“Yüce Divan” Hakkında

“Yüce Divan” Hakkında
Türkiye’de zaman zaman alevlenip sönen güncel tartışma başlıklarından olan “Yüce Divan”  sistemi, ciddi reforma ihtiyaç duyulan konular arasında yer almaktadır.


Anayasada belirtilen siyasetçiler ile üst düzey kamu görevlileri hakkında görev suçlarından açılan ceza davaları,  Yüce Divan yargılamasının sınırını çizmektedir. 


Başka bir ifadeyle, Yüce Divan, hem kişiler hem de görev yönünden sınırlandırılmış olağan bir yargı kuruluşudur.


Aslında yeni bir mahkeme değil, Anayasa’nın, Anayasa Mahkemesi’ne vermiş olduğu yeni bir sıfattır.


“Yüce Divan”, disiplinler arası bilimsel yaklaşım gerektiren somut kavramlardan birisidir.


Dolayısıyla da, tarihi siyasi tecrübeler ve kurumun pratik işleyişi ışığında çok yönlü bakış açısıyla ele alınması gereken anayasal bir organdır. 


Yeni anayasa çalışmaları bağlamında “Yüce Divan” konusuna nasıl  bakıldığı ve ne gibi  önerilerde bulunulduğu ve özellikle  de siyasi uzlaşma  ihtimali  olup olmadığı  büyük önem taşımaktadır.  


Yeni anayasa çalışmaları vesilesiyle, Yüce Divanı’nın yapısı ve oluşumuyla ilgili hukuk devleti ilkesini ve yeni demokratik standartları dikkate alan Yargıtay ağırlıklı “karma”  yapılı olağan bir mahkeme modeli önerilmelidir.


Öte yandan, Yüce Divan yarılmasının tek dereceli yapısının değiştirilerek Yüce Divan kararlarında  “temyiz” yolunun getirilmesi de, tarihi tecrübelerimize uygun olumlu yönde bir teklif olacaktır.  


Kısacası, “Yüce Divan” ın, adındaki “Yüce” kelimesine yakışır şekilde, kamu vicdanında soru işaretleri oluşturmayan bir pratik işleyişe kavuşturulması gereği ortadadır.


Bu arada, Yüce Divan yolunun siyasilerle ilgili Meclisteki etabını oluşturan “meclis soruşturması”  mekanizmasının da mercek altına alınarak eski ve yeni iktidar mensupları arasında siyasi hesaplaşma  ve “devri sabık” oluşturma gayretlerinin zemini ya da “komisyonmatik” algılarından kurtarılmalıdır.