Hani magazin dünyasında sıkça dile getirilen bir yakınma var; “önüne gelen sanatçı oluyor” diye. Bu aslında her meslek için geçerlidir. Çünkü mesleğin bir eğitimi söz konusu olmadığında, kaçınılmaz olarak bir gün “yeni yetmeler” gelecek, belki de “boynuz kulağı” geçecektir.
Bazen de tam tersi olur. Boynuz olup olmadığı tartışılır. Daha düne kadar “muhafazakâr” kanalda haber spikerliği yapıyordu. Önüne konan metni okumayla görevlendirilmişti. Haberi sunarken, kendinden bir şey katması söz konusu bile değildi.
Bu elbette bütün haber spikerleri için geçerliydi ama “önüne konanı okuyan adam”, “önüne konanı yazan” adama dönüşürse tehlikeli hale gelir.
Yazar olmak için herhangi bir okuldan mezun olmak gerekmiyor. Yani bunun bir tahsili yok. Yazar olmak için gideceğiniz kursa ve seminer varsa da, gitme zorunluluğu yok.
Hasbelkader bir gazetede, herhangi bir internet sitesinde, sadece sizin tıkladığınız veya okuduğunuz olsa bile size “yazar” denir.
Ama bu sizin yazar olmanıza yetmez…
Bir şey demekle, bir şey olmak çok farklı bir şeydir. (Nasıl yazar olunacağını anlatmaya kalksam konumuz uzar, geçiyorum ama Önkibar isterse, bir kibarlık yapabilirim)
Tıpkı Selahattin Önkibar gibi…
Önüne ne konulursa okuyan adam, önüne ne konulursa yazana dönüşmüş.
Kendi muhakemesi yok, analiz yeteneği sıfır, olayların arka planını göremediği gibi önüne konulanı araştırma yetisinden de uzak.
Ama ulusalcı…
Hani şu Ergenekoncuları en çok savunan cenahtan…
Kelime manasına bakıp, “milliyetçi” olduğunu sanırsınız ama değil.
Milliyetçiler MHP’dedir…
Ulusalcılar her yerde…
Selahattin Önkibar da ulusalcı…
Ulusalcıların tüm yayın organlarında kendisine yer bulabilir ama bir başka yayın organında kalem bile oynatamaz.
Çünkü o kadar önyargı, bütün düşüncelerde, bütün inançlarda, bütün ülkelerde “acayip” bulunur.
Ulusalcılık ise acayipliğin dik alası olduğundan, hiç kimse farkına varmaz.
Acayip adam, acayip yazılar yazar.
Maksat muhalefet olsun diye karizmasını çizdirdiğinin farkına varmaz, çünkü ortada duran bir karizma söz konusu değildir.
Çoğunlukla saçmalar. Ara sıra saf ayaklarına yatar, birden aslan kesilir, kükrer. Dedim ya acayiplik ulusalcılığın genlerinde var. Bir öyledir, bir böyle…
İktidara göre renk değiştiren acayip mahlûklardır…
İktidarda darbeciler varsa her şey süt limandır.
Millete baskı ve zulüm yapılıyorsa onlardan alası Şam’da kaysı olmalı…
Şam dedim de, Önkibar’ın Şam sevdasına bir bakalım…
Bir süredir Beşer Esed, kendi halkını acımasızca öldürüyor.
Bütün diktatörler gibi “aykırı ses”e tahammül edemiyor.
Muhalif istemiyor, kesintisiz itaatten yana…
Demokrasi, özgürlük, hak, hukuk gibi kavramlar onun lügatinde yok, zaten bütün darbecilerin, diktatörlerin, zalimlerin lügatinde yok.
O nedenle de kelime dağarcığında olmayan şeyler duyduklarında kuduruyorlar ve acımasızca insanları öldürüyorlar.
Hatta işi abartıp, dünyaya meydan okuyan zırdelileri de var.
Birkaç gün önce Suriye, adam öldürme sınırını aştı.
Türkiye tarafını topa tuttu.
İnsanlar öldü, yaralandı…
Dışişleri Bakanlığı uyarı gönderdi, tekrarlanmamasını istedi.
Aynı gün Suriye’de orman yangını çıktı.
Suriye’nin tamamında insanlık yanıyordu ama onlar bu yangını önemsemiyor, orman yangınının söndürülmesi için az önce bombaladığı ülkemizden yardım istiyordu.
Hükümet “belki adam olur anlar” diyerek jest yaptı, iki uçak gönderdi.
“Önüne konulanı yazan adam” da başladı topa tutmaya…
Suriye’yi değil, hükümeti…
Çünkü ona göre Suriye asla ülkemiz sınırlarını aşan bombaları atmamıştı…
Hükümet, Suriye’yi vurmak için bahane arıyordu, Suriye’nin se hiçbir suçu yoktu.
Teröristlerin Suriye’ye sızmaması için ateş açılmış, nefsi müdafaada bulunulmuştu. (Nefis var mıydı ki, müdafaası olsun bre cahil adam!)
Terörist dediği ise Suriyeliler…
Bakış açısını gördünüz mü?
Bu anlayışa göre zalimlerin zulmü altında inim inim inleyen bütün mazlumlar terörist, bir tek Beşer Esad ve onun saz arkadaşı olan ulusalcılar masum…
Tıpkı minicik yavruları denizaltında havaya uçurmak isteyen Ergenekoncular gibi…
Öyle mi acaba önüne konanı yazan adam!
Öyle sanıyorsun ama değil. Senin yazar olman için daha çooook fırın ekmek yemen lazım. Bence hemen başla, ümitsizim ama yine de yemeye başla, tıpkı yediğin naneler gibi.
