Osmaniye, kurtuluş savaşından bu yana ilk kez kanlı bir gün yaşadı! İnsanlar kan akıtmak için adeta birbirleri ile yarıştı! Kadını erkeği, yaşlısı genci, memuru işçisi kan akıtmak için hepsi sırasını bekledi. Bir başkasının değil herkes kendi kanının akması için yerinde duramadı. Herkesten kan akıyordu ama yerde bir damla bile kan yoktu.
Takvim yaprakları 14 Mart’ı gösteriyordu. Cumhuriyet Meydanı’nda buluşan yüzlerce Osmaniyeli kan vermek için sıraya girmişti. Hep bir şeyler almak için beklenen bu tür sıralarda insanlar bu kez kan vermek için bekliyordu. Olaydan habersiz bir kişi sırada bekleyen bu yüzlerce kişiyi görse burada ne dağıtılıyor, bana da bir şey düşmez mi acaba diye kendine sormadan edemez.
"Osmaniye'nin Damarındaki Kan, Ülkesi İnsanının Sağlığı İçin Akar" sloganıyla başlatılan kan bağışı kampanyasına vatandaşların ilgisi görülmeye değerdi. Kampanyaya öncülük eden Vali Celalettin Cerrah’ın tüm protokolü de yanına alarak bizzat kan vermesi her türlü takdiri ve övgüyü hak eden örnek bir davranış. Çünkü ülke genelinde pek çok kampanyalar düzenlenir ne hikmetse bu kampanyalara düzenleyenler katılmaz başkalarının katılması destek vermesi beklenir. Hal böyle olunca da beklenen ilgi olmaz tabi. İşte bu yüzden bu tür projelerin amacına ulaşması için protokol ile halkın el ele vermesi ve birlikte adım atması gerekiyor. O tabloyu görünce Sayın Valimizin geldiği günden bu yana bir gelenek haline getirdiği Cumhuriyet Meydanı’ndaki Ramazan ve Kurban Bayramı bayramlaşmaları gözümün önüne geldi. Hep böyle olsun böyle de devam etsin.
Mesleğimiz gereği sayısını dahi hatırlayamadığım çok sayıda kişi için kan anonsu yaptım. Bunların içerisinde tanıdıklarımdan çok hiç yüzünü dahi görmediğim kişiler vardı. Çalan telefonda acılı bir ses, yakını için çok acil kan ihtiyacı var, acil anons yapılması gerekiyor dediğinde bizim için artık o an her şey durur. Yayında ki hiçbir şeyin önemi olmaz ve yayında ne varsa hemen kesilir ve acil kan anonsu yapılır. Hele de aranan o kan az bulunan bir kan grubuna ait ise telaş biraz daha fazla olur. Biliriz ki birilerinin damarındaki o kan o an birisinin hayatını kurtaracaktır. İnsanı bu mutlu etmez de ne mutlu eder.
1 Ekim 2009 tarihinde canım anacığımı kaybettim. Bir gün önce başarılı bir kalp kapağı ameliyatı geçiren rahmetli anacığımın gece yarısı kanaması başlayınca saat 3’te hastaneden haber verdiler. Hastanede yatan bir yakınınız varsa çalan her telefon da eyvah! Acaba bir şey mi oldu diye korkutur insanı. Hastaneye ulaştığımızda kanamayı durduramıyoruz acil 5-6 ünite kan lazım dediklerinde o an zaman dursun istedim. Vakit dardı ve acil kan gerekiyordu. Bir anda dona kalmış ve ne yapacağımı da bilemiyordum. Gece yarısı kim aranırdı, kimin kanı tutardı sorularının ardından hemen telefona sarıldım ve ilk aklıma gelen eşi, dostu aradım. Kimin hangi kan grubunda olduğunu bilmeden telaşla, umutla tek tek arama yaptım. Polisi, jandarmayı da aramıştım. Birkaç saat içinde aranan kan bulununca hayata yeniden bağlanmıştım. Gece nöbetinde olup kan vermeye gelen polislerimize bugün bile minnet duyuyorum. O günden sonra duyduğum her kan anonsu beni o güne götürür. Sizde yaşamışsınızdır, sizinde başınızdan geçmiştir.
İki yıl önce yolda yürürken bir bayan sesi “beyefendi kan vermek ister misiniz” diye seslendi. Yanımda kimse olmadığı için dönüp baktım. Bana mı soruyorsunuz diye sordum. Evet deyince çok şaşırdım. Çünkü o güne kadar hiç kimse bana böyle bir şey dememişti. Bende, zayıf bünyeli birisi olduğum için hep kan veremeyeceğimi düşünürdüm. Bana ‘kansızsın’ diyorlar dediğimde zayıf olmanız önemli değil test yapıyoruz zaten uygunsa kan alıyoruz deyince kabul ettim. İlk kez o gün kan verdim ve dünyalar benim oldu. Gece yarısı kan aradığım o anlar aklıma gelince kan ihtiyacı olacak birisinin benim kanımı kullanacak olması beni nasıl sevindirdi bilemezsiniz. Kanın kime, nerede, ne zaman ve ne şekilde lazım olacağını bilemeyiz. Ancak, kanın acil değil sürekli bir ihtiyaç olduğunun farkında olarak gönüllü kan bağışçısı olalım.
Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünü yaşadığımız şu günlerde nasıl ki şehitlerimiz kanlarıyla bu cennet vatanı bize emanet ettiler ise biz de ülke insanımızın sağlığı için damarımızdaki kanı akıtmaktan geri durmayalım. Yıllardır süren kan davalarında yüzlerce insanın kanı aktı, ocakları söndü. Yeter artık. Kan, birilerinin hayatını bitirmek için değil birilerine hayat vermek için aksın.
