Birkaç gündür Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti Grup Toplantısında neler söyleyeceği, Suriye’ye nasıl mesaj göndereceği, iç ve dış politikada nasıl bir değişime gideceği merakla bekleniyordu.
Genel olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasını “dikkatli, kararlı ve demokrat” buldum.
Konuşmayı genel olarak değerlendirdiğinizde bu çıkıyor ama tek tek ele aldığınızda ise farklı tabloyla karşılaşıyorsunuz.
Doğrusu “Savaş çığırtkanlarının oyununa gelmeyeceğiz” taahhüdü güzel ve yerindeydi.
Ama savaş çığırtkanlarının isteğinin yerine ne konulacaktı?
Yani, bir savaş uçağı düşürülmüştü, “cezasız kalmayacağı” söyleniyordu, bu ceza ne olacaktı?
Cezayı Beşer Esad çeklerken, onun masum halkı da çekecek miydi?
Kendi ülkesinde düşman muamelesi gören, “itlerin salınıp, taşların bağlandığı” durumdan mustarip olan Suriyeli vatandaşlara bir darbe de biz mi vuracaktık?
Başbakan vurulmayacağını söyledi.
O zaman savaş yoktu, savaşa benzer şeyler vardı.
Başbakan, Suriyeli vatandaşlara “siz bizim kardeşimizsiniz” diyerek dostane bir mesaj yolladı. Mağduriyetlerini bildiğini, her türlü “desteği” vermeye devam edeceğini söyledi.
Demek ki, bugüne dek Suriyeli “muhalif” görünen ama aslında Suriye’nin gerçek vatandaşları olanlara karşı bir destek söz konusuydu. Bu da genellikle silah ve mühimmat olmalıydı.
Dış politika ataklarından da bahseden Başbakan altını sürekli çizerek “uluslararası hukuk çerçevesinde” hak arandığını belirtti. Bu hak arama devam edecek, Suriye’ye yaptırımlarla köşeye sıkıştırılacaktı.
Ve asıl beklenen…
“Ceza” kime gelecekti.
Başbakan, “Bu son olaydan sonra artık yeni bir aşamaya geçilmiştir. Türkiye olarak Suriye yönetiminin sınırlarımızda oluşturduğu güvenlik risklerini hiçbir şekilde tolere etmeyecek, karşılıksız bırakmayacağız. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin angajman kuralları artık bu yeni aşamaya göre değiştirilmiştir.” diyerek, farklı bir taktikten söz etti.
Buna göre Suriye sınırından burnunu uzatan “asker” indirilecekti.
Sınırda “güvenlik riski ve tehlikesi oluşturacak her askeri unsur, bir tehdit olarak değerlendirecek ve askeri hedef olarak muamele görecektir.” diyerek de ne yapılacağını söyledi.
Başbakanın konuşmasından hemen sonra Suriye sınırına askeri sevkiyat hızlandı.
Peki şimdi ne olacak?
Nato’dan veya BM’den çıkacak olan “kınama” veya “uyarma”dır ki, bunun uluslararası hukukta bir geçerliliği olabilir ama hukuk tanımaz bir hale gelen Esed’in yanında ne gibi geçerliliği olacak?
Yalnızlaştırma ve ambargoya karşılık, yanında olan ve destek veren ülkeler var. Bunun da çok tutacağını sanmıyorum.
Yapılacak her ambargo, Esed’in aç kalmasına değil, Suriyelilerin inim inim inlemesine neden olacak.
Hem devlet vuracak, hem intikam almak için biz ve diğer ülkeler vuracak. Suriyeli vatandaşlar ise zaten çektikleri sıkıntıların üzerine çok daha ağır sıkıntılar eklenmesini görecek ve ellerini açıp, “iyi ettiniz” mi diyecek?
Suriye’yle yaşanan kriz, bu açıdan çok zor ve hedefe varılması acı sonuçlar doğuracak bir girişim.
Halkıyla halkımızın “etle tırnak” olduğu iki ülke insanı, zalim bir yöneticinin sıkıntısını nasıl atlatacağını hesap edecek.
Ve yapılan hiçbir ambargo, Esed’i mağdur etmeyecek.
Böyle bir ortamda, burnunu çıkaran Suriye askerini vuracağız.
Sonrası ne olacak?
Bu defa karşılık verme, yine karşılık, yine karşılık.
Sonuçta ise Esed, halen o koltukta oturuyorsa savaş.
Başbakan’ın bu açıdan işi çok zor. Başbakanla birlikte de bizlerin işi zor.
Hem Suriye’yle olabilecek savaşa karşı duran bizler, hem Suriye’de milletimizle bütünleşen Suriyeliler…
Zor bir sınav ama bu sınavdan başarıyla çıkmak, hem hükümete düşüyor, hem diğer siyasilere. Çözüm için birliktelik şart ama asla savaşa bulaşmadan, çözüm üretmektir esas olan.
Twitimden seçmeler
Bazıları yüzünü boyamış, tamtam çalıyor ve savaş çığırtkanlığına çıkmış. Türkiye'de bazılarının beyni ishal olmuş. (Kendileri) savaşa gitseler yanmam.
="http://www.twitter.com/naifkarabatak">www.twitter.com/naifkarabatak