Gazetelerde çeşit çeşit zayi ilanlarına rastlarız. Zayi ilanı vermedim diyen yoktur sanırım. Nüfus cüzdanımı kaybettim, hükümsüzdür. Ehliyetimi kaybettim, hükümsüzdür. Fatura, diploma, memur kartı vs. liste uzar gider. Bu ilanlarla kaybedilen belgelerin o tarih itibari ile geçersiz ve hükümsüz olduğu kamuoyuna duyurulur, ilan edilir. Bazen kaybedilen bu belgelerden dolayı insanın başına gelmeyen de kalmaz. Bir anda insanın hayatı kayar, dünyası kararır.
Bir gazetede ‘ailemi kaybettim, hükümsüzdür’ ilanını görseniz ne düşünürsünüz? İlk akla aile ile yaşanan olumsuzluklardan dolayı artık tüm bağların koptuğu anlaşılır değil mi? Aile içi sorunlar, tartışmalar, kırgınlıklar yaşansa da hayatın tuzu biberi der olanları geride bırakır, yaşama devam ederiz. Bunu başaramayanlar ise ya bedel öderler ya da bedel ödetirler. Haklı ya da haksız olmak durumu değiştirmez onlar için. Her şey bitmiştir artık ve geriye dönüşte yoktur. Hani derler ya yapmak zordur, yıkmak kolaydır. Harmanı hazırlamak büyük emek ve zaman isterken harmanı yakmak sadece saniyeler alır.
Kaybettiği evladını, annesini, babasını, kardeşini, amcasını vs. arayanları görünce ‘Allah kavuştursun, Allah kimseye yaşatmasın’ deriz. Düşünsenize kılına zarar gelmesini istemediğiniz evladınız bir anda kaybolmuş. Ondan haber alamıyorsunuz. Bırakın yılları, günleri, saatler hatta saniyeler bile kahreder insanı. Yada kıyamadığınız, gözünüzden bile sakındığınız evladınız başınıza bir iş gelirde hayatta tek başına kalırsa ne olur hali? Düşünmek bile ürkütücü ve korkutucu değil mi? …
Bu köşe yazısına bir fotoğraf ilham oldu. Bu fotoğrafın bana anlattıklarını köşeme taşımak istedim. Yazının sonunda ise bu fotoğrafı sizlerle paylaştım.
Bu fotoğraf 81 ilde başlatılan ‘Gönül Elçileri’ bir başka ismi ile ‘Koruyucu Aile’ projesi kapsamında Yüksel Özden Çocuk Yuvası’nda çekildi. Vali Cerrah, yuvada kalan çocuklarla bir araya geldi ve proje kapsamında iki koruyucu aileye ‘Gönül Elçisi’ belgesi verdi. Sosyal devlet anlayışının önemli bir yansıması olan bu projeye toplum olarak sahiplenmek gerekiyor. Cerrah Baba’nın kollarında ki o yavru nede umut dolu bakıyor hayata. Vali’nin şahsında çocuğa sarılan devlet, yüreğine basan devlet, onu kucaklayan devlet. Şimdi sıra sende, bende, hepimizde…
Bu proje neyi amaçlıyor ve bize ne tür görevler düşüyor? Biraz bunun üzerinde durup düşünmek gerekiyor. Projenin genel amacı yuvalarda kalan çocukların aile ortamında büyümeleri ve aile sıcaklığına kavuşmaları olarak özetlenebilir. Koruyucu aile ile evlat edinme birbirine karıştırılmamalı. Bu proje ile yuvalarda kalan çocuklar evlat edinilmeden belli zamanları koruyucu ailelerle birlikte geçiriyor. Üstelik devlet her koruyucu aileye aylık 350-630 TL arasında maaş veriyor. Devlet, yuvalardaki çocuğun bakım, yetişme ve eğitim sorumluluğunu koruyucu ailelerle paylaşmak istiyor.
