10 Ağustos 2014 Türkiye için çok önemli bir seçim olmasına rağmen siyasilerde dahil olmak üzere pek üzerine düşmediğimiz hatta önemsemediğimiz bir yapı almış gibi gözüküyor. Kendimce kısa bir anket yaptım ve çok basit bir soru sordum
- Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda seçilen Cumhurbaşkanı ne iş yapacak?
Cevaplar açıkçası çok yanıltmadı. Ağırlık cevap “bilmiyorum” bir diğeri “YAŞ a başkanlık yapar, atamaları imzalar” ve “Dünyayı gezer Türkiye’yi tanıtır” halkımızın Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bakışı maalesef genelleme ile bu düzeyde. Ülkenin geleceğinde önemli rol oynar, Türkiye’nin kaderini değiştirir diyenlerin sayısı bir elin parmak sayısı kadar yoktu.
Yerellerde pek hissedilmeyen Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası ulusal tv ve radyolarda ise almış başını gidiyor. “Ekmek için, halkın adamı, sizden biri” gibi ana söylemler reklamlarda boy boy yerini alıyor.
Erzurum Atatürk Üniversitesi Reklamcılık Bölümü son sınıf öğrencisi biri olarak okulda bize öğretilen ve 14 yıldır sahada öğrendiklerimi harmanladığımda reklamın ve yönetimin tek kuralı olduğunu da bilenlerden biriyim. Peki, nedir bu kural Algı Yönetimi” . Türk halkı algı yönetimine çok açık bir millettir. Algısını doğru yönetirsen en inanmadığı hatta karşı olduğu noktalara bile çok çabuk ikna edersin. Nasıl? Siz birinin sizi röntgenlemesini (dikizlemesini) ister misiniz? Asla. Peki, siz dikizler misiniz? Asla.. Peki... “ Biri bizi gözetliyor” “Kaynana” “izdivaç” “Survivor” programlarını da pür dikkat izlediğimiz gerçeğini nasıl göz ardı ederiz. Algı yönetimi dediğimiz budur. Acun Ilıcılı’yı vergi rekortmeni bir medya devi de yapan “algı yönetimini” çok iyi bilmesidir. Nereden çıktı bu algı yönetimi? Ne alaka? Anlatalım efendim..
2014 Mart Yerel idareler seçimlerinde Ak Parti bir reklam filmi yayınladı. Türk bayrağı temalı. Sonra YSK bu filmi yasakladı. Çok küçük ölçekli bir tabelacı bile seçim çalışmalarında Türk Bayrağı kullanılmayacağını bilir. Koskoca Ak Parti mi bunu bilmeyecek? Bilir elbet. Hatta yasaklanacağını da bilir. Ama algıyı oluşturup daha sonra kendine yakın gazetelerde “Paralel yapının bayrağa bile tahammülü yok, bakın yasaklattılar” diye yaygarayı koparıp, mağduriyet edebiyatını en üst düzeyde kullandı.
Peki bunu bile bile Ak parti Cumhurbaşkanlığı Seçim propagandası için neden Din, Ezan, bayrak, Kur’an temalı bir reklam filmi hazırlatmıştır. Herkes bilir ki Siyasi partiler kanunun 87. Maddesi aynen şöyledir “…..siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek her ne suretle olursa olsun propaganda yapamaz….” YSK’nun da hükümleri aynı doğrultudadır.
İşte burada algı yönetimi devreye girer. Satranç gibidir. Fili verirsin ama Veziri alırsın. Sonra şah ve mat.. Neticede Ak Parti yetkili organları bu reklam filminin yasaklanacağını elbette biliyorlardı. Ama algıyı yönetmek adına ve dahi gazetelerde “Bunlar Kuran’ı istemiyorlar, ezana karşılar, bayrağa karşılar” diyebilmek adına bu şekilde mağduriyet algısı ile oyunu tamamlayıp Mat etmek için yeni bir yöntemi kullanmış oldular.
Netice de her daim “Din elden gidiyor” teması Türkiye’de yine prim yapmıştır. Ak Parti bu nokta da yapacağını yapmış ve güzel bir reklam filmi ile yasaklanacağını bile bile rakiplerine golü atmıştır. Sosyal medyanın yasaklanması için mücadele eden Ak Parti bu defa sosyal medya aracılığı ile filmi dünyanın dört bir yanına yaymayı başarmıştır. Bunu fırsat bilen gazete patronları da manşetlerinde aynen “Bunların Kur’an a tahammülü yok” diye başlık atarak algının diğer kısmını kullanmışlardır.
Uzun lafın kısası yurdum insanı bu Pazar seçimlere girecek siyasi partilerin belirlediği adaylara oy kullanacak kendi özgür iradesi! ile..Sonra bir lider seçilecek ve o da reis-i Cumhur olacak. Sonra yeni algılar, yeni yöntemler, yeni satranç oyunları ve satranç oyuncuları…
Kolay gelsin benim güzel Ülkem..