Günümüz insanlarındaki temel problem samimiyetsizlik ve sahteciliktir. İnsanın fıtratı gereği hep iyiyi doğruyu yapmayı arzu eder. İyilik yaptığında mutlu kötülük yaptığında ise üzülür vicdanen müteessir olur. Yaşadığımız zaman diliminde ise insanlar kendi düşündüğü gibi değilde bulunduğu toplumun kurallarına göre yaşamaya çalışıyor. Toplumun istedikleri ile kendi şahsi düşüncelerinin arasındaki ikilem içinde şaşırıp kalıyor ve adete bir fay hattı oluşturuyor. Kendisi olamayan insan ise vidası gevşemiş araba tekerleği gibi yalpalayıp duruyor. Hem bulunduğu ortam ve mekanı ve hemde kendine zararı oluyor.
Samimiyetten uzak gönüllerin güzel sıfatlarla donanmasını beklemek beyhudedir. Gerçekten inanan insan, inancına samimiyet ile bağlanan kişi hiç bir maddi menfaat beklemeyen ve hiç bir kimseye gösteriş yapmadan inanan insandır. İnandığı dini içine sindiremeyen kişi onu hayat tarzı haline getiremez. Bu hal üzere hayat idame ettiren kişi esen rüzgara göre yaşantısında yön değiştirir.
Niyeti halis olmaktan uzaklaşan kişinin akibeti hayır olmaz. Çünkü niyet bozulunca yapılan işten de lezzet alınmaz. Ve insan bir anda müsvedde haline düşerde haberi olmaz. Farkında olmadan kendini sekülerizmin içinde bulur. Her şeyin dünyadan ibaret olduğu zannına kapılarak tüm enerjisini bilgi ve birikimini dünya için yapmaya gayret eder. Özde temiz olan fıtratı gölgede, bilgi/duyguları ise dilde kalır ve kalbine hükmedemez olur. Kafa (beyin) ile kalp birlikte hareket kabiliyetini yitirdiğinde o kişiden her şey beklenir.
Nihayetinde İnsanın inancı vicdanını besleyememekte, düşünce ve duygularını harekete geçirememekte, nihayetinde niyetine hükmedemez duruma gelmektedir. Vahim olan ise eşler arası ilişkilerde sadakat duygusu zayıflamakta birbirlerine verilen sözler tutulmamakta, devlet ile yapılan anlaşmalara uyulmamaktadır. Sonuç ise kaçak su ve elektrik kullanmak, vergi kaçırmak, kamu malını israf etmek, ihaleye fesat karıştırmak ihale şartlarına uymayarak inşaattan malzeme çalmak vs akla gelen hususlardır.
Bütün bunlar hak ve hukuk ihlalleri iken diğer yönü ilede doğruluk ve dürüstlükle bağdaşmayan hususlardır. İnsanın inandığı değerleri yaşayamaması içsel gerilime sebep olur. İnsanın iç dünyası ile yaşadıkları arasında uyum olursa mutlu olur. İnanç duygu düşünce irade kuvveti ve vicdan aynı hedefe yönelmelidir. Tersi bir durumda ise tabiri caiz ise şahsiyet zedelenir fay hattı kırılır ve insanın kişiliği parçalanır.
İçi başka dışı başka insanlar ise mutlu olamazlar. Planları entrika aldatma ve tek taraflı kazanma politikasına göre şekillenir. İçindeki duygusunu güzel hasletini yönetemez duruma gelir. Tabiki böyle sekülerizmin kölesi olanların yanında inandığını hayatına uygulayan insanlarda vardır. Bu insanlara da yaklaşmaya çalışırlar ama heyhat “Dışının görünüşü içinin aynasıdır.” cevabını alırlar da farkında olmazlar.
“Başkası olma kendin ol” (Şimde tamam mutlu ol)