Selam, saygı ve muhabbetle…
Takvim yaprakları 14 Mart’ı gösteriyordu. Cumhuriyet Meydanı’nda buluşan yüzlerce Osmaniyeli kan vermek için sıraya girmişti. Hep bir şeyler almak için beklenen bu tür sıralarda insanlar bu kez kan vermek için bekliyordu. Olaydan habersiz bir kişi sırada bekleyen bu yüzlerce kişiyi görse burada ne dağıtılıyor, bana da bir şey düşmez mi acaba diye kendine sormadan edemez.
"Osmaniye'nin Damarındaki Kan, Ülkesi İnsanının Sağlığı İçin Akar" sloganıyla başlatılan kan bağışı kampanyasına vatandaşların ilgisi görülmeye değerdi. Kampanyaya öncülük eden Vali Celalettin Cerrah’ın tüm protokolü de yanına alarak bizzat kan vermesi her türlü takdiri ve övgüyü hak eden örnek bir davranış. Çünkü ülke genelinde pek çok kampanyalar düzenlenir ne hikmetse bu kampanyalara düzenleyenler katılmaz başkalarının katılması destek vermesi beklenir. Hal böyle olunca da beklenen ilgi olmaz tabi. İşte bu yüzden bu tür projelerin amacına ulaşması için protokol ile halkın el ele vermesi ve birlikte adım atması gerekiyor. O tabloyu görünce Sayın Valimizin geldiği günden bu yana bir gelenek haline getirdiği Cumhuriyet Meydanı’ndaki Ramazan ve Kurban Bayramı bayramlaşmaları gözümün önüne geldi. Hep böyle olsun böyle de devam etsin.
Mesleğimiz gereği sayısını dahi hatırlayamadığım çok sayıda kişi için kan anonsu yaptım. Bunların içerisinde tanıdıklarımdan çok hiç yüzünü dahi görmediğim kişiler vardı. Çalan telefonda acılı bir ses, yakını için çok acil kan ihtiyacı var, acil anons yapılması gerekiyor dediğinde bizim için artık o an her şey durur. Yayında ki hiçbir şeyin önemi olmaz ve yayında ne varsa hemen kesilir ve acil kan anonsu yapılır. Hele de aranan o kan az bulunan bir kan grubuna ait ise telaş biraz daha fazla olur. Biliriz ki birilerinin damarındaki o kan o an birisinin hayatını kurtaracaktır. İnsanı bu mutlu etmez de ne mutlu eder.
1 Ekim 2009 tarihinde canım anacığımı kaybettim. Bir gün önce başarılı bir kalp kapağı ameliyatı geçiren rahmetli anacığımın gece yarısı kanaması başlayınca saat 3’te hastaneden haber verdiler. Hastanede yatan bir yakınınız varsa çalan her telefon da eyvah! Acaba bir şey mi oldu diye korkutur insanı. Hastaneye ulaştığımızda kanamayı durduramıyoruz acil 5-6 ünite kan lazım dediklerinde o an zaman dursun istedim. Vakit dardı ve acil kan gerekiyordu. Bir anda dona kalmış ve ne yapacağımı da bilemiyordum. Gece yarısı kim aranırdı, kimin kanı tutardı sorularının ardından hemen telefona sarıldım ve ilk aklıma gelen eşi, dostu aradım. Kimin hangi kan grubunda olduğunu bilmeden telaşla, umutla tek tek arama yaptım. Polisi, jandarmayı da aramıştım. Birkaç saat içinde aranan kan bulununca hayata yeniden bağlanmıştım. Gece nöbetinde olup kan vermeye gelen polislerimize bugün bile minnet duyuyorum. O günden sonra duyduğum her kan anonsu beni o güne götürür. Sizde yaşamışsınızdır, sizinde başınızdan geçmiştir.
İki yıl önce yolda yürürken bir bayan sesi “beyefendi kan vermek ister misiniz” diye seslendi. Yanımda kimse olmadığı için dönüp baktım. Bana mı soruyorsunuz diye sordum. Evet deyince çok şaşırdım. Çünkü o güne kadar hiç kimse bana böyle bir şey dememişti. Bende, zayıf bünyeli birisi olduğum için hep kan veremeyeceğimi düşünürdüm. Bana ‘kansızsın’ diyorlar dediğimde zayıf olmanız önemli değil test yapıyoruz zaten uygunsa kan alıyoruz deyince kabul ettim. İlk kez o gün kan verdim ve dünyalar benim oldu. Gece yarısı kan aradığım o anlar aklıma gelince kan ihtiyacı olacak birisinin benim kanımı kullanacak olması beni nasıl sevindirdi bilemezsiniz. Kanın kime, nerede, ne zaman ve ne şekilde lazım olacağını bilemeyiz. Ancak, kanın acil değil sürekli bir ihtiyaç olduğunun farkında olarak gönüllü kan bağışçısı olalım.
Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünü yaşadığımız şu günlerde nasıl ki şehitlerimiz kanlarıyla bu cennet vatanı bize emanet ettiler ise biz de ülke insanımızın sağlığı için damarımızdaki kanı akıtmaktan geri durmayalım. Yıllardır süren kan davalarında yüzlerce insanın kanı aktı, ocakları söndü. Yeter artık. Kan, birilerinin hayatını bitirmek için değil birilerine hayat vermek için aksın.
Selam, saygı ve muhabbetle…