Osmaniyeli Kültür Elçisi Sanatçı söz yazarı Hatice Abul'un Türk ve Yörük Kültüründe Ateş konulu yazısı
Osmaniyeli Kültür Elçisi Sanatçı söz yazarı Hatice Abul'un Türk ve Yörük Kültüründe Ateş konulu yazısı
TÜRK ve YÖRÜK KÜLTÜRÜNDE ATEŞ
Şamanist Mitolojiye göre ilk insanlar meyve ve otla beslendikleri için, ateşe ihtiyaçları yoktu! Tanrı, onlara et yemelerini emir ettikten sonra ateşe ihtiyaç hasıl oldu.
«Ülgen, gökten bir kara bir ak iki taş getirdi. Kuru otları ovucunda ezerek, bir taşın üzerine koyup diğeriyle vurdu. Otlar ateş aldı.
Ülgen böylece ilk defa ateş yakmasını insanlara öğretip «Bu ateş, atamın kudretinden taşa düşmüş ateştir» dedi.
Bundan dolayı da özellikle Altay ve Yakut Şaman Türkleri ancak çakmak taşından elde edilen ateşi daha kutsal saymaktadırlar.
Altay Türklerinde ateşe karşı söyledikleri dualarda, ateşe «Güneş ve aydan» ayrılmasın derler.
Mübarek saydıkları bazı kıymetlere karşı küfür sözler sarf ederlerse de ateş hakkında böyle şey söylenemez.
Şamanist Türkler, ocaktaki külün kıpırdanışında ve ateşin alevlerine bakıp fal açmakta ve çeşitli manalar çıkarmaktaydı.
Kenz'ül-Dürer' adlı kitabın yazarı Türklerden bahsederken «Adetler şudur ki, sene başında büyük bir ateş yakarlar hakanları bizzat gelip bu ateşe karşı bir şeyler söylerken, ateşten çıkan alev gökçe olursa o sene bolluk olacağı» sonucuna varırlar diyor.
Eski Türklerde ateşin her türlü kötü ruhları temizlediğine inanılırdı.
Nitekim Göktürkler zamanında M. 569 yılında Bizans elçisi olarak gelen ZEMAR KOS, Orta Asya'da Batı Göktürk sınırına vardığı zaman Türkler onu ve yanındakileri ateş alevleri üzerinden geçirerek kötü ruhlardan arındırılmış bir şekilde Kaan’ın huzuruna çıkarmışlardı.
Dünyamızı aydınlatan güneşte bir ateş topudur. Volkan patlaması veya yıldırım düşmesi de doğal ateştir.
Ateşin ilk nasıl bulunduğu da araştırılıp tartışılmaktadır.
Nedeni ne olursa olsun, yaz aylarında yandık dediğimiz kış aylarında donduk dediğimiz zamanlarda ateşi korumak ve korunmak isteriz.
Bununla birlikte ateş kültürü biz Türklerde anlam ve manalar barındıran çok önemli bir yer edinmiştir.
Çobanlarımızın bir yayladan bir yaylaya ateş yakarak iletişim kurduğu ve anlamlandırdıklarını biliyoruz.
Alevin yüksekliği yaylada uzun zaman kalacaklarına; ateşin kısa süreli yakılması yaylada az duracaklarına, göç yeri arayacaklarına; ateşin uzun ve süreli yanması mal ve can güvenliklerinin iyi olduğuna, yerlerinin değişmeyeceğine işaret ederdi.
Benzer şekilde acılarını sevinçlerini ateşle haberleşirlerdi.
Askere giden oğlunun sevincini, ölen bir beyin yasını kalan yetimlerinin ocağını devam ettirmesi dileğiyle çadırında ocak yakarak obasına acısını sevincini duyurur, güçlü metaniyetli olduğunu anlatırdı.
Tüm oba beyleri bir araya çadıra toplanır, dertlerine ortak olur, üzüntü ve sevinçleri paylaşırlırdı.
