19 Eylül 2026, Cumartesi
DOLAR 42.2631
EURO 49.0719
ALTIN 5726.6
Murat Deniz Demirci

Murat Deniz Demirci

Mail: [email protected]

Osmaniye’nin Kentleşme Sınavı

Bir yerleşimi asıl "kent" kılan şey yol, su, elektrik, kanalizasyonun yanında içine üflenen ruh, yani "birlikte yaşama sanatı"dır.

Bu sanatın en temel harcı ise kuşkusuz asayiş, yani birbirimizin varlığına ve huzuruna duyduğumuz asgari saygıdır.

Osmaniye, bu açıdan oldukça hızlı ve sancılı bir dönüşümde. 1996 yılında il statüsü kazanmasının ardından, yoğun göç alan bir çekim merkezine dönüştüğü bilinen bir gerçek.

Bugün neredeyse 600 bin sınırına dayanan nüfusuyla, yerel yöneticilerin de sıklıkla dile getirdiği o "büyükşehir" olma hedefine doğru hızla koşuyor.

Fakat sormamız gereken soru şu: Nüfusun niceliksel olarak artması ve tabelaların değişmesi, bizi gerçekten "büyükşehirli" yapıyor mu?

Sorunun cevabını bulmak için çok uzağa gitmeye gerek yok; akşam saatlerinde bazı mahallelerimizin sokaklarına bakmak kâfi. Kentleşme, kendi kurallarını ve adabını da beraberinde getirir.

Bazı mahallelerimizde, adeta bir enerji patlaması yahut kontrolsüz bir güç gösterisi halidir gidiyor.

Gecenin hangi saati olduğunun zerre kadar önemsenmediği tartışmalar, anlamsız hır gürler, hemen çekilen bıçaklar ve nihayetinde patlayan silahlar...

Daha bu yılın içinde, sadece evinin huzurunda oturmaktan başka hiçbir suçu olmayan bir kadının, sokak serserilerinin açtığı rastgele ateş sonucu vurulduğuna acıyla şahit olduk.

"Canım, başka şehirlerde bunlar olmuyor mu?" diye soracak olanlar çıkacaktır.

Elbette oluyordur; insanın olduğu her yerde sapmalar mevcuttur.

Belli lokasyonları, parkları ve sokakları kendilerine mesken edinen bir güruh, orada yaşayan insanların en temel hakkı olan "huzur içinde dinlenme" hakkını gasp ediyor.

İş o raddeye varıyor ki, insanların kapılarının önündeki arabaları bile bu kontrolsüz şiddetin gölgesinde kalıyor, zarar görüyor.

İşte tam bu noktada, modern devletin ve toplumsal sözleşmenin sınırlarına gelip dayanıyoruz.

Klasik bir refleksle "Polis nerede?" diye sormak kolaydır.

Fakat takdir edersiniz ki, her yurttaşın, her sokağın başına bir polis dikmek ne fiziken mümkündür ne de demokratik bir toplumda arzu edilir bir şeydir.

Asayiş, sadece kolluk kuvvetlerinin copu ve silahıyla sağlanabilecek bir "asayiş" değildir; o, toplumsal bir otokontrolün eseridir.

Eğer bir kentte yaşıyorsak, o kentin meydanını, sokağını paylaşıyorsak, evimizdeki ergenlere, çocuklarımıza sınırları öğretmek zorundayız.

Toplum olarak kendi çocuklarımıza sahip çıkmak, onlara kamusal alanda var olmanın kurallarını anlatmak ilk görevimiz olmalı.

Yan komşunun hastası olabileceğini, üst kattakinin yaşlı olduğunu, hemen yan sokaktaki insanın ağır işlerde çalışıp evinde başını sokacak sessiz bir köşe aradığını bu genç dimağlara belletmek zorundayız.

Osmaniye büyükşehir olma yolunda ilerliyor, evet. Ancak gerçek bir büyükşehir olmak; yolların genişliğiyle değil, o yollarda yürüyen insanların birbirine gösterdiği saygının genişliğiyle ölçülür.

Aksi takdirde, sadece nüfusu kalabalıklaşmış, sokaklarında huzurun kalmadığı, herkesin kendi güvenlik duvarının arkasına çekildiği kocaman bir "taşra" olmaktan öteye geçemeyiz.

Karar bizim: Ya birbirimize tahammül etmeyi ve saygı duymayı öğreneceğiz ya da kendi yarattığımız bu kargaşanın içinde hep birlikte huzursuz olacağız.

Yorum Yazın

aaaaa
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar