İki konuşma, iki belge ve bunların gazetelere yansıması, yansıtılması çok ilginçti. Dün aslında gazetelerin veya gazetecilerin nasıl “yandaş” olabildiğinin en iyi örneğini gördüm. Elbette yandaş da olunur, candaş da ama bu “insafı elden bırakmayı” gerektirmez.
Dün mecliste partilerin grup toplantısı vardı.
Gözler ise AK Parti ve CHP grubundaydı. Başbakan Erdoğan CHP’ye yüklenirken, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ise AK Partiye yükleniyordu.
Başbakan Erdoğan, CHP’nin tarihindeki “zulümlerle” Kemal Kılıçdaroğlu’na yüklenirken, Kılıçdaoğlu ise Başbakan Erdoğan’ın (darbeleri kastederek) kimsenin önünde diz çökmediği sözlerine Hikmetyar’ın yanında, diz çökerek oturmasını gösterip, vuruyordu.
Bu tartışma sonrası gazetelerin yandaşlığı, candaşlığı ve muhalefetinin ötesinde “gözlerini kapattıkları” gerçeğini açıkça görebilirdiniz.
Başbakan Erdoğan’a yakın veya CHP’ye tavırlı olan gazetelerin internet sitelerinde Başbakanın açıkladığı “9 belge” önemli yer tutmuştu.
Başlıklar benzerdi; “Başbakan Erdoğan Kılıçdaroğlu’nu 6 belgeyle vurdu.”
Bunların içinde Kılıçdaroğlu’nun inkar ettiği cami kapatmalar ve camilerin satılması da vardı, ambar yapılması da.
En ilginci ise satılan camilerin amacı dışında kullanılmasıydı ki, bu Müslümanları derinden yaralayan bir durumdur.
Örneği ise kadın oynatıp, şarap içirilmesiydi.
AK Parti’ye yakın gazeteler, haberin ilk anından itibaren bunu çok iyi kullanarak internet sitelerinde geniş yer verdi ama Kılıçdaroğlu’nun yüklenmesini ise pek görmediler…
***
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise Başbakan Erdoğan’ı “Gulbeddin Hikmetyar’la çekilen bir resimden” vurdu. CHP’ye yakın gazeteler de “cami kapatma-satma” belgelerini görmedi, Hikmetyar’ı iyi gördüler.
Başta Milliyet olmak üzere CHP’ye yakın gazeteler; “Erdoğan’ı o fotoğrafla vurdu” diye başlıklar attılar.
Burada yanlış bir değerlendirme yanlış bir toplama veya çıkarma var. Elmalarla armutları toplamaya bile benzemiyor.
Bunun için yandaş veya muhalif olmak gerekmez. İnsaflı olmak yeterli.
Kılıçdaroğlu yine fena yanıltılmıştı ama bunu CHP’ye yakın gazeteler görmemiş, Başbakan’ın “diz çökmesi”ni “işte bulduk” sanmışlardı.
Oysa gerçek öyle değil.
Eğer o fotoğrafta Başbakan Erdoğan’ın o tarihlerde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin herhangi bir yetkilisinin önünde diz çöker pozisyonda oturduğu resmedilseydi, “işte o resim” denilebilirdi.
Oysa Hikmetyar öyle değil ki; bir zulme başkaldırandı, bir işgali önleyendi, halkını canı pahasına koruyandı. O bir özgürlük savaşçısıydı. (Sonrası biraz karışık ya o konumuz dışı)
Sovyetler Birliği, 1979 yılında Afganistan’ı işgal etmiş, koca Sovyetlere karşı, “mücahit” denen insanlar karşı koruyordu.
Afganistan’ın yapısı gereği kabile ve mücahit gruplar birleşerek Sovyetlerin Kızıl Ordusuna karşı direniş başlatmış, topraklarına düşman askerinin ayağını bastırmamışlardı.
1979-89 yılları arasında dünya, Sovyetlerin zulmüne karşın Afganistan mücahitlerini desteklemişti.
Amerika ve bazı Avrupa ülkeleri Gulbeddin Hikmetyar’ın da aralarında bulunduğu mücahitlere yardım ediyordu.
Sovyetler, yenilgiye uğrayınca 1989 yılında adeta Afganistan’dan kaçtı ve aslında bu SSCB’nin de sonu oldu.
Hikmetyar’ın yaklaşık 10 yıl süren mücadelesi ve sonrasındaki başbakanlığı, “özgürlük mücadelesi”yle yanıp tutuşanlar için canlı bir öğretiydi de.
O tarihlerde bir hayranlık olduğu ve iyi okunduğu, iyi takip edildiği bir gerçek. Başbakan Erdoğan’ın fotoğrafı da böyle bir döneme ait.
Peki, Kemal Bey bu fotoğraftan ne ummak istiyor?
Erdoğan’ı, bir zalime boyun eğerken, önünde diz çökerken mi yakalamıştı?
Aksine, solun desteklemesi gereken direnişçi bir mücahide olan hayranlığını resmetmiş, hepsi o kadar.
Yandaşlığın gözleri kör ettiği gerçeğini dün CHP medyasında bu nedenle bariz bir şekilde görebilirdiniz.
Gözler görmeyince de özgürlük savaşçısıyla cami kapatmayı bir tutabilirsiniz...
Twitimden Seçmeler
CHP’li Antalya Belediye Başkanı “davul bende tokmak başkasında” demiş.
Bu, zaten biliniyor, önce CHP’nin tokmağına baksın.
="http://www.twitter.com/naifkarabatak">www.twitter.com/naifkarabatak