Yörüklerde Ocak çok önemlidir. Atalarımız evlatlarına ocakla ilgili beddua etmezler, en öfkeli anlarında bile ocağı tütesi derler, düşman bile düşmanına ocağı sönsün demez.
Hiçbir zaman ocağa kötü bir şey atmazlar. Hiçbir zaman ocak közsüz kalmaz, mutlaka külün en altında köz olur.
Hiçbir zaman kül üstüne ateş yakmazlar: misal “kar üstüne ataş yanarda kül üstüne ateş yanmaz” derler.
Hiçbir zaman ateşi su ile söndürmezler, çünkü ateşle su bir kardeştir, toprak ananın çocuklarıdır.
Yörükler kendi akrabalarını çadırlarının ateşinin yanmasından tanırlar. Ocak üstünden atlanmaz.
Ateş ve Ocak üzerine söylenecek derin sözler, anlatımlar var.
SAÇIKARA YÖRÜKLERİNDE ÇADIR ATEŞİ
Saçıkara yörüklerinde Arıcılarda çadır ateşini yakmak
Dedem Arıcı Mehmet 55 yaşındayken ahraz bir oğlu vardır. Ve bu ahraz oğlu 30 yaşlarında vefat eder.
Evlenmeden , çocuğu olmadan vefat eder ve ocağı sönük kalır. Dedem üzülür ağlar ,dağlara vurur kendini.
O sırada dağlarda gezerken bir arıya rastlar. Arıyı takip eder ve arının yaptığı bala rastlar.
Bir ağaçta kovanı bulur ve kovandaki balı obasına dağıtır. Bundan dolayı ardı Arıcı Mehmet kalır.
Arıcı Mehmet'in ocağı sönünce karısı Asya der ki; Mehmet emmi oğlu senin ocağına tüttürmen lazım, sen benim emmimin oğlusun der.
Yakınlarında Haymana ovasında o zamanın devrinde de bir yarı göçer yarı yerleşir hayatta Şıhbizinli Kürtleri vardır Şıhbizinli Kürtleri de dedemin eski dostudur.
Zalha diye bir kızı gider alır eşine gelin getirir. Dedem Arıcı Mehmet'in dört direkli çadırında köşeye oturtturlar.
Duvaklı gelin gelene gidene bakar, çadırın içi doludur ve der ki acaba benim kocam o mu? Bu mu? derken hepsi kalkar gider ve bir bakar ki yaşlı beyaz saçlı bir adamla baş başa kalır.
Zalha ‘’yaşlı bir kırla kala kaldık’’ der. Zalha, dedeme bir oğlan üç kız evlat verir. Çadırımızın ateşini Zalha yakmıştır.
Dumanımızı sonsuza tüttürmüştür Zalhadan bugüne kadar Arıcılar koyak koyak obalar olup büyük bir nüfusa sahip olmuştur.
Çadırın ateşini yakar kız demem ilham aldığım Zalha ebemdendir.
Ve aynı gelenekler devam etmektedir.
Anam da dedemin evine gelin geldiğinde; Dini nikah olduk bobagınan. Boban iki el ataş etti tüfenen.
Ala öşüken Fatık görümce geldi önce kayın babamın ateşini yaktık o ödlü eskiylen çadırların ateşini yaktım ortalık ağarmadan.
Onlar da “gelin Allah senden ırazı olsun, ocağın tütsün, el olasın, goyak goyak obalar olasın, kökler salasın” dediler.
Çadırdaki böyükerimiz uyuyordu. Emmilerimin gızlarıyla birbirimize sarıldık, darısı size dedik.
Sonrada kendi çadırımızın ateşini yaktım kayın babanın kahvesini ve aşını çorbasını yaptım.
Kayınbabam ‘’Gelin kızım, benim ocağımın ateşini yaktın Allah da senin ocağını tütütsün’’ dedi.
Deden gayfayı içti “Döne gızım emmileriğin çadırının ataşını yaktığmı gızım?
Bi laf vardır:Gelin gelmedik ev olurmuş da,ölü çıkmadık ev olmazmış.