Twitimden seçmeler
Nice yoksullar, nice yoksunlar, nice boynu bükükler var. Paylaşmak mutluluksa eğer paylaşın; ekmeğinizi, suyunuzu, sevginizi ve en önemlisi yüreğinizi.
Twitter.com/naifkarabatak
Bazen de tam tersi olur. Boynuz olup olmadığı tartışılır. Daha düne kadar “muhafazakâr” kanalda haber spikerliği yapıyordu. Önüne konan metni okumayla görevlendirilmişti. Haberi sunarken, kendinden bir şey katması söz konusu bile değildi.
Bu elbette bütün haber spikerleri için geçerliydi ama “önüne konanı okuyan adam”, “önüne konanı yazan” adama dönüşürse tehlikeli hale gelir.
Yazar olmak için herhangi bir okuldan mezun olmak gerekmiyor. Yani bunun bir tahsili yok. Yazar olmak için gideceğiniz kursa ve seminer varsa da, gitme zorunluluğu yok.
Hasbelkader bir gazetede, herhangi bir internet sitesinde, sadece sizin tıkladığınız veya okuduğunuz olsa bile size “yazar” denir.
Ama bu sizin yazar olmanıza yetmez…
Bir şey demekle, bir şey olmak çok farklı bir şeydir. (Nasıl yazar olunacağını anlatmaya kalksam konumuz uzar, geçiyorum ama Önkibar isterse, bir kibarlık yapabilirim)
Tıpkı Selahattin Önkibar gibi…
Önüne ne konulursa okuyan adam, önüne ne konulursa yazana dönüşmüş.
Kendi muhakemesi yok, analiz yeteneği sıfır, olayların arka planını göremediği gibi önüne konulanı araştırma yetisinden de uzak.
Ama ulusalcı…
Hani şu Ergenekoncuları en çok savunan cenahtan…
Kelime manasına bakıp, “milliyetçi” olduğunu sanırsınız ama değil.
Milliyetçiler MHP’dedir…
Ulusalcılar her yerde…
Selahattin Önkibar da ulusalcı…
Ulusalcıların tüm yayın organlarında kendisine yer bulabilir ama bir başka yayın organında kalem bile oynatamaz.
Çünkü o kadar önyargı, bütün düşüncelerde, bütün inançlarda, bütün ülkelerde “acayip” bulunur.
Ulusalcılık ise acayipliğin dik alası olduğundan, hiç kimse farkına varmaz.
Acayip adam, acayip yazılar yazar.
Maksat muhalefet olsun diye karizmasını çizdirdiğinin farkına varmaz, çünkü ortada duran bir karizma söz konusu değildir.
Çoğunlukla saçmalar. Ara sıra saf ayaklarına yatar, birden aslan kesilir, kükrer. Dedim ya acayiplik ulusalcılığın genlerinde var. Bir öyledir, bir böyle…
İktidara göre renk değiştiren acayip mahlûklardır…
İktidarda darbeciler varsa her şey süt limandır.
Millete baskı ve zulüm yapılıyorsa onlardan alası Şam’da kaysı olmalı…
Şam dedim de, Önkibar’ın Şam sevdasına bir bakalım…
Bir süredir Beşer Esed, kendi halkını acımasızca öldürüyor.
Bütün diktatörler gibi “aykırı ses”e tahammül edemiyor.
Muhalif istemiyor, kesintisiz itaatten yana…
Demokrasi, özgürlük, hak, hukuk gibi kavramlar onun lügatinde yok, zaten bütün darbecilerin, diktatörlerin, zalimlerin lügatinde yok.
O nedenle de kelime dağarcığında olmayan şeyler duyduklarında kuduruyorlar ve acımasızca insanları öldürüyorlar.
Hatta işi abartıp, dünyaya meydan okuyan zırdelileri de var.
Birkaç gün önce Suriye, adam öldürme sınırını aştı.
Türkiye tarafını topa tuttu.
İnsanlar öldü, yaralandı…
Dışişleri Bakanlığı uyarı gönderdi, tekrarlanmamasını istedi.
Aynı gün Suriye’de orman yangını çıktı.
Suriye’nin tamamında insanlık yanıyordu ama onlar bu yangını önemsemiyor, orman yangınının söndürülmesi için az önce bombaladığı ülkemizden yardım istiyordu.
Hükümet “belki adam olur anlar” diyerek jest yaptı, iki uçak gönderdi.
“Önüne konulanı yazan adam” da başladı topa tutmaya…
Suriye’yi değil, hükümeti…
Çünkü ona göre Suriye asla ülkemiz sınırlarını aşan bombaları atmamıştı…
Hükümet, Suriye’yi vurmak için bahane arıyordu, Suriye’nin se hiçbir suçu yoktu.
Teröristlerin Suriye’ye sızmaması için ateş açılmış, nefsi müdafaada bulunulmuştu. (Nefis var mıydı ki, müdafaası olsun bre cahil adam!)
Terörist dediği ise Suriyeliler…
Bakış açısını gördünüz mü?
Bu anlayışa göre zalimlerin zulmü altında inim inim inleyen bütün mazlumlar terörist, bir tek Beşer Esad ve onun saz arkadaşı olan ulusalcılar masum…
Tıpkı minicik yavruları denizaltında havaya uçurmak isteyen Ergenekoncular gibi…
Öyle mi acaba önüne konanı yazan adam!
Öyle sanıyorsun ama değil. Senin yazar olman için daha çooook fırın ekmek yemen lazım. Bence hemen başla, ümitsizim ama yine de yemeye başla, tıpkı yediğin naneler gibi.
Twitimden seçmeler
Nice yoksullar, nice yoksunlar, nice boynu bükükler var. Paylaşmak mutluluksa eğer paylaşın; ekmeğinizi, suyunuzu, sevginizi ve en önemlisi yüreğinizi.
Twitter.com/naifkarabatak