Müdür bey dert dinler bu gün ‘maruzat’! / Çatık kaş... hükümet dedikleri zat... / Beni Allah tutmuş kim eder azat?/ Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem.../ Anlamaz ruhuma geçti bilekçem!
***
Her cezaevi lafı geçtiğinde, her işkence ve onur kırıcı davranış duyduğumda Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in “Zindan’dan Mehmed’e Mektubu aklıma gelir. Çoğunu ezbere bildiğimden de acı acı mırıldanırım.
Şanlıurfa’da 13 insanımızı diri diri yaktık. Onların ateşe verdiği yatak değildi, bizim anlayışımızdı.
Adi suçlardan mahkûm tam 18 kişi, azami 8 kişilik koğuşa istiflenmiş.
Hava sıcaklığı 40 derecenin çok üstünde…
İç çamaşırı vücuduna yapışıyor, gömlek ve pantolon sırılsıklam oluyor.
Saçların arasında başlayan ter, bütün vücuda yayılırken, tuzun acı tadı dudaklarına değiyor, gözlerini yakıyor.
Elinle sildiğin alın, teri bitirmiyor, yeniden, yeniden su oluyor, sel oluyor.
Ve böylesi bir odada bir tek vantilatör var.
Mahkûmların vantilatör kavgası, sonu acı olan bir drama sebep olurken, aynı zamanda devletin insanlara bakış açısını yansıtmaya da neden oluyor.
Kürtajla doğacak çocuğun öldürülmemesine karşı çıkanlar, cezaevinde sağlıksız koşullar nedeniyle ve alt tarafı bir vantilatör için 13 kişinin ölümünü seyredebiliyor.
Bu çelişkiler, onur kırıcıdır ve aslında hiç değişmeyen ceberrutluğun ne menem bir şey olduğunu yansıtan acı bir örnektir.
***
Oysa müdür bey ne de güzel klimalı odada…
Çayını söylüyor, kahvesini yudumluyor.
Gelen eş, dostla muhabbeti de iyi.
Plazma televizyonu da tam karşıda...
Şık koltuklarda ağırladığı misafirleriyle havadan, sudan konuşuyor, yaz tatilinde gideceği serin yerlerin lafını ediyor.
Ama mahkûmlar balık istifi gibi istiflenmiş, cezaevi, kapasitesinin çok üzerindeymiş.
Önemli mi ki?
Zaten mahkûmlar, suç işlemişler, alınlarına leke sürülmüş, bir ter akmış çok mu?
Her şeyi yargıya taşıyan zihniyet, her şeyi mahkûm ettiren adalet anlayışı, her şeyi “cezalandırılması gereken” gören yaklaşım, bu ülkede çok can yaktı, halen de yakmaya devam ediyor.
Oysa “şanslı” mahkûmlar da vardı…
Mahkûmiyetini “hastane odası” denen ama “çalışma ofisi”nden farksız geniş alanda geçiren de…
Telefonu da vardı, interneti de…
Vantilatör neymiş, klima vardı, ayarı kendi elinde…
Yemekleri özeldi, kıyafetleri özel.
Gazetesi gelirdi, televizyonunu izlerdi, buzdolabından, buz gibi içecek ve yiyecekleri yiyebilirdi.
O da mahkûmdu, bir vantilatör için kavga edecek kadar aşırı sıcaklardan bunalanlar da…
Birisi ülkeyi ele geçirmeye niyetlenmişti, bir diğerleriyse “kader kurbanı” da denecek hatalar yapmışlardı.
Bir kısmı gerçekten de suçluydu, bir kısmının suçu tartışılırdı. Kime göre suçluydu, neye göre suçlulardı veya hangi iftiraya kurban gitmişlerdi?
Bütün bunların aslında çok da önemi yok.
Suçlu veya suçsuz cezaevinde düşenler, her şeyden önce “insandır” bunu üzerine basa basa, “onlar insan” demeye gerek yok, onların yerine kendinizi koyun yeter.
İnanın “bu adalet sistemiyle”, insanların ne zaman ve hangi saçma sapan suçlamayla cezaevine girmeyeceğine kimse kefil olamaz.
Elbette bazıları gerçekten suçlu, bazıları suçsuzluğunu ispatlayamamışlardan olacak.
Suçlular, elbette cezasını çekmeli ama insan gibi.
Suça karşılık, kanunların verdiği ceza, özgürlüğün elinden alınmasıdır. Bunun dışında verilen her onur kırıcı davranış, her sağlıksız koşul, her türlü şiddet suçtur, zulümdür, zalimliktir.
Cezaevlerinde hiç yatmaması gereken insanlar da var.
Bazı hak mahrumiyetiyle cezasını çekecek olanlar var.
Dışarıda aynı suçu, hatta daha adicesini işleyip, “itibar” gören adamlar(!) var.
Her yanı dökülen adalet sistemi, “cezalandırmayı” ödül gibi sunmaya başladı.
En basit suçlar için yargı yoluna gidenler, eften püften sebepler için “operasyon” düzenleyenler, yalan yanlış tutanakları ciddiye alanlar, cezaevlerini doldurup taşırdı.
Cezaevi yapmak iyi bir şey değil.
Cezaevlerini doldurmak da alkışlanacak bir durum değil.
Önemli olan cezaevini boşaltacak adımlar atmak, hasbelkader içeriye düşenlere de insanca muamele etmektir.
Zaten en büyük ceza özgürlüğün elinden alınmasıdır.
Esaret altına alınana reva görülen her kötü şey zulümdür ve ancak zalimlerin yapabileceği bir eylemdir.
Şanlıurfa’da olan, zalimlerin yaktığı ateşte, diri diri yanan 13 insandır…
Twitimden seçmeler
Türkçe Olimpiyatlarında bastırılan hatıra parada “Atatürk” resmi yok diye yırtınanlar, bilin ki o hatıra para! İnönü ise gerçek Atatürk’ü çıkarandı :)))