Manevi dünyamızın mahsunlaştığı, acımanın, saygının, sevginin eksildiği, tahammülsüzlüğün temelinden sarsıldığı günümüzde toplum ve toplumu oluşturan insani ilişkiler ve evlilik kurumu zedelenmekte, boşanmalar, gayr-i meşrû ilişkile, aile içi şiddet, hürriyet adı altında sorumsuz hayat toplumu temelinden sarsmaktadır. Aile içinde ve evlilikte sorumluluk sorun olarak görülmeye başladı. Eşler arasındaki birlikte olma olgusu uyum eksikliğinden dolayı özgürlüğün kısıtlanması gibi algılanmaya başladı. Ahlâkî bir zemine oturmayan “modern” yaşama tarzı aile çatısının temelinden sarstı. Oysaki hanımefendi kibarlığı ve güzel tavırları ile ilişkilerinde eşine yaptığı güzellikleri vacibimdir diyerek ikram olarak görse, beyefendıi ise vakur duruşu, samimiyeti, şefkat ve merhameti ön plana koyarak evi yönetme eğiliminde olursa birbirlerini tamamlayan unsur haline gelirler. Görünüşte bir demir mesabesindeki mıknatıs bile bize lisanı haliyle iki ayrı kutubun çatışmadan harikulade varlığın sürdürebildiğini gösteriyor. İnsanlar birbirine kırıldığı gibi mıknatısıda kırarak kadın erkek misali aynı kutupları bir araya getirirsek birbirini kabullenmiyor ve uzaklaşıyor ve bir araya getiremiyoruz. Evliliktede bir taraf nadide bir çiçek misali kadın, diğer taraf ise ulu bir çınar gibi erkektir. Çiçeği Çınar, çınarıda çiçek gibi düşünmek abesle iştigaldir.
Korona virüsü ile bir araya gelinen şu günlerde geçmişinizi, toplumsal olguları tekrar gözden geçiriniz lütfen.
Güvenin, saygının, muhabbetin ne şekilde ve nasıl tesis edilmesi gerektiğini biliyorsunuz. Filmlerin etkisiyle cinselliğe indirgenmiş aşk anlayışı yaygınlaşmış durumda. Evliliği kurtarmak için; “Mutlu evliliğin sırları, boşanmayı durdurmanın yolları” gibi en çok satanlar listesindeki ahlaki temellerden uzak kitaplar ve İnternet sitelerindeki rehberlik yazıları insanların zihinleri bulandırılıyor. İnsana şiddet adı altında kadının beyanı esas kabul edilerek 6284 sayılı kanunun öngörüsü gerekçe gösterilerek aile yöneticisi erkek yuvadan sürgüne gönderiliyor.
Nikâh; eşlerin birbirlerine ve Rablerine karşı “ebedî hayat arkadaşı olmak üzere akdedilen bir sözleşmedir.“ Kur’ân’ın deyimiyle “ülfet ve ünsiyet” üzerine kurulan evliliğin nezaket, affedicilik, sabır ve paylaşım esaslarına dayandırılması zorunludur. Bu beraberliğin; birbirini ihmal etmek, tenkit ve dedikodularla zindana çevrilmemesi gerekir. Eşlerin şevklerini, aşklarını, hayretlerini paylaşmaları, sevinçte ve hüzünde birbirine ortak olmaları lezzetleri arttıracak; kederleri ise azaltacaktır. Anne/baba/çocuklar/kardeşler/akrabalar arası iletişim hep bu rota üzerine tesis edilir. Eşler sadece bu dünyada değil, ahiret âlemlerinde de birbirlerinin ebedî hayat arkadaşlarıdır. Boşanma, dinimizde Allah’ın hoşlanmadığı helâl olarak kabul ediliyor. Hürmet, samîmî şefkat ve merhamet ise ancak ve ancak ebedî beraberlik fikriyle olabilir. Ahiret inancı olmazsa merhamet göstermelik olur. Evlilikte üçlü saç ayağı çok önemlidir buda güven/saygı/sevgi, bütün insanî ilişkilerde dengenin vazgeçilmez üçlüsüdür. Eşiniz aynı zamanda arkadaşınızdır. Kırmadan, kırılmadan şefkati bolca kullanınız, çünkü şeflat, karşılık beklemeyen sevgidir.
Peygamberimizin (asm) kızı Hz. Fatma’yı (ra) evlendirirken verdiği öğüt evlilik yaşantısında eşler arasındaki bütün dertlere de dermandır: “Sen Ali’ye cariye ol ki, o da sana köle olsun!” Kur’ân ve Sünnet ışığında sonsuz âlemlere namzet aileyi birarada tutan kudsî bağlar bunlardır. Bütün aile fertlerinin bu bağlara ihtimam göstermesi gerekir. Bu gayret evi “otel” olmaktan çıkarır “yuva” yapar.