Biz de olanlar onlara da olsun, elimizin, gonşularımızın da oğlu evlensin kızı gelin olsun…
Oğullu obalı olasın, başın pugar, ayak ucun gölolsun, Allah alını gülünü soldursun dedi
“Bu geleneği amacı ne?”. Birlik, beraberlik olalım, böyüklere saygılı, gücüklere sevgili, birbirimimize bağlı olalım, vatanımıza hayırlı evlatlar verelim, eyi hoş geçinelim, gençler arasında aşk ve sadakatın andıdır dedi.
Garagıda yakarız ki ocağımız ışısın.Allah kimsenin ocağını kör goymasın, garanlıklarımız aydın olsun.Hani demezler mi “bir insan sevdiğine kavuşunca gözün aydın,yollarımız aydın olsun”…
Bakınız bu geleneğin içinde nasıl bir derin,sonsuz duygular,çok anlamlı atasözleri, tarifi mümkün olmayan hisler duygu ve kültür seli var...
“BAŞIN DÖVLETLİ, ETEGİN EVLETLİ OLSUN” demekten anlayanların pay almaları gerekmez mi?
Bu ve bunun gibi unutulmaya yüz tutmuş geleneklerimizi ve anamın bu büyük değer emanetini yaşatmak bizlerin görevidir diye düşünüyorum.
Anam anlatır babam 1 yaşımda öldü.
1 yaşında Anam yetim kalır ebesi büyütür.
Ebesinin 9 tane yetimi vardır bu yetimlerin içerisinde birisi de anamdır.
Büyüdük yetiştik zor şartlarda der. ortalıkta ekmek aş yok o zamanı devrinde bakırdağında yaylaya giderdik çukurova'ya inerdik der.
Zaman zaman geliştim ve yetişkin kız oldum diyor. Deden beni istemeye geldi. Dedim istemeye gelir sözümüzü kestiler ve vergili olduk.
Düğün başladı düğünde delbek ve Tirki kullanırlar kadınlar ayrı erkekler ayrı oynardık düğün yapardık.
Duvak kurtarma yaptılar. Duvak kurtarma ise 7 yaşındaki bir oğlan çocuğa Oğlan evinden oğlanı temsil eder ve Duvak giydirirler bu duvak gelin alıcıları tarafından seğmenler duvak ile beraber çocuğu kızın babasına iletir ve kızın babası da başındaki duvağı alır çocuğa hediye para verir ve duvağı kızının başına takar.
Onun için bir onur ve şereftir. Böylelikle gelinin başında duvak takılır.
Gelin kızın kıyafetleri eskiden çarık veya Kundura taraklı kutmu don çıtarıdan üç etek iç köynek başına Duvak olur ve beline de tarabulus kuşak kardeşi tarafından bağlanır. kardeşi tarafından o da kardeşinin bacısına sahip çıktığını ve her zaman kardeşini bacısının yanında olduğunu ifade eder güç kuşağıdır.
Böylelikle gelin yola koyulur. Kayınbabaya teslim edilir. Kayınbabama emmi gelinin hayırlı uğurlu olsun Allah başa kadar gitsin dediler ve o da sağ ol der onu geri yolcu ederler Anam gelin geldiğinde Gelin geldiği zaman kayınbaba gelin kız dermiş gelin kız duvaklı geldi . Eğer ki gelin o gün göçülücekse göçülecek bir durum varsa gelin duvağıyla katarın başını çeker.
Hatta halam duvaklı göçmüş Çünkü zülüfünü kesememişler göçmüşler. durumu itibarında üçüncü günü Zülüf kesilirmiş.
Anam der üçüncü günüm oldu kelleyi üttüm malın kellesini Deden gibi toplu kesti kelleyi yemek yaptım. Zülüf kesildi dedi Zülüf gelini işaret eder ve kadınlar,arkadaşlar ,yaren'ler toplanır türküler söylenir çelme çekilir gelin başı bağlama denir.
