah, 21 Aralık 1918 günü meclisi dağıtır. 16 Mart 1920’de ise resmi işgale dönüşür. Şehrin komutası ve denetim Britanya yüksek komiserindeydi.)
işgal kuvvetleri İstanbul’da denetimi büyük ölçüde ellerine geçirmişlerdir. Bu zaman zarfında başkentteki uygulamaları ile bu işgalin geçici bir işgal olmadığını, burada kalıcı olduklarını göstermişlerdir. 5 Kasım 1919 tarihine gelindiğinde İtilâf Devletleri’nin İstanbul’daki işgal kuvvetlerinin sayısı 50.000’i geçmiştir. İşgalciler, İstanbul’daki uygulamaları ile sömürü amaçlı olarak buraya geldiklerini de göstermekte idiler.
Uzun bir işgal ve kontrol döneminden sonra İstanbul, Türk ordusunun denetimine geçmiş; başkenti bir oldu bitti ile işgal edenler; 4 Ekim 1923 günü düzenlenen bir törenle Türk Bayrağı’nı ve ordusunu selamlayarak şehirden ayrıldılar.
5 Ekim 1923’te şehrin Anadolu yakasına gelen Korgeneral Şükrü Naili Gökberk komutasındaki Türk Ordusu, 6 Ekim 1923 günü coşkun bir bayram havası içinde, sevinç gözyaşları arasında ve çiçek yağmuru altında İstanbul’a girdi. Böylece 5 yıl kan ağlayan güzel İstanbul kurtulmuş oldu.
Balkanlar/Avrupa elimizden alınmış, Afrika’da Libya Mısır vs, Ortadoğu ve Arap yarımadası elimizden çıkmıştı.
Kapitülasyon adı altında ekonomi yabancıların eline geçmiş, devletin kozmik odasına kadar yabancılar girmiştir.
Şu an İngiltere başbakanı olan Boris Johnson, Osmanlı'nın son döneminde İçişleri ve Milli Eğitim Bakanı olan Ali Kemal Bey'in öz torunu Stanley Johnson'un oğludur.
Kimi kimden soruyorsunuz. Vatanımızın 100 yıl önceki ahval ve şerait-i fakru zaruret içerisinde. Padişahın elinden tüm yetkisi alınmış beyler.
Osmanlıcılık Türkçülük oynamaya gerek yok. Dönemin padişahı ile iş birliği yapan Osmanlı’nın yiğit evlatları, general ve subayları Osmanlı’nın külünden ateş yakmaya çalışmışlar ve bu gayret ile Anadolu’muzun parsel parsel edildiği topraklardan yeniden çoban ateşi yakarak 29 EKİM 1923 yılında Türkiye Cumhuriyetini kurmuşlardır.
Beyler istirham ediyorum. Her yıl illerimizde kurtuluş günlerini (bayramları) kutluyoruz.
Lütfen Adana-Osmaniye Fransız işgalinden kurtarıldı. Günaydın. Uyanında balığa gidelim.
Türkiye Cumhuriyetini kuran büyüklerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.
Allah Türk'e yar olsun,
Türk Milleti var olsun.