-KUDÜS- “Kadim Şehir” Tüm insanlığa gönderilmiş bir kitap ve peygamber… Daha doğrusu kitaplar, suhuflar ve peygamberler… Tevrat nazil olurken Zebur ve İncil’in bir kısmının nazil olduğu, bazılarının isimlerini bildiğimiz ve belki de bilmediğimiz başka peygamberlerinde yaşadığı bölgenin adıdır Kudüs.
Son peygamberimiz Muhammed (sav) Mekke’de yaşadığı bir dönemde gecenin bir vaktinde yürütüldüğü yerdir Kudüs. İbrahim’in hicret yurdudur. İbrahim’in mekânıdır.
Öyle ki Kudüs bizim için tarihî, mimari, sanatsal, siyasal manada çok önem arz etmekle birlikte en önemlisi dinî manada bizi ilgilendirmektedir. Dinî manada sünnet bizi buraya bağlarken sünnetten önce vahyin bizi buraya bağladığı unutulmamalıdır.
“Kulu Muhammedi bir gece Mescid-i Haram’dan (Kâbe’den) yola çıkararak kendisine bazı mucizelerimiz, olağanüstülüklerimizi gösterelim diye çevresini kutsal kıldığımız Mescid-i Aksa’ya (Kudüs’e) ulaştıran Allah her türlü noksanlıktan uzaktır. O her şeyi bilen ve her şeyi görendir. (İsra 17/1)
Bu kutsal mekan peygamberlerin birçoğunun doğup, büyüdüğü, yaşadığı, vahiy aldığı, davet ve tebliğini yaptığı, tevhid ve vahdet mücadelesini verdiği, hicret etmek zorunda kalarak hasretini yaşadığı kadim şehirdir. Bütün peygamberler İslam'ı tebliğ etmek için gönderildiğine göre, peygamberlerin kurduğu ve yaşadığı şehrin başlangıçtan beri İslam şehri olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir.
Kur'an'da “İbrahim ne Yahudidir ne de Hıristiyandır, o hanif bir Müslümandır” diye tanıtılan Hz. İbrahim'in Babil'in putperestleriyle mücadelesini müteakip, Nemrud'un ateşinin Rabbi'nin izniyle kendisini yakmaktan kurtulmasının ardından, eşi Sare ile birlikte Mısır'a giderken uğradığı ve kabrinin bulunduğu şehirdir Kudüs.
Oğlu Hz. İshak'ın yaşadığı, torunu Hz. Yakub'un, yavrusu Yusuf'unun hasretiyle ağlamaktan neredeyse gözlerini kaybettiği, Hz. Yusuf'un doğup büyüdüğü babasının kendisine duyduğu sevgiyi kıskanan kardeşleri tarafından kuyuya atıldığı ve babaları Yakub'a “onu kurt yedi” yalanının söylenildiği yerdir Kudüs.
Hz. Musa'nın Mısır'da doğup büyüyüp, orada peygamberlik görevine başlayıp firavunla mücadelesinden sonra İsrailoğullarını Mısır'dan çıkarıp götürdüğü şehridir Kudüs.
Tarihe kral peygamber diye adını kazıtmış Hz. Davud'un fethederek devletin başkenti yaptığı yerdir Kudüs,
Cinlere emir veren, hayvanların dilinden anlayarak onlarla konuşabilen Hz. Süleyman'ın Mescid-i Aksâ ile taçlandırdığı ulu şehirdir Kudüs.
Dünyaya geldiğinde annesinin onu adağı gereği mabede hizmet etmek için Hz. Zekeriyya'ya teslim ettiği, mabette ibadet ederek büyüyen, genç kız olduğunda bakire olmasına rağmen yüce Allah'ın takdiri ile Hz. İsa'ya hamile kalan, doğum sancısı kendisini bir hurma ağacının gövdesine sığınmaya mecbur ettiğinde “keşke bundan önce ölseydim ve unutularak unutulmuşların arasına karışsaydım” (Meryem suresi, 23) diyen, tüm kadınlar için iffet ve namus timsali Hz. Meryem'in dünyada benzeri olmayan bu mucizeyi yaşadığı yerdir Kudüs.
