Dün Osmaniye’nin tarihi yapılarından, simgelerinden birinde, 7 Ocak İlkokulu’ndaydım.
İl Milli Eğitim Müdürü Aydın Albak’ın verdiği bilgiler ışığında Osmaniye basınıyla birlikte, deprem felaketinin ardından binada yürütülen restorasyon çalışmalarını yerinde görme imkânı bulduk.
Bilirsiniz, mekânların da insanlar gibi birer biyografisi vardır. Ve bazı binalar, sadece harçtan ve taştan ibaret değildir; bir şehrin, hatta bir ülkenin kolektif hafızasını sırtlarında taşırlar.
1911 yılında, yani imparatorluğun o en fırtınalı, en sancılı döneminde bir "iptidai mektep" olarak kapılarını açan bu bina, tam da bu türden bir hafıza mekânıdır.
Cihan Harbi’nde ve ardından gelen Kurtuluş Savaşı’nda bir hastaneye dönüşüp cepheden gelen yaralıların acısına ortak olmuş, nihayetinde asli vazifesine dönerek yeniden bir eğitim yuvası haline gelmiştir.
Binanın içine adım attığınızda, modern zamanların o tekdüze mimari soğukluğundan sıyrılıp adeta bir medrese sükunetine adım atıyorsunuz.
Duvarlardaki o heybetli büyük kemerler, tavanlardaki ve kapılardaki ahşap işçiliği, insana geçmişin o vakur estetiğini fısıldıyor.
Burada eğitim görecek çocukların, sadece müfredatı değil, o duvarların arasına sinmiş tarihsel tefekkürü de teneffüs edecek olmaları ne büyük şans...
Bu vesileyle, bu nadide eseri yeniden memlekete kazandıran tüm emek sahiplerine bir teşekkür borçluyuz.
Ancak bu teşekkürün yarım kalmaması için, Osmaniye’nin bir diğer simge yapısı olan Büyük Cami’nin—yani Envar-ül Hamit Camisi’nin—de aynı titizlikle ve süratle ayağa kaldırılmasını temenni etmek gerek.
Afetlerin yıktığı şehirleri sadece betonla değil, bu tarihsel hafıza sütunlarıyla yeniden inşa edebiliriz.
Yorum Yazın