Sartori’nin “Çift Motorlu Hükümet Sistemi” Önerisi üzerine

Sartori’nin “Çift Motorlu Hükümet Sistemi” Önerisi üzerine

İleri demokrasilerde başarının sırrını, biraz da uygulanmakta oldukları ülkelerin özgün şartlarında ve elverişli zeminlerinde aramak gerekmektedir.


Başka bir ifadeyle, teamüllerden yazılı olmayan pratiklere kadar ülkelerin kendine has siyasi ikliminde vücut bulan hükümet sistemlerini ulusal farklılıklardan bağımsız düşünmek yüzeysel ve aldatıcı sonuçlara götürebilir. 


Sartori’nin, “Hükümet sistemlerini sınıflandırmada, şekli anayasanın ölü sözlerine değil, anayasal teamülleri de kapsayan maddi anayasanın yaşayan hükümlerine bakmak gerekir.”  Vurgusu, durumu çarpıcı biçimde açıklamaktadır. 


Gerçekten de,  işin doğası gereği, özgün yönler göz ardı edilerek yapılan soyutlamalara dayalı olarak geliştirilen farklı model önerilerinin, arka plan ve perde gerisindeki tarihi, toplumsal ve kültürel tecrübeler üzerinde şekillendiğini unutmamak gerekir. İtalyan bilim adamı Sartori, önerdiği sistemin özünü şöyle anlatmıştır: 


"Parlamenter sistem işlediği müddetçe, yerinde kalmasına izin verilir. Ama belli standartları karşılayamazsa, o zaman parlamenter motor durdurulur ve başkanlık motoru onun yerine geçer..." Sartori’ye göre, özellikle de, koalisyon hükümetlerinde kimin suçlanması gerektiğini, yani kimin neyi yapmaktan veya yapmamaktan sorumlu olduğunu saptamak kolay   değildir.  Çözüm, asla parti disiplinini yok eden ve her bir milletvekilini 'bağımsız' hale getiren "parlamenter atomlaşma" illeti değildir!  Bu derecede "atomlaşmış"  bir siyasi yapıyı başkanlık sistemi de kurtaramaz.


Sartori, saf rejimlerin tek motorunun - başkanlık sisteminde başkan, parlamenter sistemde ise meclis - olduğunu vurgulamıştır. Siyasal kültürü gelişmiş, demokrasi geleneğine sahip toplumlarda motor genellikle çalışmakta, aksadığı durumlarda ise büyük krizlere yol açılmadan sistem kendi mekanizmaları yoluyla kendini onarmaktadır. İki motorlu, ancak motorların eş-zamanlı olarak işlemediği, biri bozulduğunda diğerinin devreye girdiği bir karma rejimdir: dönüşümlü başkanlık gibi.


Buna göre başkan ve parlamento aynı zamanda ve aynı dönem için halk tarafından doğrudan seçilecektir. Bu durumda sistem normal bir parlamenter rejimin kurallarına göre işleyecek ve başkan da sembolik bir figür olarak kalacaktır. Ancak, hükümet düşürüldüğünde ya da istifa ettiğinde bu kez yasama döneminin sonuna kadar "güçlü" bir başkanlık rejimi devreye girecektir. Bu modelin, başarılı bir anayasal mühendislik harikası şeklinde çalışabilmesi,  uygulanacağı ülkenin kendine özgü şartlarına bağlı olacak bir denklemdir.


Ülkemizdeki hükümet sistemi arayışlarındaki eksik olan ayaklardan en  önemlisi bu noktadır. Hükümet sistemi tartışmalarında,  çoğuz zaman başkanlık sistemi taraftarları ve karşıtları şeklinde kutuplaşma ortaya çıkmakta, avantaj ve dezavantaj yarıştırmaları sanki her ülkede aynı sonuçları verecekmiş varsayımıyla hareket edilmektedir. Ülkemizde, yeni anayasa çalışmaları bağlamında yeniden gündeme gelen başkanlık sistemi tartışmalarının işin can damarı  niteliğindeki parametreler atlanarak,  yüzeysel düzeyde yürütülmesi endişe verici bir durumdur.