seçim öncesi partiler ikinci kez strateji hesaplamalarına çoktan yöneldiler.
Seçmenin ikinci oylarını hangi dinamik girişimlerin belirleyeceği sorusuna ilişkin kritik noktaların peşine düşen partiler, seçmeni etkileyecek dinamik girişimleri yoğun bir tempoyla araştırma eylemine geçtiler...
13 yıldır tek başına iktidar olan Ak partinin seçimi birinci bitirip bitiremeyeceğine dair bir tartışma yok.
Ya da muhalefet partilerinden birisinin henüz iktidara yakın bir güce ulaştığına dair herhangi bir belirti de yok.
Siyasi rekabet henüz başlamadı ve halkın içinde bulunduğu işlenen duygusal empozla çok sağlıklı kararlar çıkmayacağı konusunda endişelerde yok değil.
Şu ana kadar yaptığım analizlerde akp nin içinde bulunduğu durumun çin stratejik öneminde olduğunu görüyoruz yani kısaca Ak parti tek başına iktidar şansını bu kez de yakalayamaz ise, bunun üreteceği siyasi sonuçlar gerek Ak parti için gerek Erdoğan için gerekse de ülke siyasetinin geleceği için çok önemli olacak.
Bu bağlamda chp ve mhp’nin iktidara ulaşmak, hdp’nin barajı geçip-geçmemek gibi meseleleri artık olmadığına göre seçim sonucunu seçmen ile Ak Parti arasındaki ilişkinin türü ve dozu belirleyecektir.
Türkiye siyaseti bu dört partinin de statüsünü var eden etnik kalıplaşmış tarihsel süreçler ile sosyolojik ve kültürel dalgalarla her an herşeyin birden değişebileceği durum içinde boy gosterebileceği gozlemlenebiliyor.
Bu dört parti dayandıkları bu dalgalar nedeniyle giderek kimlik siyasetine sıkışmış durumdalar,bu bağlamda siyasi ve kültürel kutuplaşmalarda kaçınılmaz.
Sonuç olarak siyasi rol dağılımı değişmiyor.
Çünkü seçimler kimliklere ve kutuplaşmalara sıkışmış siyaset nedeniyle kimlik sayımına dönüşüyor.
Bir yandan çatışma ve terör ortamına dönülmesi, bir yandan İşid ve Suriye meselesine askeri olarak doğrudan taraf olunma noktasına gelinmesi, bir yandan da her gün yükselen döviz kurları ve yükselen ekonomik kriz riski.
Toplumda ülke yönetilmiyor algısı oluşturmuştur.
Seçmenin hayatını kurduğu ya da hayatının savunma hattını oluşturan, geçim, sağlık, eğitim, güvenlik ihtiyaçları dörtlüsü içinde bu kez güvenlik ihtiyacı baskın çıkacak.
İster çatışmadan, savaştan kaçınmak ister ekonomik veya siyasi krizden kaçınmak dürtüsü diyin isterseniz de istikrar arayışı diyin, belirsizlikten kaçınma güdüsü öne çıkacak.
Yani seçim gününe kadar toplumsal psikolojiyi de seçim kampanya ve söylemlerini de endişeler ve korkular belirleyecek.
Kimisi bu risklerden kaçınmak adına istikrar arayışına ve güçlü olana yönelecek, kimisi de bu riskleri yaratan aktör olarak iktidarı görecek ve cezalandıracak.
1 kasım için şunları soyleyebiliriz Ak Parti-mhp ikilisi ile chp-hdp ikilisi içinde hareket edecek...
Sonuç olarak tehdit algılarından, korkulardan, güvenlik arayışından beslenen gündelik hayata, kimliklere ve kutuplaşmaya sıkışmış siyasetlere seçmen kendini ne kadar kaptıracak hep beraber göreceğiz.
Seçmenin ikinci oylarını hangi dinamik girişimlerin belirleyeceği sorusuna ilişkin kritik noktaların peşine düşen partiler, seçmeni etkileyecek dinamik girişimleri yoğun bir tempoyla araştırma eylemine geçtiler...
13 yıldır tek başına iktidar olan Ak partinin seçimi birinci bitirip bitiremeyeceğine dair bir tartışma yok.
Ya da muhalefet partilerinden birisinin henüz iktidara yakın bir güce ulaştığına dair herhangi bir belirti de yok.
Siyasi rekabet henüz başlamadı ve halkın içinde bulunduğu işlenen duygusal empozla çok sağlıklı kararlar çıkmayacağı konusunda endişelerde yok değil.
Şu ana kadar yaptığım analizlerde akp nin içinde bulunduğu durumun çin stratejik öneminde olduğunu görüyoruz yani kısaca Ak parti tek başına iktidar şansını bu kez de yakalayamaz ise, bunun üreteceği siyasi sonuçlar gerek Ak parti için gerek Erdoğan için gerekse de ülke siyasetinin geleceği için çok önemli olacak.
Bu bağlamda chp ve mhp’nin iktidara ulaşmak, hdp’nin barajı geçip-geçmemek gibi meseleleri artık olmadığına göre seçim sonucunu seçmen ile Ak Parti arasındaki ilişkinin türü ve dozu belirleyecektir.
Türkiye siyaseti bu dört partinin de statüsünü var eden etnik kalıplaşmış tarihsel süreçler ile sosyolojik ve kültürel dalgalarla her an herşeyin birden değişebileceği durum içinde boy gosterebileceği gozlemlenebiliyor.
Bu dört parti dayandıkları bu dalgalar nedeniyle giderek kimlik siyasetine sıkışmış durumdalar,bu bağlamda siyasi ve kültürel kutuplaşmalarda kaçınılmaz.
Sonuç olarak siyasi rol dağılımı değişmiyor.
Çünkü seçimler kimliklere ve kutuplaşmalara sıkışmış siyaset nedeniyle kimlik sayımına dönüşüyor.
Bir yandan çatışma ve terör ortamına dönülmesi, bir yandan İşid ve Suriye meselesine askeri olarak doğrudan taraf olunma noktasına gelinmesi, bir yandan da her gün yükselen döviz kurları ve yükselen ekonomik kriz riski.
Toplumda ülke yönetilmiyor algısı oluşturmuştur.
Seçmenin hayatını kurduğu ya da hayatının savunma hattını oluşturan, geçim, sağlık, eğitim, güvenlik ihtiyaçları dörtlüsü içinde bu kez güvenlik ihtiyacı baskın çıkacak.
İster çatışmadan, savaştan kaçınmak ister ekonomik veya siyasi krizden kaçınmak dürtüsü diyin isterseniz de istikrar arayışı diyin, belirsizlikten kaçınma güdüsü öne çıkacak.
Yani seçim gününe kadar toplumsal psikolojiyi de seçim kampanya ve söylemlerini de endişeler ve korkular belirleyecek.
Kimisi bu risklerden kaçınmak adına istikrar arayışına ve güçlü olana yönelecek, kimisi de bu riskleri yaratan aktör olarak iktidarı görecek ve cezalandıracak.
1 kasım için şunları soyleyebiliriz Ak Parti-mhp ikilisi ile chp-hdp ikilisi içinde hareket edecek...
Sonuç olarak tehdit algılarından, korkulardan, güvenlik arayışından beslenen gündelik hayata, kimliklere ve kutuplaşmaya sıkışmış siyasetlere seçmen kendini ne kadar kaptıracak hep beraber göreceğiz.