Hızlı Olacağız Derken Basın Etiğini mi Kaybediyoruz?

Hızlı Olacağız Derken Basın Etiğini mi Kaybediyoruz?

Kitle iletişim teknolojilerinin baş döndürücü bir ivmeyle ilerlemesi, hızı tam anlamıyla insanlığın ahlaki ve zihinsel zeminini tehdit eden bir güce dönüştürdü.

Hız, modern insanın kendi elleriyle yarattığı ve sonrasında kölesi olduğu o garip, sinsi düşmanlardan biri.

Bugün "hız" dediğimizde zihnimizde canlanan yalnızca kontrolden çıkmış otomobiller ya da bir işi alelacele bitirme telaşı değil.

Kitle iletişim teknolojilerinin baş döndürücü bir ivmeyle ilerlemesi, hızı tam anlamıyla insanlığın ahlaki ve zihinsel zeminini tehdit eden bir güce dönüştürdü.

Dijital çağda hız, yalnızca bilginin dolaşım süresini kısaltmadı; aynı zamanda doğrulama süreçlerini de görünmez hâle getirdi.

Bir haberin doğruluğunu araştırmak dakikalar, hatta saatler alabilirken yanlış bir bilginin binlerce kişiye ulaşması saniyeler içinde gerçekleşebiliyor.

Böylece gazetecilikte hız, zaman zaman mesleki titizliğin önüne geçen tehlikeli bir rekabet unsuruna dönüşüyor.

İletişim fakültesi sıralarında öğretilen kuramsal gazetecilik ile sahanın katı gerçekliği arasındaki uçurumu kavrayalı hayli zaman oldu.

Fakat o sıralarda zihnimize kazınan en kritik kavramlardan biri dezenformasyon meselesiydi.

Tanımı gereği dezenformasyon, kitleleri manipüle etmek amacıyla bilerek ve isteyerek yanlış bilginin yayılmasıdır.

Bir de bunun daha "masum" kabul edilen ikiz kardeşi vardır: Misinformasyon. Yani kasıt bulunmaksızın, bir tür sehven hata sonucu yanlış bilginin dolaşıma sokulması…

Bugünün dijital hengamesinde yanlış bilginin dolaşıma sokulması, çoğu zaman basit bir dikkatsizlikle açıklanamayacak kadar ciddi sonuçlar doğuruyor.

Elbette her yanlış haberin arkasında kötü niyet aramak doğru değil.

Ancak mesleki sorumluluk taşıyan bir gazetecinin doğruluğunu teyit etmediği bir bilgiyi kamuoyuna sunması, niyetinden bağımsız olarak ağır bir mesleki kusurdur.

Niyet ne olursa olsun, mesleki sorumluluk taşıyan birinin böylesi bir "sakarlığa" imza atması da kabul edilebilir değil.

Gazetecilik, her şeyden önce bir doğrulama ve teyit etme disiplinidir.

Bu disiplin ortadan kalktığında geriye kalan şey habercilik değil, yalnızca bir gürültü birikintisidir.

Bunun somut ve ne yazık ki hazin bir örneğine henüz dün tanık olduk.

Osmaniye'nin yetiştirdiği önemli siyaset insanlarından Sayın Dr. Devlet Bahçeli'nin vefat eden kardeşi Serpil Hanım'la ilgili haberlerde, yerel mecraların merhumenin fotoğrafı yerine bir televizyon kanalının Ankara temsilcisine ait görseli servis ettiğini gördük.

Dijital çağın acımasız kuralı şudur: Dijital belleğe bir kez yanlış bilgi kazındı mı onun izini silmek neredeyse imkânsız hâle gelir.

Gazetecilikte hız yarışı, haberin doğruluğundan daha değerli hâle mi geldi?

Sırf "haberi ilk ben geçtim" gibi yüzeysel bir yarışın, entelektüel bir hırsın kurbanı olursanız icra ettiğiniz mesleğin temel ahlakına ve hakikate ihanet etmiş olursunuz.

Etiketler: Hız Basın Basın Etiği Kitle İletişim Teknolojileri

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.