Eskiden bilmiyorduk, ya şimdi?

Eskiden bilmiyorduk, ya şimdi?

Dün bütün gazeteler, gün boyu süren televizyon programları ve yazarların gündemine çoğunlukla 8 askerin şehit olması vardı. Genellikle de “hep barış zamanı” yeni saldırıların olduğuna dönük bildik yorumlar yapıldı. Ortak kanaat; atılan her demokratik adıma engel olan terör olaylarıydı.

Eskiden çok daha başkaydı.

Ülke normalleşmeye başladıkça, anormalleşmesi için birileri düğmeye basardı.

Kimi zaman irtica gelirdi, elini kolunu sallayarak…

Kimi zaman terör ortalığı kan gölüne çevirirdi.

Bazen bir suikast, her şeyi tersyüz edebilirdi…

Akıl sağlığı yerinde olmayan insanların eline tutuşturulan silah veya bomba bazen kilisede patlardı.

Her zaman bu ülkenin normalleşmesi için çaba harcayanlar olduğu gibi, anormal kalması için çaba harcayanlar da vardı.

Bütün bunları aslında biliyoruz.

Özellikle Ergenekon Terör Örgütü’nün ülkede işledikleri birer birer ortaya serilip, darbe heveslilerinin niyetleri açığa çıktığında, dudağımız uçuklamaya başlamıştı.

“Bir hain el” tarafından işlendiğine emin olduğumuz her olayın arkasında “tanıdık hain el” bulunduğunu çok sonraları öğrenecektik.

Kürt sorunu veya terör sorunu veya Doğu ve Güneydoğu sorunu olarak adlandırılan ama temelde “atılması gereken birkaç adımdan öteye gitmeyecek” Demokratik açılımlar olduğunda da bunlar değişmedi.

Bazen 33 askeri ölüme gönderecek kadar gözü dönmüşlerin olduğuna tanıklık ettik.

“Şehit” dediğimiz bazı askerlerin “düşman kurşunuyla” değil, “dost kurşunuyla” ve haince öldürüldüklerini gördük.

Hepsinde amaç, normalleşmemekti.

Çünkü normal olandan nemalanmayanlar vardı.

Anormallikler baş göstermeli, her taraf karışmalı, insanların içine korku tohumu serpilmeli ve ortaya çıkan kaostan parsa toplanmalıydı.

Belki “yeter artık, siz gelin” diyenler olurdu…

Bunun için medyaları da hazırdı, aydınları da…

İkisi hazır olunca karanlık odaklara gün doğardı.

Bazen kurguyla sahneye oyun kurarlardı, bazen “gelin” çağrıları çorbaya atılan bir tutam tuzun yerini tutardı.

***

Yabancımız olmayan konulardı bunlar…

Yine öyle oldu…

Barış için bir kez daha ümitler yeşerdi.

Hiçbir zaman bir araya gelmeyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etti ve muhtemelen, çözüm için çok önemli “fikir birliği” doğdu.

Sonra Leyla Zana, “çözüm” için adres gösterdi, bu siyasi iradeydi, başbakandı…

Leyla Zana’ya kızıp, “Mecnun olmazsa Leyla’nın önemi olmaz” sözünü edenler birden Murat Karayılan’ın çözüm adresini görünce şaşırdılar.

Karayılan da artık siyaseti çözüm için tek çıkar yol olarak görmeye başlıyordu.

Bu arada Kürtçe seçmeli ders olmuştu, yetmezse bile çok önemli bir adım atılmıştı.

O güne kadar yapılanlara ek olarak ve aslında bir dönüm noktası olan Kürtçe dersi, “bize ne kaldı” diyenleri ortaya çıkaracaktı.

Elbette yetmezdi, elbette bir Türk hangi hakka sahipse, Kürtler de o hakka sahip olmalıydı.

Atılan adımlar eleştirilse de olumluydu, çözüme doğru bir iyi niyet gösterisiydi.

Henüz Uludere’de meydana gelen olayda 34 insanın ölümü aydınlatılmamışsa da, ciddi adımların atılmadığı söylenemezdi.

Bütün bunların üzerine bir “operasyon” olduğu da gizlenmiyordu.

Hem çözüm için adım atılıyor, hem silah bırak çağrısı yapılıyor, hem de barış mesajları veriliyordu ama bir yandan da insanlar ölüyordu.

İşte tam bu sırada gelen 8 askerin ölümü, 16 askerin yaralanması, yeniden tepkilere neden oldu. İnsanlar teröre lanet okudu, barış için atılan adımlara “hıyanet” gözüyle bakanlar ortaya çıktı, milliyetçilik damarları kabararak ırkçılığa doğru bir ivme kazandı.

Ve Demokratik açılım, resmen olmasa da, yine “askıdaki yerine” konuldu.

Her zaman böyle olmuştu, bu kez de böyle oldu.

Bundan kim nemalanıyor, Türkler değil, Kürtler değil…

Kürt sorununun çözümünü istemeyenler, Kürt sorununu çözümsüzlüğe itmeye uğraşıyorlar ve her seferinde de başarılı oluyorlar.

Anlamadığım ise, bütün bunlar biliniyor…

Barışa bir adım kala meydana gelen olayların barışı sabote etmeye dönük olduğunu artık çocuklar bile biliyor.

Eğer herkes biliyorsa ve çözüme niyetlenen de varsa, barış için halen ümitler besleniyorsa neden bu oyunlar bozulmuyor, neden dayatılmak istenen anormallik, aynı şekilde tepilmiyor?

Ağıt yakmak, kınamak, şiddetli şekilde karşı durmak.. bütün bunlar belki doğal tepki ama asıl tepki; barış ortamını sabote ederek, ülkenin normalleşmesine karşı duranlara karşı gösterilecek tepkidir.

İşte o zaman sahneye konmak istenen oyun bozulur.

Dün bilmiyorduk ama bugün madem biliyoruz, o zaman bu oyunları bozmanın tam zamanı…

 

Twitimden seçmeler

Mezarlıklar çok ilginç. Düne kadar esip gürleyen de, müşfik olanlar da, iyiler de, kötülerde, öylesine ve tek başlarına yatıyor. Bu kadar hırsa değer mi, diye düşünmemek ne mümkün...

="http://www.twitter.com/naifkarabatak">www.twitter.com/naifkarabatak