Gelin başını siyah çekinin üzerine altınlar sıralanır .
Üstüne kırmızı Kırmızının üstüne mavi Mavi'nin üstüne mor morun üstüne yeşil böyle takar gider takarken öteden kayınbaba gelir gelinin poçusunu alır yavrum der; ‘’ alınına gülüğüne geldin Allah alını gülünü soldursun koyak koyak obaların olsun muradını alasın oğlunla oba ol kızınla komşu olasın başın devletli eteğin evletli olsun der .
Alınınan geldin akılına bu çadırdan çıkasın diye iyi bir dilektir gelinin zülüfü kesilmiş olur başı bağlanmış olur ve yayladan göçerler bunu anlamı siyah asaleti yası temsil eder altın bereketin dar günüdür mavi sonsuzluğu kırmızı Türklüğü yeşil islamiyeti mor aklı ve usturubu Gök ise sonsuzluğu beyazsa saflığı temsil eder.
Gara: asaleti, bereketi ve dar günün uçun (ak akçe kara gün uçundur derler).çapraz bağlaması da birlik ve güçlülüğü gösterir. Kayınbabaların örtmesi de geline güç verir.
ANAMIN ÇADIR ATEŞİ YAKMASI
Biz çadırın ateşini bir kirpit çalmaya yakarız, eğer ki yakamazsak bu gelinin başı bozulacak demektir. Vay vay vay! bi çalmaya yaktım.
Dedeyin ocağının başına yedi oğlan, beş kız on iki çocuk oturttum.Anamın 12 Çocuk,22 Torun,19 Torununun çocugu,2 torunun torunu var. Anam, Babaebesini ve 7 nesil yaşamış, görmüş”.Biz çadırın ataşını böyle yaktık darısı size diye bitirdi lafını…
Bu da şunu gösteriyor: daha sonra yerleşmede evlerin arası açık olmasından veya kapıların kapalı olmasından mıdır bilinmez, bu gelenek unutulmaya yüz tutmuş, bu kültürü yaşatmak ve aktarmak biz kültür elçilerine düşüyor ve o günden bu güne kadar geleneğimizi yaşatmaktayım.
Ben de anamın bana olan emanetini Yörük şölenlerinde temsili canlandırıyorum! büyük bir onur ve gururla…
İlk insanların ateşi buluşuyla başlayan insan hayatının olmazsa olmazıdır ateş. Dünyamızı aydınlatan güneş de bir kıvılcım topundan oluşmaktadır. Tarihte ateş ve duman iletişim aracı olarak görülürken, günümüzde sosyal medya ve akıllı cihazlar yerini almıştır.
Türklerde ateş kültürü dünyanın farklı coğrafyalarında yaşamakta olan Türk soylu halklar da farklı anlamlar ve işlevsellik arz eder…
Saçıkara Yörükleri geniş alanlarda yaşamış ve hala yaşamaktadır. İskanın 1946’ da başlayıp 1960 yıllarına kadar devam eden yerleşik düzene geçmelerine rağmen, konar-göçerlik adetlerini, bilgilerini kültürlerini hala yaşatmaktadırlar. Benim aklımın erdiği yıllarda köyümde kendi gördüklerimi-yaşadıklarımı ve anamın konar-göçer zamanlarındaki gençlik yılları ve gelin oluşunu dinlediğim kadarı ile anlatacağım. Bunlar içinde ÇADIRIN ateşi kültürü, gelin başı bağlama ve gelinlik elbiseleri özel bir yere sahiptir…
ÇADIRIN ÖNÜNDEKİ TAŞ
Bir de yörüklerde çadırın önünde büyük taş olurdu taşın başında oturma vardır . Vakit geçer evde kayınbaba yoktur koca yoktur bir gelin vardır gelin kocası gelesiye kadar kayınbabası gelesiye kadar evin halkı gelesiye kadar çadırın önündeki bulunan taşın üstüne oturur. Onu bekler. Bu da genelde Yörüklerin çadırın önündeki taş yat gelir, yabancı gelir, deve yitiren, koyun yitiren, kuzu yitiren gelir ve taşın başında oradan seslenir bacı erin evde mi kayınbaba evde mi ona göre konuşulur ve misafir ağırlanır.