Ve nihayet kendisinden önce isimleri Kur'an'da geçen ya da geçmeyen yüzlerce peygamberden sonra “hâtemü'l-enbiyâ” yani peygamberler zincirinin son halkası, Kur'an'da “rahmeten li'l-âlemîn” (alemlere rahmet) olarak gönderildiği ifade edilen, İsrâ mucizesiyle Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya yürütülen, mi'rac mucizesiyle de Mescid-i Aksâ'dan sidre-i müntehâya yükseltilen Hz. Muhammed Mustafa'nın “ziyaret edilmeye değer” gördüğü ve teşvik ettiği üç şehirden birisidir Kudüs.
Semavi din mensuplarınca çok önem tazeden bu belde için çok mücadele edildi. Adalet timsali Hz. Ömer Kudüs’ü fethettikten sonra daha önce şehri terk eden Yahudiler geri geldi, Hıristiyanlar inançlarında serbest kaldılar, hatta öyle ki, o büyük halife Kıyamet Kilisesi'ni ziyaret ettiğinde namaz vakti girmişti de namaz kılacak uygun bir yer sormuştu kilisenin rahibinden. Bunun üzerine rahip halifeye namazını kilisede kılabileceğini söylemişti. Ancak adalet timsali Ömer (ra) bunu kabul etmemiş, eğer burada namaz kılarsa Müslümanların kiliseyi camiye dönüştürmek isteyeceklerini, buna sebep olmak istemediğini ifade etmiş ve kilisenin dışında, açık arazide namazını kılmıştı. Sonradan oraya Müslümanlar bir mescid yaptırdılar ve adını da “Ömer Mescidi” koydular. Bugün bütün şirinliği ve güzelliği ile bu mescid Müslümanların ibadet hayatına hizmet etmeye devam ediyor. Bu kadar inanca saygının olduğu barış yurdu Kudüs haçlıların işgaliyle büyük yıkım ve yağma sonrası mescidi aksaya hilalin yerine haç takılmıştır. Selahadin Eyyubi son vermiş ve sonuna kadar Kudüs tekrar barış ve huzurun yurdu olmuştur. İngilizlerin istilası ve 1948'de İsrail'in kuruluşu ile tekrar acı, zulüm ve sıkıntıların yaşandığı bir şehir haline getirilmiştir.
Ama her şeye rağmen islamın eli, işaret parmağı gibi dik duran kimsesizlerin kimsesine sığınan be dost istersen Allah yeter misali otomatik silahlara, tanka ve topa karşı duran, gök kubbeden uçaklarla attığı bombalara karşı Filistinliler canlarını ortaya koyarak şehirlerine ve özellikle Mescid-i Aksa'ya sahip çıkıyorlar ve kadim Kudüs'ün minarelerinden ezanların dinmemesi için ve mihraplarında Kur'an'ın susmaması için mücadele ediyorlar. Sabır, tahammül ve umudun timsali insanları görmek isteyenler Kudüs'e gelsinler.
Çünkü islam alemi suskun, Devlet idarecileri müdahaleden uzak, Haçlı coniler kurduğu birleşmiş milletlerin kararı ile avunan müslümanlarız. Buğz etmekten başka bir şey yapamayacağımızı bilen siyonist yahudiler kendi çalıp kendiler oynuyorlar. Bazı zaman zevkine nişan alıp müslüman Filistinli genci katlediyor, bazı zaman senden şüphelendim deyip genç bir kızı canlı yayında öldürüyor.
Ama o imanı islamın aşkı ile yananlar o kutsal beldede, “ey iman edenler! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz”, “gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inanıyorsanız en üstün siz olacaksınız” ilâhî müjdelerini öyle içselleştirmişler ki bu şehirde yaşayanlar, bu inanç ve direniş onların yurdunu tekrar “Darusselam” yapacaktır inşallah.
Çünkü zafer inananlarındır. Kudüs sevdalılarına Kudüs’e selam olsun.