Suriye’yle yaşanan bire bir Yunanistan’la sıkça yaşadığımız “it dalaşı”yla kıyaslanamazsa da, benzerlik olmadığı da söylenemez.
Bilindiği gibi Yunanistan’la uzun yıllardır devem eden bir ve “it dalaşı” denen sorun yaşıyoruz. Dog fight, yani it dalaşı, rakip olduğu halde aralarında savaş bulunmayan ülkelerin savaş uçaklarının bir birine ateş etmeden, karşılıklı olarak silah sistemlerini kilitlemeyi amaçlayan, tehlikeli bir tür savaş oyunudur…
Ama savaş, bir oyun değildir.
Oyun olmadığı bilindiği halde uzun yıllardır da it dalaşı yapılır durur.
Bu eğlencesiz oyunda savaş uçakları, bir birinin çevresinde burgu gibi dönüşlerle, taciz manevrası yapmış oluyor.
Peki bu sevimsiz oyuna neden gerek görülür?
Öncelikle it dalaşına başlayanın asıl amacı karşısındakinin moralini bozarak, psikolojik üstünlük sağlamak.
Elbette “saldırıya niyetlenen ülkeyse” caydırmak.
Ortada bir savaş olmadığı halde, ülke olarak etkili olmak.
Kim bilir, belki taciz esnasında meydana gelen kazada can kaybına bile sebep olabilir. Bunda da “kaza” olduğundan, “savaş bahanesi” olmaz.
Ve askeri gerginliğe neden olmak.
Dikkat ederseniz, aslında hiç birisinde “siyasi irade” yok. Askeri gözdağı verme ve sonuncunda da gerginlik var.
***
Eğer Suriye sınırında “keşif” veya “test” yaptığı söylenen uçağımız, “bilinçli” ve “başka amaçla” gönderilmediyse tıpkı bir it dalaşına benziyor.
Suriye ise kendilerine yabancı olmayan bu keşif veya test uçuşunu tehlike görmesi iyi niyetle bağdaşmıyor.
Haber vermeden, uyarı yapmadan ve düşürmeye dönük saldırıyla, imha edildi.
Bir ülkenin, bir başka ülkenin uçağını düşürmesi, savaşa giden adımın başlangıcı sayılıyor ama her zaman da savaşla sonuçlanan tablo ortaya çıkmıyor.
Türkiye, birkaç gündür diplomatik atak yapıyor, içeride ve dışarıda Suriye’nin kasıtlı vurduğu ve suç işlediğine dönük ataklarda bulunuyor.
Tablonun hangi tarafından baktığınıza göre haklılığınız da değişir.
Genel anlamda “uyarı yapmaması” Suriye’nin kasıtlı olduğunu gösteriyor.
Bu da Suriye’nin mevcut durumu ve gücüyle kıyasladığınızda tek başına yapacağı bir şey gibi gözükmüyor.
Eğer Suriye’de, savaş uçağının düşürülmesi, bir askerin kararı değil, siyasi iradenin de bilgisi dâhilindeyse o zaman bu planlı bir saldırı olduğu kabul edilebilir.
Saldırı planlı mıdır, plansız mıdır, kasıtlı mıdır, kaza mıdır?
Bütün bunların aslında çok da önemi yok.
Önemli olan, bu andan sonra alınacak kararlar “sağlıklı” olacak mıdır, olmayacak mıdır?
Dünkü yazımda da söyledim.
Suriye’ye savaş açılması, öncelikle Beşer Esad’ın halkı nezdinde kaybettiği imajını yeniden kazanmasına neden olacaktır.
Yüz binlerce insan ölmüş, kimin umurunda.
Esad, Suriyeli vatandaşları ya kendisi öldürecek, ya çıkacak bir savaşta, bir başka ülkenin askeri eliyle öldürecek.
Onun için değişen tek şey, bu süreçte halkın bir birine kenetlenerek, Esed’i “lider” ve “kurtarıcı” olarak görmelerini sağlamaktır.
Bu dediklerim Beşer Esed’in bir hayali olabilir ama gerçeği asla olamaz.
Gerçek ise Suriye’nin bu oyunun neresinde olduğunda saklı…
***
En merak edilen ise Suriye ile savaşa girip giremeyeceğimiz…
Amerika, Fransa, İtalya gibi ülkelerin mesajlarına baktığımızda, “hemen savaşa gireceğiz” gibi anlaşılıyor ve elbette “destek olacaklar” diye taahhüt de veriyorlar.
Neredeyse “al bu silahı, koş cepheye” demedikleri kalıyor.
Kınayan ülkeler, hem şiddetli kınıyor, hem de “şiddetin en ağırı” diye de bir tablo çizme gereği duyuyor.
Ortada vahim bir durum var ve Suriye’ye haddi bildirilmeli!
Oysa Suriye’ye haddinin çoktan bildirilmesi gerekirdi.
Kendi insanını öldüren bir devlet başkanı, alaşağı edilmesi gereken alçaktan başka nedir ki?
Her gün yüzlerce Suriyeli ölüyor, yüzlerce masum insan hayata gözlerini yumuyor. Öldürürken kadın, çocuk, genç, yaşlı diye ayrım yapmıyor. Yüzlercesini öldürüyor, kalanların da boynunu bükerek sıranın kendilerine geleceğini bildiriyor.
Suriyeliler birer birer değil, onar onar, yüzer yüzer öldürülüyor.
Suriye’dekiler insan değilmiş gibi, batı hiç istifini bozmuyor.
Bir it dalaşı sonucu, belki tesadüf, belki kasıtlı, belki kaza ama bizim uçağı düşürüyor.
Ve bizim mağduriyetimiz, batının savaş sebebi olabiliyor.
Yemezler…
Suriye, düşürdüğü savaş uçağının cezasını çekmeli ama bu, yüz binlerce insanımızı kaybetme pahasına değil, Esad’ı koltuğundan etme pahasına olmalı.
Onu güç durumda bırakmalı, yalnızlaşmalı, ambargo uygulanmalı ve silah satanlara “dur!” denmeli.
Ülkeyi savaşa sokmak, it dalaşında savaş oyunu oynamaktan çok daha ciddi bir iştir.
Savaş, birkaç kişinin, ülkeyi bilinmeyen bir cehenneme sürükleme oyunu değildir.
Bugüne kadar yapılan tüm savaşlara karşı olduğum gibi, Suriye’yle yapılacak her türlü savaşa da karşıyım.
Çünkü, o savaşta, hem Esed’in öldürmek istediği masum insanlar bizim elimizle öldürülecek. Hem de hiç suçu olmayan askerlerimiz ölecek. Tabii ki, Ergenekoncuların kurtuluş reçetesi olan “savaş” çıktıktan sonra kimin ölmesi önem kazanmayacak.
Anlayacağınız, Türkiye, Silivri, batı ve Suriye üçgeninde yaşanan bir it dalaşıyla karşı karşıya.
Twitimden seçmeler
Kemal Gürüz, ne 28 Şubat'tan, ne de olduğundan haberi varmış. Hatırlatalım, akademik zulmünüzün sürdüğü dönemdi, şimdi sizi tatile çıkaran!!
="http://www.twitter.com/naifkarabatak">www.twitter.com/naifkarabatak