Eski Dünya Kupalarını hatırlar mısınız? Resmen hayat kilitlenir, okulda öğrenci, işyerinde çalışan herkes bir aylığına Dünya Kupasına odaklanırdı.
Ama şimdi ne o eski heyecanı ne de o eski turnuvaları görmüyoruz.
Benim kuşağımın hatırladığı en eski Dünya Kupası 2002’deki turnuvaydı.
Bir ortaokul öğrencisiydik.
Yaz sıcağı, derslerin o tatlı gevşekliği...
Müdürün odasındaki o küçücük, hani şu 38 ekran tüplü televizyonlar vardı ya...
İşte ondan ne kadar görünürse, o kadar hayata bağlanıyorduk.
Hele o meşhur Brezilya maçı...
Hani 2-1 yenildiğimiz ama bütün dünyaya parmak ısırttığımız o gün.
Sırf o maçı izleyebilmek için okulun karşısındaki arkadaş evine kaçışımız, o heyecan, o suç ortaklığı duygusu...
Ardından gelen 2008 Avrupa Şampiyonası.
Sokaklara taşan o saf, hesapsız neşe. Türkiye’nin attığı her golde, o golü kendi ayağından çıkmış gibi hisseden, sokakta birbirine sarılan yabancılar...
Peki ne oldu bize?
"Biz büyüdük ve kirlendi dünya" kolaycılığına kaçmayacağım.
Ama ortada çok ciddi bir sosyolojik gerçek var.
Zamanın ruhu değişti sevgili dostlar.
Bugün artık hayat mücadelesinin, ekonomik buhranların ve gelecek kaygısının yarattığı o ağır gri sis, futbolun yeşil sahasını da kapladı.
İnsanlar, bir meşin yuvarlağın peşinde koşan milyon dolarlık zenginleri izleyip kendi dertlerini unutacak o çocuksu saflığı kaybetti.
O yüzden o dev ekranlar artık sadece sessiz birer dekor.
Umarım bir gün o kaybettiğimiz heyecanı, o hesapsız neşeyi yeniden buluruz.
Ama bugünün gerçekliğinden bakınca, ne yalan söyleyeyim, bu bana biraz zor bir ihtimal gibi geliyor.
Yorum Yazın