Onlar ki laf ile verirler dünyaya nizamet
Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde.
Ne güzel demiş Ziya Paşa kaç yıl öncesinden bugüne. Öyle değil midir ki kendini bırakıp başka işlerle meşgul olan insanlar. Hepimizin çevresinde mutlaka vardır. Oysa hayat öyle kısa ki.. Hiçbir şey düşünmeden, bir kereliğine olsun kendin için yaşasan ne olur sanki.. Merak ettiklerini acaba nasıldır diye düşündüklerini denesen ne kaybedersin. Mesela bıraksan rutinliği. Bir defaya mahsus deliriversen bıraksan yasaklarını. Yasaklarını diyorum çünkü bizler koyuyoruz kendimize yasaklarımızı hiçbir şeyi eleştirmeden koyun gibi güdülmeye alıştık. Oysa bizler belirliyoruz yaşam çizgilerimizi.
Çok ciddi bir toplantıya bir kot bir tşörtle gidilse ne olur. En fazla tebessümle bakar insanlar ve sonrasında unutulur gider. Denemeden bilemezsin ki.. Hayat öylesine akıp gidiyor ellerimizden..!! Anı yaşamak gerek diyor yaşayanlar. Sağlığın yerinde iken yaşasan hakkıyla ne var. Evin, araban var işte. Ne diye fazlası için koşturuyorsun ki. Kim mezara götürebildi evini,malını,mülkünü.. Kanuni Sultan Süleyman demedi mi ‘’Öldüğüm vakit sağ elimi tabuttan dışarı çıkarın ki bu dünyadan Kanuni bile bir şey götürememiştir öbür tarafa o görülsün.’’ Ne götürebileceğiz ki. Bir sadaka yerine geçebildiği dünyadan..
Yolcu olduğumuz handa, kısacık zaman dilimin paylaşırken neden asık suratlar neden bir şeyleri geriye ötelemeler? Ertelediklerimiz aslında bizim yapmak istediklerimizdir. Hep birileri için bir şeyler yaparken kaybettiklerimiz. Geriye dönüp bakıldığında ‘’keşkelerimiz’’. Ne çok keşkeler biriktiriyoruz hayatta. Hayat gerçekten çok kısa ve geç kalmayı hiç affetmiyor. Olduğumuz yerde gerçekten bulunabilmeyi becermeliyiz. Yalnızca kendi işlerimizle meşgul olmayı bilmeli başkalarının hayatlarına dil uzatmamalı, uzak durabilmeliyiz. Can Dündar’ın bir yazısında şöyle bahsediyor hayattan;
‘’Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,
yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını; dağlara dönmeli yüzünü insan..
yeni patikalar yeni yollar seçmeli yüreğini ferahlatacak..
yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak..
hep isteyip de bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa gerçekleştirmeyi denemeli..
her geçen gece ölüme bir gün daha yaklaştığını ve zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da, o dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı..
baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri..
küçücük şeylerle başlamalı belki, örneğin bir kaç durak önce inip servisten otobüsten, yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini gördüğünü hissedebilmeli..
sağlığını kaybedip ölümle yüz yüze gelmeden önce değerli olmalı hayat..!
illa büyük acılar çekmemeli küçük mutlulukları fark etmek için. başkasının yerine koyabilmeli kendini..’’
İşte böyle arkadaşlar sahte insanlara nasıl gülümsediğimiz, maskelerle dolaştığımızı, hayatı öylesine yaşayıp tükettiğinizi değil..Her şeyin farkına varabilmeyi ve olmak istediğimiz yerde gerçekten bulunabilmeliyiz.Ve şunu da unutmayalım ki ‘’ İnsanlar 27 yaşında ölürler,72 yaşında gömülürler..’’ Bu özlü söz Mark Twain’den. Ne zaman gömüleceğimiz bizim elimizde değil ama kaç yaşında öleceğiniz sizin elinizde.. Sevgilerimle..