ANAM DÖNE HATININ GELİN OLUŞU
Anam Döne Hatın bir gün Toprakkale’ deki evimizin yola bakan balkonunda tahta minderli sedir üstünde otururken kendi kendine zingirdeniyordu.“Anam, güzel anam, ak saçı kınalı anam, ne dersin kendi kendine” dedim. “Gel yavrım geel gel huraya, yanıma otur da sağa bizim eskilerde yaşadığımız benim kendi yaptığım aklımın erdiğinden beri gelin olduğuma gadarını deyverende gulağında galsın.Sen yazarsın yavrım, amanatımdır sağa sen bunları unutma hadi” dedi. Anam benim hem dinlerim hem de yaşatırım…
Tirki delbek eşliğinde söylenen türküler
Çek deveci develeri harıma aman aman
Yük vurmuşlar altı aylıcak doruma aman aman
Devesi daylak severler aylak
Kız sen kimin yarısın her yannarın oynak
Yük dibininğ daşları
Çivildeşir guşları
Arabı belden aşıran
Asıya gızın gaşları
Arabanın tekeri
Çıkar yokuş yokarı
Zeynep gelin dükgen açmış
Ondan alın şekeri
Sallanır cilbirtinin dalları
Iğralanır ayşa gızın belleri
Baldan şekerden datlı gelmiş
Kel Paşa’nın dilleri
Halep yolu döşeme
Ayşam geder ığşama
Bin guruşluk urbalar
Yetmez daylak ayşama
Ve kına yakılır...Avcıma gümüş koydular, kınayı öyle yaktılar. İki elime, ayak parmaklarıma, biraz da enseme kına yaktılar. Kınayı Fatık görümcem yaktı. Kına türküsü çağırdılar.
Çadırımız böğür böğür
Gubetlik içimde böyür
Böyük çadırın gızına
Yad ellerden gelir düğür
Çatdılar ocak daşını
Gurdular düğün aşını
Ağlatmayın gardaşını
Gelin gınan kutlu olsun
Gün ikindi batar anam
Acın bana yeter anam
Bu gecede goynundayım
Yarın bensiz yatar anam
Kına yakılır kına
Cana dokunur kına
Elindeki mor kına
Ugur getirsin sana
Gelinim kınan kutlu olsun
Ocacığın evlat dolsun
Hem orada hem burada
Ağzın dilin tadlı olsun
Yavrım aklıma geliverenner. Ben daha 16 yaşındayın. Evimizde ebem böyüttü beni.Ebem Eşemence dedi ki “yavrım Dönem, senin bu evde bu aşam son yatışın.Mustafamın yavrısı, seni goynumda yatıracan” dedi. Ebemin goynunda yatıyodum ebem bana “Döne, yavrım sağa bişey decen yavrım.Elin ekmeği kanınan yoğurulmuş, yeyebilen yiğit öğünsün derler yavrım, hörmetigde hızmatıngda gusur etme,yüzün guyu düş, yüzü yokarı kalk yavrım.” dedi…
ÇOCUK BÜYÜTME
Çocukları büyütürken genelde oğlanı gök beleğe kızları mor beleğe belerler. gökbelek Allah sana güç kuvvet versin demek mor belek de Allah kocan sana sahip çıksın ev olasın oba olasın akıllı usturuplu olasın diye mor beleye belerler ve böyle bir şekilde büyürler giderler.
YEMEKLER
Genelde Yörüklerde etten ve undan yemek yapılır koyun ve sütten yapılır. Bir de et kavurma yaparlar bunu topalan dediğimiz fasulyeden nohuttan yapılan undan bulgurdan yapılan ve içine et konulan yemektir.
