İnsan Hakları konusu, 1982 Anayasası’nda “ temel haklar ve hürriyetler” başlığı altında düzenlenmiştir. Kısım başlığı olarak “insan hakları”, yerine böyle bir tercih yapılmış olması boşuna değildir. Bununla, otorite yanlısı bir anlayışın eseri olarak, sürekli gelişim halindeki insan hakları alanının dinamizminden kaynaklanacak yeni özgürlük alanlarına kapı açılmamıştır. Öte yandan, “ödev yapılmadan hak olmaz” yaklaşımının kibarcası, ödevler ve haklar birlikte düzenlenmiştir. “Temel haklar ve ödevler” kısım başlığı, otomatik olarak daraltıcı ve sınırlayıcı bir anlam içermektedir.
Temel Haklar ve hürriyetler kısmında, “genel hükümler” ile “kişinin hakları ve ödevleri” bölümlerinden sonra “sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler” bölüm başlığı altında yer alan 65. Madde ise, bu bölümde yer alan haklarla ilgili ayrıca özel bir sınırlama daha getirmiştir. Buna göre, Devletin ekonomik ve sosyal ödevlerinin sınırı vardır. Devlet, bu alandaki sorumluluklarını ve görevlerini, öncelikleri dikkate almak suretiyle ve mali kaynakların yeterliliği ölçüsünde yerine getirecektir.
1982 Anayasasının otorite yanlısı ve insan hakları konusundaki ödevci perspektifi sebebiyle sahip olduğu “evet, ama anayasası” sıfatı tam da gerçeği ifade etmektedir. Temel haklar ve özgürlükler katalogundaki özgürlükleri tanır ve düzenlerken “evet” dedikten hemen sonra “ama” ile başlayan katı sınırlamalara koyulan 1982 Anayasasının “şekilci” ve “yanıltıcı” mantığından kurtulmak gerekmektedir.
Yeni anayasa çalışmaları bağlamında, “evet, ama”, anayasasından çıkarılacak dersler vardır. Bunların en başında, insan hakları alanı gelmektedir.
Türk milleti, insan hakları alanında evrensel değerleri ve ileri demokrasi standartlarını bünyesinde taşıyan yeni bir anayasaya fazlasıyla layıktır. Türkiye gerçeklerinin filtresinden geçmiş özgürlükçü insan hakları düzenlemeleri ile örnek bir anayasa temennisinde bulunmak gerek!