İnsanlık, tarih boyunca yoksullukla mücadele etti. Kimi zaman açlıkla, kimi zaman çaresizlikle, kimi zaman da insanların duyarsızlığıyla karşı karşıya kaldı.
Ancak fakirlik yalnızca cebimizdeki paranın eksikliği değildir. Bazen asıl yoksulluk, insanın kalbinde ve vicdanında başlar.
Asıl Fakirlik Vicdan Yoksulluğudur
Mevlana'ya atfedilen çok anlamlı bir söz vardır:
“İnsan kendi acılarını duyabiliyorsa yaşıyor, başkalarının acılarını duyabiliyorsa insandır.”
Ne kadar anlamlı, değil mi?
Bir insanın açlığını görmek, çaresizliğini hissetmek ve ona yardım eli uzatmak, insan olmanın en güzel erdemlerinden biridir.
Bugün dünyada milyonlarca insan yoksullukla mücadele ediyor. Ancak belki de en büyük sorun, insanların birbirlerinin acılarına giderek duyarsızlaşmasıdır.
Yardımlaşmak İnsanlığın Ortak Değeridir
Bütün ilahi öğretilerde yardımlaşmak, paylaşmak ve merhamet göstermek övülmüştür.
Kur'an-ı Kerim'de Mülk Suresi'nin ikinci ayetinde, hayatın ve ölümün insanların güzel davranışlarıyla sınanması için yaratıldığı bildirilir.
Demek ki hayat yalnızca kazanmak, biriktirmek ve tüketmekten ibaret değildir.
Önemli olan, kazandıklarımızla kaç insanın hayatına dokunabildiğimizdir.
Bir çocuğun yüzünü güldürmek, ihtiyaç sahibi bir ailenin sofrasına katkıda bulunmak, çaresiz bir insana umut olmak...
Bunların değeri parayla ölçülemez.
Yoksulluğa Karşı Hepimize Görev Düşüyor
Yoksulluk yalnızca devletin ya da yardım kuruluşlarının çözmesi gereken bir mesele değildir.
Toplumun her kesimine sorumluluk düşmektedir.
Elbette sosyal yardımlar, yasal haklar ve kamu hizmetleri son derece önemlidir. Ancak bunların yanında toplumsal dayanışmayı da güçlendirmeliyiz.
Unutmayalım!
Parası olmayan insan fakir olabilir. Ancak merhameti, aklı ve vicdanı olmayan insan çok daha büyük bir yoksulluk içindedir.
İnsanlığımızı sahip olduklarımızla değil, paylaştıklarımızla göstermeliyiz.
Çünkü gerçek zenginlik banka hesaplarında değil, insanların gönüllerinde bıraktığımız izlerde saklıdır.
Gayret ve çalışmak bizden, başarı Rabbimizdendir.