Bir iki sorti atıp dönelim kanka!

Bir iki sorti atıp dönelim kanka!

Suriye’de düşürülen askeri uçakla ilgili yapılan bütün açıklamalara rağmen gizemini koruyor. Öyle ki, yapılan açıklamalarda uçağın orada ne işi olduğu bir türlü anlaşılamıyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, “bir görev” olmadığını üzerine basa basa söylüyor ama her ikisi de oranın “uluslararası hava sahası” olduğunda hem fikir.

Peki, gerçekten uçağın orada ne işi vardı. İlk akla gelen “test uçuşuydu” ki, genellikle de bu söyleniyor. Test yapılacak başka yer mi yoktu, orası elbette sorulmalı.

Yani eğer pilot, arkadaşına “Bir iki sorti atıp dönelim kanka!” demediyse “aldığı bir emirle” oraya gitmiştir.

O emri kim verdi ve emirde ne vardı?

Bu mutlaka açıklanmalı.

Ülkeyi savaşa sürüklemek, öyle çocuk oyuncağı değil.

Üstelik de Silivri’de yatanların çoğu, ülkenin savaşa sürüklenmesini derinden arzularken…

Bu ülke, birilerinin güç savaşına kurban edilmeyecek kadar önemlidir. İnsanların kanı boş yere akarken, birilerinin seviniyor olması, nasıl korkunç bir şey, düşünemiyorum bile…

***

Görev bölümünü bir türlü anlayamadığımız gibi, pilotların ismini de kolaylıkla öğrenemedik.

Uçak, bilinmedik bir yere ait değil.

Askeri uçak, yani Türk ordusuna ait bir uçak.

Neden orada olduğu bir türlü “net olarak” açıklanmadığı gibi, olayın üzerinden 48 saat geçtikten sonra ancak pilotların isimleri belirlendi.

Önce farklı isim söylendi, sonra şu olabilir dendi, sonra net isim verildi ama o netlik, bize muamma…

***

Doğrusu nasıl bir “oyunla” karşı karşıya olduğumuzu “bir çırpıda” çözebilecek güçte değiliz.

Suriye’nin uçağımızı düşürmesi, aslında bir savaş sebebi.

Bizde savaş, bu kadar kolay sebeplerle çıkar.

Eskiden de böyleydi.

Bana yan baktı, elçimizi horladı, işmar etti, sırtını döndü, geri gitti, ileri geldi, aşağı indi, yukarı çıktı.

Sonra kızını bana vermedi, dizini dövsün bakayım.

Belki de haraç vermedi, o zaman çeksin cezasını.

Bir aptalın yaptığı hatayı, bütün bir ülke çekerdi o zamanlar…

Bakıyorum da şimdi farklı değil.

Aptal koltuğunda oturan Beşer Esad, kendi halkını bile ezecek kadar gözü dönmüş bir hale gelmiş.

Toplu katliam sayısını arttırmak için ülkesinin savaşa girmesi umurunda olmayacak.

Hem böylece muhalifleri kendi safına bile çekebilir.

Ülkesine bir başka ülkenin saldırması, oradaki milliyetçilik duygularını kabartabilir.

Suriyeliler, Esad’ın zulmünü bir kenara bırakıp, ülkelerine saldıran Türkiye’ye karşı yekvücut durabilir.

Sonrasında yüz binlerce insan ölür.

Yüz binlercesi sakat kalır.

Yetimler dört bir yanda boynunu büker.

Eşler dul, analar evlatsız, babaların yüreği taş olur.

Bir oyun ve sonrasında yüzlerce yıl çekilecek acı başlar.

***

Savaş, bu kadar kolay olmamalı.

Türkiye’yi savaşa çekmek isteyen veya itelemeye çalışanların oyunu, “ne işi olduğu anlaşılmayan” bir savaş uçağının “gezisi” sonrasında meydana gelmemeli.

Suriye, bunun cezasını vermeli elbet.

Yaptırımlarla, yalnızlaştırmayla cezasını almalı.

Bırakın cezayı, aynı gün ödülünü bile aldı.

Suriye, uçağımızı düşürdüğü gün, ülkelerine giden elektriğin de son günüydü.

Bu süre üç ay daha uzatıldı. Gerekçe elbet uçağın düşürülmesi değil, insanların mağdur olmamasıydı.

Esad’ın halkını düşünmek de bize kalmıştı.

***

Suriye olayı aslında çözülmeyecek bir mesele değil, çok basit birkaç sebebi var.

Birincisi “büyük” ülkealerin yapmadığı, bizim elimizle yapılmış olacak.

Bu kriz, saldırıya bir gerekçe gösterilecek.

İkincisi artık sona yaklaşan Beşer Esad, insanlarını etrafında toparlamak için bir savaşa ihtiyaç duyuyor.

Ya kendisi gidecek, ya kendisine bulaşan…

Ya halkını öldürmeye devam edecek, ya halkını da yanına alarak, gücüne güç katan bir savaşa girecek.

Başaracağını sanıyor mu bilmiyorum ama sanıyordur, çünkü zalimlik de,  aptallık da baki kalıyor olmalı!

Gerekçesi ne olursa olsun, ülkeyi savaşa sürüklemek, “piyon” olarak yer aldığımız cehennem çukuruna doğru yol almaktan farksız olacaktır.

Hem gereksiz, hem zaferle çıksak bile alacağımız toprak olmayacak, kaybedeceğimiz canlara yanıp duracağız.

 

Twitimden seçmeler

Yutkunmak, “bırak öyle kalsın/öyle bilsin” demektir. Aslında sadece yutkunduklarımızı söyleyebilsek, dünya çok daha farklı olurdu...

="http://www.twitter.com/naifkarabatak">www.twitter.com/naifkarabatak