Toplum içindeki adıyla Muhammedü'l-Emin idi. Herkes kendisin güveniyordu lakin kendisi insanlığın akıbetinden emin olamıyordu. Halk içinde hüküm süren tahammül edilemez eylemlerin insan vicdanında uyandırdığı huzursuzluğa,
“adam kayırma, torpil, tartıda hile, sabahlara kadar eğlence, haklının değil zenginin dediğinin olduğu düzen, Faiz, bürokrasinin otokratiklerin elinde olması, fuhuşun sokaklara kadar indiği, Kabe’nin putlarla dolduğu vs”
insanlık haysiyetini hiçe sayan akıl almaz ihlaller ve adaletsizliklere karşı bir hakikat arayışı vardı. İçi kan ağlıyor ama elinden de bir şey gelmiyordu.
Gönlüne gelen arayışların sesini dinlemek için Hira'ya yolculuk başladı ve sükuneti aramaya koyuldu. Halka dünyayı dar eden zulmün baskısıyla inleyen insanlık vicdanının sesini, dinlemek için arayışa çıkmıştı bu dağda;
Aradığı neydi,
arayan kimdi,
aranan kimdi.
Emin olduğu tek hakikat ise kendi derdi değildi. Onu bu çile yolculuğuna talip kılan şuur yani kalbinde yanan ateşin düşünceye vuran aydınlığını içinde, zihninde, insanlığın buhranlarına çare olacak hakikate bir yol arıyordu. Adeta meskeni Hıra Dağı olmuştu. Bazı zaman evine geliyordu bazı zamanlarda ise HATİCE annemiz mağarada ziyaretine gidiyordu. Yiyecek ikram ediyordu. Hiç bir zaman senin bu dağda ne işin var demiyordu.
Vahiy ise beklenen bir sonuç değildi.
Yaya yolculuğun sonunda da, ilk vahyin yükü Allah Elçisi'nin nerdeyse belini kıracaktı. Bu yolculuğa refakat eden rüyalar vardır. Hafif ve muğlak rüyalar, daha sonraki vahyin ağır sorumluluk yüküne ve apaçık ayetlere hazırlamak için öncü ruh ürpertileriydi.
Ve büyük buluşma, hakikat ile hemhal olma günü Subhanallah. Şu an idrak ettiğimiz bir Ramazan gecesinde indirilen "oku" ile başlayan ilk beş ayetle, mağaradan tekrar aşağıya, insanları hakikate çağırmak için iniş yolculuğu başlıyor. İnsanların arasına ayetleri okumak için iniş ile birlikte bir yükseliş başlıyordu. Dağa yaya çıkan insanlığın çilesini üstlenen kişi, Peygamber olarak nebevi yolculuğu başlıyordu. Bu insanların arasına inme yolculuğu Miraç yolculuğuna dönüşecekti. yani huzuru ilahiye en yakın durağa gidilecekti.
İnsanlara Allah'ın kelamını bildirmek için halka karışmak tenezzülü gösterdi ve manevi bir zafer kazandı. Haktan gelip halkla birleşme cesaret istiyordu ve diklenmeden bir dik duruş gerektiriyordu. "Kalk ey örtülü olan" hitabı ile Allah'tan emir ile birlikte cesarette gelmişti. Artık O bir Peygamber. Bu seferden yalnız dönen Hz. Muhammed, alemlerin Rabbi olan Allah'a sığınarak, O'nun adını, O'nun adına insanlara anlatmak için insanlara karışacaktır. İlk açıklamaya, gönlü hakikate açık biri gerekti. Onu anlayacak, cesaret verecek, yükünü hafifletecek işittim ve itaat ettim diyebilecek "idraki açık" birinin onunla yol arkadaşlığına hazır olması gerekti ki, bu vasıflara ve daha fazlasına sahip olan tek kişi vardı ve yanı başındaydı.
Hz. Hatice, Hira'dan dönen yolcunun ıstırabında parıldayan nuru gördü; Allah ve onun Elçisini ilk tasdik eden insan “kadın” oldu. Allah'ın Resulüne şahadet edecek, ona kefil olacak kimse ancak Hz. Hatice olabilirdi; inananlar annesi olma şerefini taşımaya layık olan müstesna insan. Neydi Hz. Hatice'yi hususi kılan insanlık için hak yolunda çetin mücadeleye giren Allah Resulü'ne şunları söyleten asaletten başka: "Herkes beni ret ve inkar ettiği zaman, Hatice bana inandı ve tasdik etti. Etrafımdakiler bana, yalancısın, dediği zaman; Hatice bana, doğru söylüyorsun, asla çekinme, dedi. İnsanlar benden bir pulu esirgediği zaman, Hatice, bütün servetini önüme sürerek bunların hepsi emrindedir, istediğin kadar harcayabilirsin, dedi. Dünyada yalnız kaldığım günlerde, Hatice, benden asla geri kalmadı; bunların hepsi geçicidir, üzülme, ileride bu güçlükleri kolaylıklar takip edecektir, dedi. İşte ben, Hatice'yi, bu fedakarlıkları için unutmuyorum!" Biz de gönülleri fethederek zafer kazananları unutamıyoruz.