Hayat önümüzden akıp giderken kimimizin elinde bir tas, kimimizin elinde kova, kimimizde ise bir kevgir var. Hayattan alabildiklerimizi alıyor günlük akışın içerisinde yeri geldiğince kullanıyoruz. Dost sohbetleri, meclis muhabbetleri, paneller, konferanslar vs. bildiklerimizi paylaşıyor, bilmediklerimizi öğreniyoruz. Merak ettiklerimizi araştırıyoruz
….mu? Acaba?
Son dönemlerde yeni bir bilgi kaynağı türedi ve biz bu bilgi kaynağında anlamadan dinlemeden boğuluyoruz. Algı bizi yönetiyor, yönetildiğimizi anlamadan, “ne çok şey biliyoruz da haberimiz yokmuş” edalarına kapılıyoruz. Sahi biz ne çok şey biliyoruz..
Son dönem sosyal medya gerçeğinden bahsedeceğim. Facebook, Twitter, Whatsup ve diğerleri .. Özellikle kullanımı diğerlerine göre daha yaygın olan facebook uygulaması.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın bir diğer adı Facebook oldu. 2007 yılında bir aile fotoğrafının arkasına photoshop programı yardımıyla flu bir yaşlı adam portresi yerleştirip üzerine “1974 yılında ölen dedeleri 2007 yılında fotoğraf karesinde nasıl yer aldı?” diye yazdım. Sonra fotoğrafı paylaşıp altına “7 kişiyle paylaş yoksa kötülük seni bulacak” diye not iliştirdim. 2008 yılı sonlarında Kuzey Kıbrısta yaşarken aynı fotoğraf başka bir yazıyla bana ulaştı. İlginç olanı yazı Arapça yazılmıştı. Tercümesinde ise benim yazdığım cümlelere benzer bir cümle ile birlikte ölümle ilgili bir hadis vardı.
Aslında sosyal bir deneyin bir parçasıydı. Ancak daha sonra sonuçları paylaşma imkânım olmadı. Sosyal medyanın gücü basılı medyanın gücünden 1000 kat daha fazladır. Facebook’ta paylaştığınız ajite bir fotoğrafın altına yazacağınız her şeye, herkes inanır hale geldi. Acı ama gerçek olan kimse araştırma soruşturma gereği duymadan Facebookta yazılı olan her şeyin doğruluğuna bir şekilde kendini inandırmaya başladı.
Artık kitap okumak, kütüphaneye gitmek, araştırmak, tez incelemek vs. anlamını yitirdi. Bu çağın en büyük hastalığı olan tembellikte eklenince Facebook başlı başına bir bilgi çöplüğü halini almaya başladı. Bir toplulukta her hangi bir konuyu tartışmaya açtığınızda karşı taraftan gelen bilgiler Facebook paylaşımlarından gördüklerinin dışında bir şey olmaması ise işin diğer acı tarafı. “İyi ama falan olay, şöyle olmuştu, ben inceledim” tarzı sözlerin gerçeği “Facebook ta gördüm” den başka bir şey değil..
Sayın Başbakanın sık sık tekrar ettiği “think-tank” yerini “gördüm-okudum-inandım” a bırakmaya başladı. Sosyal medya algı yönetiminin en tepesine yavaş yavaş tırmandı ve en zirveye de Facebook bayrağını dikti.
Kim ne söylerse söylesin gerçek olan tek şey ise sanal gerçekliğin ta kendisi. Kütüphaneleri yakalım, think-tank kulüplerini kapatalım yerine “facebook evleri” kuralım. Nasıl olsa şu anda yaptığımız da başka bir şey değil.
Eskiden birine öfkelenince bir odaya kapanır ya ağlardık ya da en yakın dostumuzu arar paylaşırdık. Şimdi her şeyimizi Facebook a teslim etmeye başladık. Yüzlerini dahi görmediğimiz sanal dostlarımız beğeni tuşumuza bastıkça mutluluğumuz artmaya başladı. Facebook beğeni sayısı ile mutluluk katsayımız aynı oranda zirveye çıktı. Erdal Atabek hocanın bahsettiği “İnsan Sıcağı” yerini klavye sıcaklığına bırakmaya başladı. En kötüsü de en yakın dostlarımızı bile bir bir kaybetmeye başladık. Yeni sanal dostlarımız çoğalsa da eskilerinin muhabbetleri hala kulaklarımızda çınlamaya devam ediyor.
Hayat bir şekilde devam ediyor. Öyle yada böyle . Ama gerçek olan tek şey bundan sonra tek gerçeğin Sosyal Medya gerçeği olacağıdır.
Umarım erken uyanırız. Ve tekrar okumaya başlarız. Hemde ilk harfinden son harfine…