“Yaz kızım” diye elini çenesine koydu, “yaz” diye yeniden tekrarladı, elindeki kalemle, önündeki kâğıda bir kare yaptı, sonra bir üçgen, derken içlerini karaladı.
“Kızım” diye hitap ettiği, kâtibe hanım pür dikkat hâkimin ağzından çıkacakları bekliyor, bir kelime kaçırmamak için elinden geleni yapıyordu.
“Yürütmeyi durduracağız” diye mırıldandı hâkim.
Kâtibe hanım tam klavyenin tuşlarına dokunacaktı ki, “sana demedim kızım, sesli düşünüyorum. Böyle düşününce daha sağlıklı karar veriyorum. Ben ‘yaz’ dersem yazarsın!” deyince kâtibe hanım tam “yaz dediniz ya” diyecekti ki, saygısızlık olmasın diye sesini kesti.
Hâkim bir şeyler daha mırıldandı, sağındakine doğru hafif bir eğildi, sonra solundakine…
Hani duruşma salonu gibi değildi ama olsun, adet yerini bulsun…
“Bu hükümete haddini bildirmek lazım, ne demek 1 Mayıs kutlamalarını iptal etmek, ha ne demek?”
Kâtibe hanımın doğrulmasına fırsat vermeden, “dur kızım, başıma iş mi açacaksın?” diye çıkıştı.
Sonra hanım kızımızın beklediği emir gelmişti; “yaz kızım” dedi, ekledi “yaz da millet karar görsün.”
Hanım kızımızın ojeli parmakları klavyenin üzerinde dans etti.
“1 Mayıs törenlerinin stadyumlarda yapılmasının son bulmasıyla ilgili genelgenin yürütmesinin durdurulmasına” diye kararını açıkladı.
Sağında oturan, “Hâkimim!” diye saygısını sunduktan sonra “peki nerede kutlanacak?” diye merak ettiği soruyu yöneltti.
“Yönetmenlikte yazıldığı gibi” dedi hâkim, gür sesiyle…
Öyle üç kuruşa beş köfte olmazdı.
AK Parti Hükümeti, 1 Mayıs törenlerini yasaklamakla cumhuriyetin temel nizamlarına aykırı davranıyordu, hem laiklik elden gidiyor, hem Atatürkçülük derin bir yara alıyordu. Ne güzel stadyumları dolduran işçiler, ellerindeki pankartlarla 1 Mayıs’ı kutluyorlardı…
Solundaki genç hâkimin aklına geldi…
Ama biraz tereddütlüydü…
Tam bir şey demek için kendini toparlamıştı ki, kâtibe hanımın narin sesi duyuldu; “Hâkimim, kutlama için yer yazacak mıyız, hani Taksim’di, Maksim’di gibi.”
“Yok, kızım” diye gür ses yeniden duyuldu…
“Yönetmenlikte ne yazıyorsa öyle kutlanacak” diye devam etti.
Kâtibe isimleri açıp, unvan ve sicilleri de yazınca printere göndererek, büyük bir iş yapmanın derin iç huzuruyla yazıcıdan nazlı nazlı çıkan kâğıdı aldı, bir endamla yerinden doğrularak hâkimin önüne bıraktı, adeta ağır çekimde uçtu mübarek kâğıt…
Hâkim, önce sağına uzattı, imza istedi.
Şakır şakır imzalandı.
Sonra solundaki genç hâkime uzatıp, yakışıklı bir imza atmasını istedi.
Şimdi sıra kendisindeydi.
Bu atacağı imza, cumhuriyetin köküne dökülmek istenen kibrit suyuna engel olacaktı.
Bu imza var ya, bu imza…
Bu imza, Atatürk’e olan bağlılığın en büyük kanıtı olacaktı.
Şimdi CHP’de sevinecekti…
Hani, emekliliği yakın, belki adaylık düşünürse bu kendisi için referans bile olabilirdi.
Bunu el altından CHP’ye göndermek lazımdı ama zaten basın flaş haber diye sunardı.
Hâkim, hiç kimseye fark ettirmeden zile bastı ve anında kapı çalınarak “gir” emriyle içeriye sekreter girdi.
“Kızım bunu al, hükümete gönder” dedi.
Eklemeyi unutmadı; “Basına da sızdır, hani hükümet Sümen altı maltı eder de, şunun şurasında 1 Mayıs’a ne kaldı?” diye kendi kendine sorduktan sonra “kızım bize kahve de söyle, şöyle orta şekerli olsun!”
“Emredersiniz” dedi sekreter hanım kızımız, bir ceylan çevikliğiyle geldiği gibi odadan çıkarak kararı önce hükümete, sonra basına servis etti.
***
Kahvelerini yudumlayıp, fincanı fal konumuna getireceklerdi ki, kapı çalındı. Bu münasebetsiz kimdi şimdi, Allah aşkına…
“Gir” dedi gür sesiyle…
Deminki sekreter hanım girdi içeriye ama ceylan çevikliği değil, kedi ürkekliğiyle…
“Ne oldu kızım, sıtmaya mı tutuldun?”
Önce kem küm etti, sonra şeylere takılıp kaldı.
Hâkim, anlayışlı birisiydi, bağırsa kızın ödü kopacaktı, sakince sordu; “Hanım kızım, ne oldu?”
“Sormayın efendim, sormayın?”
“Ama soruyorum, beni dellendirme kızım söyle!”
“Efendim, siz 19 Mayıs törenlerinin stadyumlar yerine okullarda kutlanmasına ilişkin karar yerine, 1 Mayıs İşçi Bayramı hakkında karar almışsınız!”
Derin bir sessizlik oldu, yüzler buz kesildi, odanın soğukluğu klimalardan mıydı, yoksa kapı açık diye dışarıdan yüklü miktarda soğuk hava mı basmışlardı, bilemiyorlardı…
Sekreter hanım devam etti;
“Şey efendim, bir şey daha var. Siz yürütmeyi durdurunca zaten önceki yönetmenlikte de ‘okullarda kutlamak’ varmış.”
Yine ses çıkmadı, sonra hâkim birden toparlandı ve arkadaşlarına bakarak; “Sinmeyin be! Biz kaçın kurasıyız. Sonuna kadar kararımızın arkasındayız, şimdi gerekçesini bile allayıp pullayıp yazdık mı, 1 Mayıs İşçi Bayramı stadyumlarda, 19 Mayıs törenleri de okullarda kutlanır, olur biter…”
***
Yok, ben bir şey diyemeyeceğim, halen gülüyorum…
Twitimden Seçmeler
Kiminle yola gidilmeyeceğini, neden hep yolun sonunda öğreniyoruz ki!
="http://www.twitter.com/naifkarabatak">www.twitter.com/naifkarabatak