Yeni bir anayasal mekanizma olan “Bireysel Başvuru” yoluyla Anayasa Mahkemesi tarafından %10 barajının anayasaya aykırı bulunarak iptal edileceği fısıltısı gündemde. Bu yönde çıkacak Kararın önümüzdeki Milletvekilliği seçimlerini etkileyeceği iddiası ortaya atılıyor.
Anayasanın 67. Maddesinin amir hükmü, “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.” Şeklindedir. Seçim hukukunun emniyet sübabı niteliğindeki anayasal düzenleme, tereddütleri ortadan kaldırmaktadır.
Anayasa Mahkemesi dahil herkesin bu düzenlemeye göre amel etmesi şarttır.
2001 Anayasa Değişikliğiyle gelen bir yıllık “öteleme” maddesine rağmen ülke barajıyla ilgili çıkacak bir karar, önümüzdeki seçimlerde uygulanamaz olmakla birlikte meşruiyet tartışmalarına ciddi ivme kazandırabilir.
“Ülke barajı” uygulaması dahil seçim hukukumuzu ilgilendiren kritik konular, Anayasa değil, kanunlar düzeyinde düzenlenmiştir. Milletvekili genel seçimlerinde yüzde 10 barajlı “orantılı temsil sistemi” uygulanmaktadır.
Yüzde 10 barajı, Milletvekili seçim kanunda düzenlenen bir husustur. 10.06. 1983 tarihli ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 1995 yılında geçirdiği değişiklik sonrası haliyle yürürlüktedir. Buna göre, milletvekili seçimlerinde geçerli seçim tekniğimiz % 10 barajlı d’Hondt Sistemi’dir.
Belçikalı matematikçi d’Hondt’un adıyla anılan bir tür nisbi (orantılı) temsil sistemi olan bu yöntemde, seçim çevresinde her siyasi partinin aldığı geçerli oylar 1’den başlayarak o çevrede çıkarılacak milletvekili sayısına varıncaya kadar bölme işlemine tabi tutulmaktadır.
Esas itibariyle seçim hukukunun çerçevesini belirleyen bu kanunlar, ara rejim döneminden miras kalma olduğu için anti demokratik siyasi iklimin ürünüdür. Zaman içinde kimi değişiklikler geçirmelerine karşın, hala omurgasını koruyan bu kanunlar, “12 Eylül artığı kanunlar” kapsamında yer alır.
Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla seçim barajının seçme ve seçilme bakımından “hak ihlali” olduğuna karar vermesi halinde bile bunun önümüzdeki seçimlerde uygulanması Anayasadaki bir yıllık “öteleme” hükmü sebebiyle mümkün değildir. Kısacası, seçimlerin meşruiyeti noktasında başlatılacak yeni tartışmalara kıvılcım sağlanmaması için herkesin sorumlu davranması en isabetli çıkış yolu olacaktır.
Anayasanın 67. Maddesinin amir hükmü, “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.” Şeklindedir. Seçim hukukunun emniyet sübabı niteliğindeki anayasal düzenleme, tereddütleri ortadan kaldırmaktadır.
Anayasa Mahkemesi dahil herkesin bu düzenlemeye göre amel etmesi şarttır.
2001 Anayasa Değişikliğiyle gelen bir yıllık “öteleme” maddesine rağmen ülke barajıyla ilgili çıkacak bir karar, önümüzdeki seçimlerde uygulanamaz olmakla birlikte meşruiyet tartışmalarına ciddi ivme kazandırabilir.
“Ülke barajı” uygulaması dahil seçim hukukumuzu ilgilendiren kritik konular, Anayasa değil, kanunlar düzeyinde düzenlenmiştir. Milletvekili genel seçimlerinde yüzde 10 barajlı “orantılı temsil sistemi” uygulanmaktadır.
Yüzde 10 barajı, Milletvekili seçim kanunda düzenlenen bir husustur. 10.06. 1983 tarihli ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 1995 yılında geçirdiği değişiklik sonrası haliyle yürürlüktedir. Buna göre, milletvekili seçimlerinde geçerli seçim tekniğimiz % 10 barajlı d’Hondt Sistemi’dir.
Belçikalı matematikçi d’Hondt’un adıyla anılan bir tür nisbi (orantılı) temsil sistemi olan bu yöntemde, seçim çevresinde her siyasi partinin aldığı geçerli oylar 1’den başlayarak o çevrede çıkarılacak milletvekili sayısına varıncaya kadar bölme işlemine tabi tutulmaktadır.
Esas itibariyle seçim hukukunun çerçevesini belirleyen bu kanunlar, ara rejim döneminden miras kalma olduğu için anti demokratik siyasi iklimin ürünüdür. Zaman içinde kimi değişiklikler geçirmelerine karşın, hala omurgasını koruyan bu kanunlar, “12 Eylül artığı kanunlar” kapsamında yer alır.
Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla seçim barajının seçme ve seçilme bakımından “hak ihlali” olduğuna karar vermesi halinde bile bunun önümüzdeki seçimlerde uygulanması Anayasadaki bir yıllık “öteleme” hükmü sebebiyle mümkün değildir. Kısacası, seçimlerin meşruiyeti noktasında başlatılacak yeni tartışmalara kıvılcım sağlanmaması için herkesin sorumlu davranması en isabetli çıkış yolu olacaktır.