Sulu yemektir kavurma yaparlar yahni yaparlar yahni de etin sulu halidir Bunun dışında etin olmadığı durumlarda ölemeç, bulamaç,höşmeri, kelpeşir,hort, hort dolazı,yepinti, soğan aşı yaparlar o günün durumuna göre mutlaka yemekleri doyurucu besleyici ve güçlendiricidir.
SAÇIKARA YÖRÜKLERİNDE ÇOBAN ATEŞİ
Çoban ateşi dediğimiz haberleşme ateşidir. Develer göçerken önce koyunlar çıkarmış yola ve develer de arkasından gelir gecenin bir yarısında koyunları çobanlar alır göç güzergahına doğru götürür orada ilk duracakları yer tespit edilir ve oraya dururlar göçü beklerler göç gelir babamın anlattıklarına göre çok yanarsa ateş büyürse bugün de kalacağız yanmazsa yurttan gideceğiz demekmiş.
Bu da bir çoban ateşi haberleşme birlik ve beraberlik olma ateşidir. Yörüklerin muhabbetini çadırda yanan ateş etrafında yaparlar.

Dedem Arıcı Mustafa’nın sözü: YÖRÜKLÜĞÜ UNUTAN YÖRÜDÜĞÜ YOLU GEÇMİŞİNİ UNUTUR.
Babam Ağca’nın sözü: Yörüklük yaşamanın hazzı, ovaların dağların çatal yürekli insanıdır.
YÖRÜKLÜK, GECE KOYUNU ISLAK ÇARINAN ÖRÜME GÖTÜRMEK, POYRAZDADA AYAĞINDA ÇARIĞI GURUTMAK DEMEKDİR... VAR SEN ANNA...
SAÇIKARA ADI
Saçıkara biz Saçıkaralı Yörüklerinin saçlarından güzelliklerinden süre gelen bir ünvanıdır. Nesilden nesile aktarılan anlatılan ve bugüne kadar gelen söylenenler hala da söylenen soyad olan adımızdır .Rivayetlere dayanan büyükten küçüğe aktarılan hikayesi : Kök ağacımız Saçıkara beyimiz uzun süre yönettiği obayı yaşlanmasından dolayı şöyle der obasına: ‘’Ben yaşlandım siz gençlere Saçıkara olanlara bu obanın yönetimini veriyorum’’ der ve Saçıkara oba beyimizin verdiği addır soy adımızdır nüfus kayıtlarına geçmiştir.Benim doğduğum köy 1948 ilk yerleşiminde Saçıkara adını almıştır …
Diğer bir anlatım da : Saçıkara beyimizin karısı ebemiz çok güzeldir saçları simsiyah topuklarına kadar uzun ve her gören saçı kara diye seslenir.
Bir gün Yavuz Sultan Selim Çukurovadaki Yörüklerin namını duyar ve yaverini bu insanlar hakkında bilgi almak ister hatta sürgün düşüncesi vardır ,yaveri Çukurovaya gider Yörük dedemizin çadırının önünde durur bir bakar ki çadırdan uzun boylu beyaz benizli kara saçı topuklara inen bir hatun karşılar , İstanbul’a döndüğünde padişaha şöyle der o Yörükler asil insanlar vatana faydalı insanlar bu toprakta kalmalılar onlar Saçıkaralı der bu söylemde devam eder gelir Saçıkara adı tarihi bir addır.
SUNUŞ BİTİMİ KONUŞMA
Değerli misafirler sevgili konuklar bugün bu programda Türk kültürünü ve Yörük kültürünü tanıtımımda bu kültürün içerisinde kendim de bulunuyorum, kendim çocukluğumdan bizzat yaşadım Saçıkara köyüne 1948'e yerleştiğimizde okulumuz 1950'de kuruldu.
İlkokulu orada bitirdim her sene İlkokulu okurken ilkokul 1 sınıftan 5'ne kadar köyde Cumhuriyet Bayramında 29 Ekim'de etkinlikler yapılırdı. Bu etkinliklerde köyün içindeki yaşlı kadınlardan çekiler,yazmalar, baş altınlar, boyun altınları alırdım kültürümü yaşatmak o anlarda içime doğmuştu.
