Değerli okurlarım bu gün size kocasına sevgi sadakat ve muhabbet gözü ile bakan, ilgi alaka ve hizmeti vacibimdir diyerek üstlenen, o ne kadar da kötü deseniz zor durumda olduğu için birde ben vurmayım, hatası ile günahı ile o benim çocuklarımın babası benim eşim diyerek yaptığı hata ve günahı kalbindeki Kevser havuzunun suyunda söndürmeye çalışan, ona hoşgörü ve sevgi ile bakan, Ulaştığı ruhsal erginlik ve olgunluğu yaşamına yansıtan, bütün boyutlarıyla şiddete dur deme kararlılığını bilinçli ve kapsamlı politikalarla hayatında bütünleştiren, atılacak adımlarının çıkış noktası ise “merhamet” olan.
Merhameti bu derece güçlü kılan, kaynağını “Rahman ve Rahim olan” yani şefkat ve merhameti, lütuf ve ikramı sonsuz olan Yüce Allah’ın vasıflarını tam manası ile idrak eden, yaşamı şefkat ve merhamet ile aydınlanan hanımefendiden bahsedeceğim.
Gazeteci yazar Ahmet Şahin beyefendiye kitap fuarında imza gününde kendisinin yanına gelip düştüğü durumdan dolayı nasihat isterken ders veren sadık hanımefendi diyetli;
-Hocam, derdim derindir bana bir yol göster!, diyerek başladı üç çocuk anası hanımefendi. Ve şöyle devam etti:
-Kocam içki bağımlısı. Gece yarılarına kadar meyhanede içiyor. Sonra da geliyor, kapıyı yumruklamaya başlıyor. Çocuklar duyup ta rahatsız olmasınlar diye hemen kalkıp kapıyı açıyorum. Buyur edip saygıyla karşılıyorum. Bir isteği olup olmadığını soruyorum. Bazen yemek istiyor, gecenin o saatinde akşamdan ayırdığım yemekle sofra kuruyorum. Bu defa beğenmiyor, bunlar beklemiş, bana yeniden yemek yap, diyor.
-Çocuklar okula gidecekler uyanıp ta huzursuz olmasınlar diye hemen mutfağa giriyor, yemek yapmaya başlıyorum. Arkamdan geliyor hazırladığım yemeğe bakıyor, ben bunları yemem, başka yemek yok mu? diye bağırıp çağırmaya baslıyor. Ben de kazanabildiğim parayla ancak böyle yemek yapabiliyorum, sen yardımcı olursan istediğini yaparım, deyince, kıyametler kopuyor, kazandığını başıma mı kakıyorsun, diyerek tencere tabak ne varsa havada uçuşuyor, yapmadığını bırakmıyor. Çocuklar duymasın diye yine sesimi çıkarmamaya gayret ediyor, geçiştirmeye çalışıyorum ama nafile. Başıma fırlatılan tencere tava sesine çocuklar uyanıyor, ortalık ana baba günü oluyor, bağrışmalar, ağlaşmalar, bir kıyamettir gidiyor.
Şaşırmış vaziyette soruyorum:
-Kocanızın işi ne? Nerede çalışıyor?
-Ne çalışması hocam, diyor. Geceyi meyhanelerde geçiren adam gündüz iş yapabilir mi? Akşama kadar horul horul uyuyor. Akşam tekrar çıkıyor arkadaşlarının yanına.
-Evin ihtiyaçlarını kim karşılıyor öyle ise, diye soruyorum.
-Ondan ümidim kesilince, diyor. Ben komşuların ev temizliğine gidiyorum. Kocamın durumunu bilenler sağ olsunlar ev işlerini bana yaptırıyorlar, evin ve çocuklarımın ihtiyaçlarını ben karşılıyorum. Hatta onun masraflarını da ben temin ediyorum!.
Bir daha şaşırarak soruyorum:
-Yani meyhane masraflarını da mı sen veriyorsun?.
-Ne yazık ki öyle, diyor. Çıkarken para istiyor, vermesem ev başıma yıkılacak hale geliyor. Namus belası meyhane harçlığını da ben vermek zorunda kalıyorum.
-Ne diyeceğimi bilemiyorum, sanki hıçkırıklar boğazıma düğümleniyor. Kendimi zor tutuyorum. Tam bu sırada beni şok eden bir açıklama daha dinliyorum. Diyor ki:
-Bunların hiç birisi mühim değil benim için. Çok da mühimsemiyorum olanları. Ben kapıcı olarak da çalışmaya razıyım. Allaha şükürler olsun elim ayağım tutuyor, çalışabili yorum. Hatta onun harçlığını da verebiliyorum.
Yine soruyorum:
-Yediğin dayaklar da mühim değil mi?
-Evet, diyor. Yediğim dayaklarıda da mühimsemiyorum. Nihayet bir iki saat sonra acılarım diniyor.
-Öyle ise, diyorum. Bana neyi sormak istiyorsun.
Bakın verdiği cevaba. Diyor ki:
-Bu hali onu Cehenneme götürecek, işte buna razı olamıyorum, Cehennemden kurtarma çaresi yok mu? diye sormak istiyorum. Acaba temizlik yaparak kazandığım üç beş kuruştan artırıp da kocamın adına sadaka versem Cehennemden kurtulmasını sağlayabilir miyim?
Ne de olsa bu benim çocuklarımın babası.
Sözlerini şu tespitle bağlıyordu.
-Düşene herkes tekme atar bir de ben atmayayım, diyorum.
Artık daha fazla dayanamıyorum. Önümdeki masanın üzerinde yazdığım otuz kitabım dizili. İmzalatıp duamı almak, elimi öpmek için sırada bekleyen okuyucularım da karşımda. Ayağa kalkıp onlara sesleniyorum:
-Otuz kitaba imza atan elimi öpüp, duamı almak için bekleyen kıymetli okuyucularım! Yanlış adrestesiniz. İş te size eli öpülecek insan ve duası alınacak yılın hanımefendisi!. Doğru adres işte burasıdır. Gelin de görün sabır nedir, tahammül nedir, sadakat nedir, kötü gün dostu kimdir, vefalı eş nasıl olur?..
Aklı durduran, mantığın susturan, ruhunu şaha kaldıran zirvenin doruğundaki sorumluluğunu sorun olarak değil kendine vacip olarak kabul eden Cennet Meleği Hanımefendilere selam olsun.
Siz sahabeyi görseydiniz deli derdiniz, onlar sizi görseydi bunlar Müslüman değil (kafir) derlerdi.’
-Hasan-ı Basri (rahimehullah)