Toplumsal olaylar sonrasında sağduyuyla inceleme şansı yakaladığınızda ortaya çıkan tablonun açıklamasını yapmak çok kolay olmuyor. Olayın dışından bakanlarla, olayın içinde olanların değerlendirmesi hep farklı olmuştur. Ancak, önemli olan olayın içindeyken akıl ve feraseti yitirmemek, sağduyuyu elden bırakmamak, amacının dışına çıkmamaktır.
Bunu becerebilirsek, hiçbir toplumsal olay sonrasında ortaya çıkan çirkin tablo görmez, ölümler, yaralanmalar, sakat kalmalar ve suçlamalar da olmaz. Bütün bunlar bilindiği halde, her seferinde sağduyusunu yitiren ve aklının önüne öfkesini, bazen kinini, bazen cehaletini koyanlar bulunuyor.
***
Geçtiğimiz günlerde Adıyaman’ın Kâhta ilçesinde küçücük bir yavrucağa taciz iddiası vardı. Kendilerini hukukun yerine koyan bir grup ise “linç edeceğiz” diyerek emniyetin önüne doluşmuşlardı. Bu suçlama, henüz bir iddia olduğu halde, durum yargıya da intikal ettiği biline biline “cezasını vermeye hazır” kalabalıklar her yerde olduğu gibi Kâhta’da da vardı.
Oysa onlara da Hazreti İsa’nın kısasında olduğu gibi günahları gösteren bir ayna tutulsaydı ve “İçinizden en günahsızı ilk taşı atsın” diye bir çağrı gelseydi, sahi hangisi ilk taşı atmak için yere eğilirdi?
Konuyla ilgili olup olmadığına bakmadan, o gece emniyetin önüne doluşanların bu soruyu kendilerine -hiç değilse- bir kez sormalarını istiyorum ama samimiyetle ama bütün içtenlikleriyle…
***
Bir yerde kalabalık varsa, halk galeyana gelmişse orası provokasyona açık demektir. Kâhta’da da muhtemelen böyle oldu. Kalabalığın içinden emniyet binasını taşlayanlar oldu. Ve polisin müdahalesi geldi.
Ardından takviye güçler, çevik kuvvet ekipleri, panzerler, ağır makinalı silahla donatılmış polisler, gaz bombalarıyla ilçeyi bir anda ablukaya aldı.
Görüntüleri izledim, olayı sıcağı sıcağına yaşayanları dinledim ve ürktüm…
Polis, ilk önce başarılı bir şekilde kalabalığı dağıtmayı başarır. Yöntemini pek haz etmezsem de üzücü bir olay olmadan kalabalığın dağıtılmış olması sevindiricidir.
Ama ya sonrası…
İşte iplerin koptuğu yer, kalabalık dağıldıktan sonra öfkesini yenemeyen ve aklının önüne hırsını koyan, toplumsal olaylarda tecrübesiz polislerin yaptıkları eylemler…
İddialar müthiş, hatta tüyler ürpertici.
İş yelerine dalan polislerin camı çerçeveyi, masayı parçalaması mı dersiniz, önüne geleni coplaması mı, olayla hiç ilgisi olmayan insanların (polisin tutumuna karşı) direnmesi nedeniyle yediği dayak ve sonrasında gözaltı mı dersiniz, her şey var.
Minicik çocukların coplanması bile var anlayacağınız.
Ve daha vahimi…
Bütün bunlar olup bittikten sonra gece 00.30 sularında Kahta ilçe merkezinde, cadde ve sokaklarda tıpkı Sincan’daki tank yürütme gibi, panzer yürütme var.
Ve sıkı durun, üstelik de mehter marşı eşliğinde.
“Yine de şahlanıyor aman, Kolbaşının yandım da kır atı, Görünüyor yandım aman…” diye devam eden Mehter Marşı…
Hani Osmanlı Ordusu cenge giderken, askerler motive olsun diye Mehter Takımının söylediği bir birinden heyecanlı marşlar.
Merak ediyorum, o polisler sahi hangi cenge gidiyordu, hangi savaşa çıkmış, hangi savaştan dönüyordu, neyin zaferini kutluyorlardı?
Bana ilk anlattıklarında bu sesin yanlış anlaşılmış olabileceğini düşündüm ama görüntüleri izlediğimde mehter marşının gerçekten çalındığını işittim.
