Eşkıyaya bile rahmet okutursunuz!

Eşkıyaya bile rahmet okutursunuz!
Adı ne olursa olsun, amacı neye hizmet ederse etsin, bütün darbelerin ekonomik boyutunun kötülüğü inkâr edilemez. Kargaşayla gelenler, baskıyla süren bir yönetim seçer. Ancak bu baskı, yönetenlere değil, yönetilenleredir.

Bu baskı ve sorumsuzca yetki, beraberinde suiistimalleri getirir. Hem de öyle böyle değil, deveyi hamutuyla yutma gibi bir şey…
Darbe gerçekleştikten sonra sefalet içinde yaşayan halka inat, sefahat içerisinde yaşayanların olması da kaçınılmazdır. Bunun çok örneklerini gördük.
İktidardayken süren sefahatin yanında, asıl görmemiz gerekense “bırakıp kaçtıklarında” ortaya çıkıyor.
Tunus’ta, Libya’da, Mısır’da ve daha birçok ülkede darbeciler yaşarken de götürmüşlerdi, kaçarken de…
Bu “götürmeyi” bir vatandaşın tahayyül etmesi mümkün değil.

Hani götürürsün, hortumlarsın, rüşvet alırsın, iltimas geçersin ama bütün bunların toplamı, insanı şok edecek boyutlara varmaz.
Oysa diktatörlerin götürdükleri, bir insanı değil, bütün insanlığı şok edecek boyuttadır.
Altınlar tonlarla ifade edilir, paraların haddi hesabı yoktur, araziler gözünün alabildiğinedir, yatlar, katlar ise sayısızdır…
Yurtdışındaki “sırdaş” bankalar, darbe bitse bile ismini açıklamamakla ünlüdür.
Kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyen İsviçre bankaları, darbecilere “kirli kasa” olmakla namından bir şey kaybetmez.
***
Darbeler, çoğunlukla gelişmemiş ülkelerde olur. Bu, maddi anlamda değil, demokrasi anlamında bir gelişmişlikten söz ediyorum.
Ne acıdır ki, darbelerin çoğu da “gelişmek” için yapılır.
Ama her darbe ülkeyi onlarca yıl geriye götürür.
Halk, hem özgürlüğünden olur, hem sefalet içerisinde yaşar, hem de ülkesi soyulup soğana çevrilir.

Türkiye gibi ülkelerde de farkı yoktur bunun.
1960 da başlayan “darbe geleneği” her seferinde “kötü giden ekonomiyi” de bahane etmiştir, “yönetilmemeyi” de. Bütün bunlara kılıf da vardır; cumhuriyet elden gidiyordur…
Cumhuriyeti korumak ve kollamak adına yasadışı yola başvuran ve aslında bir kahraman edasıyla yönetime el koyanlar, kendi halkına yaptıkları zulmün gerekçesini açıklamaktan bile acizler.
O kadar acizler ki, “kötü yönetiyorlardı” dedikleri en kötü sivil yönetimden daha fazla ekonomik karmaşa, darbe dönemlerinde görülmüştür.
Hazine tam takır, kuru bakır bırakılmıştır mesela…
Yatırımın “Y”sini bilmeyenler işbaşındadır…

Rüşvete gerek yok, zaten dilediğini alıyorlardır…
Halka kaşıkla vermeyi içlerinde sindiremeyenler, kendilerine kepçeyi bile az bulup, kazanlarla götürebilecek bir vicdani yapıya sahiptirler…
Darbe yaparken dertlerinin vatan millet Sakarya olduğu laflarını sıralayanlar, vatanı, milleti soyarak Sakarya’ya ulaşmaya çabalarlar…
Her darbe döneminde ülke hem demokrasi açısından büyük bir hezimete uğrar, hem ekonomi açısından…
Elbette ki dış dünyayla ilişkiler, kurum ve kuruluşların yönetilememesi, itibar kaybı, yerlerde sürünen bir ülke görüntüsü ve Afrika’nın balta girmemiş ormanlarındaki kabile yönetimlerinden daha kötü bir dikta rejimi…

Bütün bunların üzerine bütün insanlığı şok edecek hortumlamalar…
Oysa asker, darbe yaparken, sivillerin hortumladığını da söyler…
Ama hiçbir sivilin 170 ton altını buhar edip uçurması ne görülmüştür, ne duyulmuştur…
İşgal orduları gibi yurdun dört bir yanına dağılıp, yaptıkları her türlü melanetin yanına talanı da ekliyorlardı.
Ve bir de hazinede bir şeyler oluyordu…

İddiaya göre 12 Eylül darbesinde hazinede 170 ton altın vardı…
Buhar olup uçan bu altınların akıbeti bugüne kadar belli olmadı. Tıpkı diğer akıbeti belli olmayanlar gibi…
Postmodern olduğu söylenen 28 Şubat’ta bile hortumları saymazsanız, bu ülkeye maddi zararları 300 milyar gibi korkunç bir paradır…
Ve her darbeci, ülkeyi kurtarma adına yola çıktıklarını söylerler…

Eskiden eşkıyalar da o şekilde yola çıkarmış…
“Bir farkınız var mı?” diye darbecilere sormak isterdim ama yanlış bir soru olur. Çünkü hiçbir eşkıya, yaptıkları zulmün üstüne sayması bile mümkün olmayan bir serveti alıp kaçamaz…
Eşkıyaya bile rahmet okuttunuz ya…

Twitimden seçmeler
İndirimli ürünler gibisin. Kaliten vasat, fiyatın da sahte. Paketi açmaya cesaretim yok.
twitter.com/naifkarabatak