Tabii şimdiki o analarımıza rahmet diliyorum. Bunları başıma giyerdim darabulus kuşak, üç etek,şalvar alırdım bunlarla halk oyunları oynardım o günden bugüne kadar devam ettirdim ve şimdilerde içerisinde bu kültürümü daha geniş bir kitleye taşımak istedim ve taşıyorum da.
Çadırın ateşini yakan kız derken benim dedemin yukarıda anlattığım gibi 55 yaşında 17 yaşındaki bir kızla evlenmesi ve çadırımızın ateşini yakıp bizi el oba etmesinden ilham aldım.
Bunları yaparken çocukluğumdan babam rahmetli Mehmet Ağcanın Deli Boran söylemesi halk ozanı olması Anam Döne hatunun Yörük kadını olup bu tarihi kültürümüzü bana anlatması bende büyük bir etki bıraktır.
Bu kültürümüzü şimdi bugünlerde gelecek nesillere aktarıyorum. Ben çadırın ateşini yakan kız olarak bunları size anlattım memnunluk duydum şimdi bir şiirimi sizlerle sunuyorum.
ÇADIR ATEŞİ
Şafak ağarmadan yanıyor ocak
Çadırımın ateşini yakan kız
Aşkın badesini yâre sunacak
Çadır ateşini yakan Yörük kız
Daha tazeciktir ceylan balası
Doru tay gibidir titrer yelesi
Otağıma allı gelin gelesi
Çadır ateşini yakan Yörük kız
Dağlarda kar olur yârine akar
Sevdası ocakta yüreğim yakar
Telli telekli turnam süzülür bakar
Çadır ateşini yakan Yörük kız
Şimşek yıldırımım bağrıma çakar
Yayla mantıfarı yaz gülü kokar
Ahını almışsan çelmeler takar
Çadır ateşini yakan Yörük kız
Hatice’m der iyi günler göreydim
Arı olup balımı yâre vereydim
Bir Yörük oğluyla sefa süreydim
Çadır ateşini yakan Yörük kızı
Bu şair ve kültür yönüm çocukluğumdan gelen yukarıda da söylediğim gibi kültürümü anamdan ve babamdan etkilendiğim Çadırın Ateşini Yakan Kız şiir ve anılar olarak kitabım Yörük Kızı, genç yaşta vefat eden abime hitafen Senden Haber Alamadım albümüm ve on tane sözü müziği bana ait bestem üç yüze yakın şiirim bugüne kadar yapmış olduğum eserlerimdir.
Bu eserlerimi Saçıkara Yörüğümüzün milli kıyafetiyle sazımla sözümle yediden yetmişe şölenlerde ve resmi kutlamalarda davet edildiğim yerlerde çalıp söyleyerek ve anlatarak kültürümüzü gelecek kuşaklara aktarmaktan onur duyuyorum. Yaradan bana ömür verdiği sürece devam ettireceğim saygılarımla…
SESSİZ SEDASIZ
Zerre idim düştüm anam gölüne
Dokuz aydan sonra aldı dalına
Kültür elçisiyim böyle biline
Gün gelir göçerim sessiz sedasız
Hatice ABUL 26 - 12 - 2020 Ankara
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk Toroslarda yörükleri ziyaret eder. Çadır ateşini yandığını görünce büyük millet meclisin hitabında şunları söyler; ARKADAŞLAR! GİDİP, TOROS DAĞLARI'NA BAKINIZ, EĞER ORADA BİR TEK YÖRÜK ÇADIRI GÖRÜRSENİZ VE O ÇADIRDA BİR DUMAN TÜTÜYORSA, ŞUNU ÇOK İYİ BİLİNİZ Kİ BU DÜNYADA HİÇBİR GÜÇ VE KUVVET ASLA BİZİ YENEMEZ. Der. Saygılar sunuyorum beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum…
Kültür yaşatırsan yaşar…
Yorum Yazın