Toplumların huzuru veya iktidarların varlığı açısından her devirde ve her yerde bazı yasaklar konulmuş. Tarihin ilk dönemlerinden bu yana, hangi kültüre bakarsanız bakın “yasaklar” vardı. Ancak, yasakların konuluyor olması, onun “doğru bir karar” olduğu anlamına gelmez ve her yasak “kötü” değildir.
Doğrusu ise “kötü şeylerin” yasaklanmasıdır. Toplumu kargaşaya sürükleyen, insanların özgürlüğünü kısıtlayan, zehirleyen.. gibi şeylerdir.
Mesela hiç kimse trafikte “kırmızı ışık hak ihlalidir” diyemez, çünkü sana da “yeşil” yanması an meselesidir ve senin özgürlüğün, karşındakinin özgürlüğünün başladığı yerde sona erecektir.
Yasaklanan iyi bir şeyse eğer o “yasak” değil, hak gaspı şeklinde anlaşılır. Ülkemizde ise yasaklar, hakların gaspı şeklinde uygulanagelmiştir.
Kıyafetimizi belirlemişler, inancımızı yaşama şekline ayar vermeye çalışmışlar, dilimize ambargo koymuş, kültürümüzü şekillendirmiş, türkülerimizi bile bestelemişler.
Akla hayale gelmedik trajikomik yasaklar üretmişler. Üretilen her yasak, kendi iktidarlarını korumaya dönük olmuş, insanların yaşam standardını yükseltmeye dönük değil.
***
Birçoğu eskide kaldı ama maalesef halen sürenler var, bir de eskiyle yüzleşenler…
Bugünlerde herkes değişiyor, herkes bir yerlere yakın durmaya çalışıyor. Düne kadar halkın inancı, değerleri, kültürü, dili, rengi, hatta kıyafetini küçümseyip, diline dolayanlar, bugün birden bire 180 derecelik dönüş yapmaktan geri durmuyorlar.
Emin Çölaşan, Bekir Coşkun gibileri saymıyorum, onlar dönse de boş, dönmese de. Çünkü onlar dönerken bile küfrederek döndüklerinden ne dedikleri de anlaşılmıyor. Ağacın etrafında dönüp, dünyayı gezdiklerini sananlar gibi…
Ama Yılmaz Özdil öyle değil…
Özdil, örtünmek isteyen birisine “örtünemezsin” demenin geri zekâlılık olduğunu söylemiş.
Elbette bir genç kıza neyi giyip, ne giymeyeceğini dikte etmek, geri zekâlılıkla eşdeğerdir. Bunu yıllardır söylüyoruz, o kadar ki dilimizde tüy bitti.
Ama Yılmaz Özdil’in aklına şimdi gelmiş…
Hürriyet’in sivri dilli yazarı Yılmaz Özdil, Cumhuriyet gazetesinin kitap ekine verdiği röportajda örtünmek isteyen birine “örtünemezsin” deme haklarının olmadığını söyleyip, başörtüsüyle uğraşmanın “geri zekâlılık” olduğunu belirtmiş. (Bunu neden köşesinde dememiş, o da ayrı bir konu ya neyse!)
Bununla da yetinmemiş, CHP'nin türbanla ilgili tutumunu eleştirerek, “Beyni örtülü erkeklerle erkek gibi mücadele edeceğine, gariban kız çocuklarının kafasındaki örtüyle uğraşmak geri zekâlılıktır, ayıptır, ahlaksızlıktır.” demiş.
Özdil, anlayışına göre türban veya başörtüsünün şart olmadığına inandığını söyledikten sonra “Bir başkası diyorsa ‘bu şarttır’ veya ‘kardeşim benim bilinçaltım böyle emrediyor’ veya ‘kardeşim benim aile böyle istiyor’ onun bileceği iştir. Bizim o insana örtemezsin deme hakkımız asla yoktur.”
Ve bu minvalde devam eden fikirler…
Peki bütün bunları şimdi mi öğrendi?
Bugün başörtüsünün gerekliliğine inanmıyorsun, dün de inanmıyordun.
Ama bugün “bir başkasının tercihine” saygı duyma pozisyonundasın.
Sen inanmıyorsun diye diğerlerinin inancını yok sayamazsın.
Çay içmeyen birisi, bütün insanların çay içmemesini istemesi gibi bir şeydir bu.
Sen sevmeyebilirsin ama seveni var.
Kot pantolon giyinmeyi sevmeyen birisi, hiç kimsenin giymemesi için girişimde bulunamaz.
Bunları çoğaltabiliriz…
Ama birkaç örnek bile insanların kendi doğrularıyla toplumu şekillendiremeyeceğini anlar. Zaten toplumu “kendi anlayışıyla” şekillendirmeye kalkmak, despotizmin en ağırlarındandır.
Yılmaz Özdil, bütün bunları yeni mi öğrendi?
İnsanların tercih hakkının olduğunu, en basit bir giyinme özgürlüğünün bulunduğunun şimdi mi farkına vardı?
Yoksa medyamız da mı yola geliyor?
Dün yaptıklarında geri zekâlılık olmayan anlayışı, bugün geri zekâlılık olarak algılamak aslında büyük bir değişimdir.
Ancak, kuru kuruya olmaz…
Dün, gözyaşı döktürdüğünüz kızlarımıza özür borcunuz da var.
İnançlarına hakaret ettiğiniz insanlardan özür dilemeniz de gerekiyor.
Manipüle haber ve yorumlarla, toplumu baskı altına almaya çalıştığınız dönemlerde, ortaya çıkan acılardan dolayı bu millete özür borcunuz var.
Özür dilemeniz gerekenleri sıralasam, buradan köye yol olur!
Ama yarına bırakmaya niyetim yok, şimdi özür dilemeniz gerekenler de var. Bunun için ezberinizin bozulmasına gerek yok.
Bugün sizin için “asla mümkün değildir” diye düşündüklerinizin, yarın “ne komik yasakmış” diyecekleriniz olacak…
Anadilde eğitim bunlardan birisi…
Kafanızda oluşturduğunuz şablonlarla “olmaz” dedikleriniz, yarın olacak, değilse diğer gün. Çünkü, Allah’ın verdiği bir farklılığı, insanların törpülemesi pek mümkün olmuyor. Allah isteseydi bütün insanları aynı ırktan, aynı renkten ve aynı dilden yaratırdı. Eğer bir dil varsa konuşulmalı, yazılmalı, eğitimi, öğretimi olmalı. Sizin kendi yasaklarınızla değil, doğuştan kazanılan özgürlükle bu olmalı.
Kabaca ve küstahça alınan kararlarla yapılan yasaklamaların geri zekâlılık olduğunu öğrendiğinize göre, başka geri zekâlılıklar yapmayın da, şu topluma yazık etmeyin!
Elbette “şirin” görünmeye çalıştığınız bir çevre söz konusu değilse!
Twitimden Seçmeler
Şiirden anlamayan yazmazsa, köşe kapan “yazarım” demese, okumayı bilmeyenden şiir duymazsak ve berbat sesler şarkı söylemese...