Bu bir gözdağı mıdır, zafer turu mudur, korku toplumu oluşturma gayreti midir, yoksa halkı devletten, polisten, adaletten soğutma çabası mıdır?
Sebebi ne olursa olsun, bir gece yarısı cadde ve sokaklarda korku salan polislerin olması, mehter marşıyla gövde gösterisi yapılmasının “sevinçle” karşılanmasını bekleyen varsa, daha çok bekler.
Bu, iyi niyetli insanların değil, kötü niyetlilerin ekmeğine yağ sürer.
Kâhta’yı huzursuzluğa boğar.
En ufak olayda bundan daha vahimleri yaşanır, gözdağına, gözdağıyla karşılık verenler çıkar. Tıpkı darbe dönemlerinde yapılan zulümlerin, 30 yıldır başımıza saldığı bela gibi…
Bu yönetememenin bir eseridir…
Basiretsizlik, bu tür olayları çözmeye değil, düğümlemeye sebep olur.
O görüntüleri izlediğimde, anlatılanları dinlediğimde çok daha farklı düşünmeye başladım.
Akşam televizyonun karşısına geçip, haberleri izlediğimde, çirkin görüntülerin yer aldığı toplumsal olaylara bakarken bir daha düşüneceğim.
Sadece ben değil, bunu yaşayan herkes, bir kez daha düşünecek ve asıl sorumluların, huzur sağlamakla yükümlü olanlar mı diye bir kez daha düşünecekler.
Değer miydi, o kentte kalabalığı dağıtacak, sözü geçerli bir tek “hatırı sayılır” kişi bulunamadı mı?
Polis, kalabalığı dağıtmak için cop kullanmadan, gaz bombası atmadan “yapılabilecekleri” polis okulunda öğrenmiyorlar mı?
İnanın Kâhta’da herhangi bir eve gidilseydi, orta yaşın üzerinde birisine rica etselerdi, o kalabalığı bir tek cümlesiyle dağıtabilirdi ve biz bugün bu çirkin görüntüleri tartışıyor olmazdık.
Basiret de tam böyle bir şey işte…
Twitimden seçmeler
Çevik Bir, “Talimatları Erbakan'dan aldım” demiş. Bazı adamların şakası da sevilmiyor, fıkra anlatsa gülünmüyor, bu da öyle.
Twitter.com/naifkarabatak
Bunu becerebilirsek, hiçbir toplumsal olay sonrasında ortaya çıkan çirkin tablo görmez, ölümler, yaralanmalar, sakat kalmalar ve suçlamalar da olmaz. Bütün bunlar bilindiği halde, her seferinde sağduyusunu yitiren ve aklının önüne öfkesini, bazen kinini, bazen cehaletini koyanlar bulunuyor.
***
Geçtiğimiz günlerde Adıyaman’ın Kâhta ilçesinde küçücük bir yavrucağa taciz iddiası vardı. Kendilerini hukukun yerine koyan bir grup ise “linç edeceğiz” diyerek emniyetin önüne doluşmuşlardı. Bu suçlama, henüz bir iddia olduğu halde, durum yargıya da intikal ettiği biline biline “cezasını vermeye hazır” kalabalıklar her yerde olduğu gibi Kâhta’da da vardı.
Oysa onlara da Hazreti İsa’nın kısasında olduğu gibi günahları gösteren bir ayna tutulsaydı ve “İçinizden en günahsızı ilk taşı atsın” diye bir çağrı gelseydi, sahi hangisi ilk taşı atmak için yere eğilirdi?
Konuyla ilgili olup olmadığına bakmadan, o gece emniyetin önüne doluşanların bu soruyu kendilerine -hiç değilse- bir kez sormalarını istiyorum ama samimiyetle ama bütün içtenlikleriyle…
***
Bir yerde kalabalık varsa, halk galeyana gelmişse orası provokasyona açık demektir. Kâhta’da da muhtemelen böyle oldu. Kalabalığın içinden emniyet binasını taşlayanlar oldu. Ve polisin müdahalesi geldi.
Ardından takviye güçler, çevik kuvvet ekipleri, panzerler, ağır makinalı silahla donatılmış polisler, gaz bombalarıyla ilçeyi bir anda ablukaya aldı.