Yuvada kalan çocuklarımız özlem duydukları aile ortamında büyüsünler, hayata umutla baksınlar. Çocukluklarını doyasıya yaşasınlar, etraflarına neşe saçsınlar. Devlet ilk adımı attı ikinci adımı da biz atalım. Ailesini kaybetmiş yavrularımıza aile olalım. Hiçbir çocuk “ailemi kaybettim” ilanı vermek zorunda kalmasın.
Selam, saygı ve muhabbetle…
Bir gazetede ‘ailemi kaybettim, hükümsüzdür’ ilanını görseniz ne düşünürsünüz? İlk akla aile ile yaşanan olumsuzluklardan dolayı artık tüm bağların koptuğu anlaşılır değil mi? Aile içi sorunlar, tartışmalar, kırgınlıklar yaşansa da hayatın tuzu biberi der olanları geride bırakır, yaşama devam ederiz. Bunu başaramayanlar ise ya bedel öderler ya da bedel ödetirler. Haklı ya da haksız olmak durumu değiştirmez onlar için. Her şey bitmiştir artık ve geriye dönüşte yoktur. Hani derler ya yapmak zordur, yıkmak kolaydır. Harmanı hazırlamak büyük emek ve zaman isterken harmanı yakmak sadece saniyeler alır.
Kaybettiği evladını, annesini, babasını, kardeşini, amcasını vs. arayanları görünce ‘Allah kavuştursun, Allah kimseye yaşatmasın’ deriz. Düşünsenize kılına zarar gelmesini istemediğiniz evladınız bir anda kaybolmuş. Ondan haber alamıyorsunuz. Bırakın yılları, günleri, saatler hatta saniyeler bile kahreder insanı. Yada kıyamadığınız, gözünüzden bile sakındığınız evladınız başınıza bir iş gelirde hayatta tek başına kalırsa ne olur hali? Düşünmek bile ürkütücü ve korkutucu değil mi? …
Bu köşe yazısına bir fotoğraf ilham oldu. Bu fotoğrafın bana anlattıklarını köşeme taşımak istedim. Yazının sonunda ise bu fotoğrafı sizlerle paylaştım.
Bu fotoğraf 81 ilde başlatılan ‘Gönül Elçileri’ bir başka ismi ile ‘Koruyucu Aile’ projesi kapsamında Yüksel Özden Çocuk Yuvası’nda çekildi. Vali Cerrah, yuvada kalan çocuklarla bir araya geldi ve proje kapsamında iki koruyucu aileye ‘Gönül Elçisi’ belgesi verdi. Sosyal devlet anlayışının önemli bir yansıması olan bu projeye toplum olarak sahiplenmek gerekiyor. Cerrah Baba’nın kollarında ki o yavru nede umut dolu bakıyor hayata. Vali’nin şahsında çocuğa sarılan devlet, yüreğine basan devlet, onu kucaklayan devlet. Şimdi sıra sende, bende, hepimizde…
Bu proje neyi amaçlıyor ve bize ne tür görevler düşüyor? Biraz bunun üzerinde durup düşünmek gerekiyor. Projenin genel amacı yuvalarda kalan çocukların aile ortamında büyümeleri ve aile sıcaklığına kavuşmaları olarak özetlenebilir. Koruyucu aile ile evlat edinme birbirine karıştırılmamalı. Bu proje ile yuvalarda kalan çocuklar evlat edinilmeden belli zamanları koruyucu ailelerle birlikte geçiriyor. Üstelik devlet her koruyucu aileye aylık 350-630 TL arasında maaş veriyor. Devlet, yuvalardaki çocuğun bakım, yetişme ve eğitim sorumluluğunu koruyucu ailelerle paylaşmak istiyor.
Yuvada kalan çocuklarımız özlem duydukları aile ortamında büyüsünler, hayata umutla baksınlar. Çocukluklarını doyasıya yaşasınlar, etraflarına neşe saçsınlar. Devlet ilk adımı attı ikinci adımı da biz atalım. Ailesini kaybetmiş yavrularımıza aile olalım. Hiçbir çocuk “ailemi kaybettim” ilanı vermek zorunda kalmasın.
Selam, saygı ve muhabbetle…