Görüntüleri izledim, olayı sıcağı sıcağına yaşayanları dinledim ve ürktüm…
Polis, ilk önce başarılı bir şekilde kalabalığı dağıtmayı başarır. Yöntemini pek haz etmezsem de üzücü bir olay olmadan kalabalığın dağıtılmış olması sevindiricidir.
Ama ya sonrası…
İşte iplerin koptuğu yer, kalabalık dağıldıktan sonra öfkesini yenemeyen ve aklının önüne hırsını koyan, toplumsal olaylarda tecrübesiz polislerin yaptıkları eylemler…
İddialar müthiş, hatta tüyler ürpertici.
İş yelerine dalan polislerin camı çerçeveyi, masayı parçalaması mı dersiniz, önüne geleni coplaması mı, olayla hiç ilgisi olmayan insanların (polisin tutumuna karşı) direnmesi nedeniyle yediği dayak ve sonrasında gözaltı mı dersiniz, her şey var.
Minicik çocukların coplanması bile var anlayacağınız.
Ve daha vahimi…
Bütün bunlar olup bittikten sonra gece 00.30 sularında Kahta ilçe merkezinde, cadde ve sokaklarda tıpkı Sincan’daki tank yürütme gibi, panzer yürütme var.
Ve sıkı durun, üstelik de mehter marşı eşliğinde.
“Yine de şahlanıyor aman, Kolbaşının yandım da kır atı, Görünüyor yandım aman…” diye devam eden Mehter Marşı…
Hani Osmanlı Ordusu cenge giderken, askerler motive olsun diye Mehter Takımının söylediği bir birinden heyecanlı marşlar.
Merak ediyorum, o polisler sahi hangi cenge gidiyordu, hangi savaşa çıkmış, hangi savaştan dönüyordu, neyin zaferini kutluyorlardı?
Bana ilk anlattıklarında bu sesin yanlış anlaşılmış olabileceğini düşündüm ama görüntüleri izlediğimde mehter marşının gerçekten çalındığını işittim.
Bu bir gözdağı mıdır, zafer turu mudur, korku toplumu oluşturma gayreti midir, yoksa halkı devletten, polisten, adaletten soğutma çabası mıdır?
Sebebi ne olursa olsun, bir gece yarısı cadde ve sokaklarda korku salan polislerin olması, mehter marşıyla gövde gösterisi yapılmasının “sevinçle” karşılanmasını bekleyen varsa, daha çok bekler.
Bu, iyi niyetli insanların değil, kötü niyetlilerin ekmeğine yağ sürer.
Kâhta’yı huzursuzluğa boğar.
En ufak olayda bundan daha vahimleri yaşanır, gözdağına, gözdağıyla karşılık verenler çıkar. Tıpkı darbe dönemlerinde yapılan zulümlerin, 30 yıldır başımıza saldığı bela gibi…
Bu yönetememenin bir eseridir…
Basiretsizlik, bu tür olayları çözmeye değil, düğümlemeye sebep olur.
O görüntüleri izlediğimde, anlatılanları dinlediğimde çok daha farklı düşünmeye başladım.
Akşam televizyonun karşısına geçip, haberleri izlediğimde, çirkin görüntülerin yer aldığı toplumsal olaylara bakarken bir daha düşüneceğim.
Sadece ben değil, bunu yaşayan herkes, bir kez daha düşünecek ve asıl sorumluların, huzur sağlamakla yükümlü olanlar mı diye bir kez daha düşünecekler.
Değer miydi, o kentte kalabalığı dağıtacak, sözü geçerli bir tek “hatırı sayılır” kişi bulunamadı mı?
Polis, kalabalığı dağıtmak için cop kullanmadan, gaz bombası atmadan “yapılabilecekleri” polis okulunda öğrenmiyorlar mı?
İnanın Kâhta’da herhangi bir eve gidilseydi, orta yaşın üzerinde birisine rica etselerdi, o kalabalığı bir tek cümlesiyle dağıtabilirdi ve biz bugün bu çirkin görüntüleri tartışıyor olmazdık.
Basiret de tam böyle bir şey işte…
Twitimden seçmeler
Çevik Bir, “Talimatları Erbakan'dan aldım” demiş. Bazı adamların şakası da sevilmiyor, fıkra anlatsa gülünmüyor, bu da öyle.
Twitter.com/naifkarabatak