Olgunlaşmamış bir insan bir dava uğrunda kahramanca ölmek ister ; olgunlaşmış biri ise o dava uğrunda sessizce yaşamak ister. Bu sözleri çevremizden sıkça duyarız. Salinger’in özlü sözlerindendir. İlk okuduğumda anlam verememiştim ama sonradan anladım önemini. Çünkü bilinçaltımızda bir dava uğruna kahramanca ölmek; yüceltilmiş ve erişilmesi kolay olmayan bir tercih idi. Dolayısıyla inandığı değerler uğrunda kahramanca ölenler, yaşayanlardan çok daha bir şey yapmış olarak kabul ediliyordu.
Salinger’in bu sözünü okuduktan sonra uzun uzun düşündüm ve aslında bir dava uğrunda sessizce yaşamanın, ölmekten daha zor olduğuna karar verdim. Öyle zamanlar olur ki inandığımız ülküler, kabul ettiğimiz doğrular, benimsediğimiz davranış biçimleri sizin toplumda yalnızlaşmanıza sebep olur. Doğru bildiklerinizi, inançlarınızı, vazgeçilmez saydığınız değerleri anlatmanız gerekir. Yalnızlığın duvarları anlatılarak ve anlaşılarak aşılır. Bu donanımlı olmanızı ,uğrunda her türlü fedakarlığı göze aldığınız fikirleri ve inançlarınızı sağduyuyla ,bıkmadan usanmadan ifade etmenizi gerektirir.
Ölmek bir anda olup biten bir fiil. Yaşamak bir anda olup bitmeyen, durmadan yenilenen ve olma hayallerinin devam ettiği bir fiil. İşte bu sebeple bile yaşamak ölmekten daha zor. Yaşamak belki milyonlarca kez düşünmek demek. Yaşamak çileyi ıstırapları ve acıyı göğüslemek yeni varoluşlara, yeni umutlara kapı aralamak demek. Ölmenin halleri ise türlü türlüdür. Canlı bomba haline getirilenler, intihar eylemcisi yapılanlar, kendi bedenlerini yok ederken başka bedenlere ölüm hazırlayanlar.. Onlarda bir dava uğruna ölüyorlar ; kutsanmış değerler uğruna bir hayatın ehemmiyetsizliğine inandırılıyorlar. Fakat Çanakkle’de Gelibolu’da karınları aç olarak canlarını verenler; Sakarya’da gövdesini kurşunlara siper edenleri çin ölmenin anlamı daha farklı olsa gerek.. Onlar torağa basan ayakların kimi tekmeleyeceğini ve bedenlerinin kimler tarafından mundar edileceğini bildikleri için öldüler. Suriye’de bedenleri gül kokulu tenleri barut kokusunda yok oluyor. Semirmiş fedailer, zayıf bedenlerin üstüne çullanıyor. Bu ölümlerde dava var mı , fikir var mı diye aramak bile mümkün değil. Verimli topraklarını, Çinlilerin yerleştirmek istediği nüfusa vermek istemeyen Uygur Türkleri de öldürülüyor. Ama onların ölmelerinin bir aksi olmuyor gök kubbede..
Diyeceğim şu ki; ölmek hem kolay hem zor. Yaşamak ise her zaman hep zor, hep zor. Esaret altında yaşamak, boynunda prangalarla yaşamak, hayatın her safhasında zincirlenerek yaşamak.. Salinger’in ‘’Bir dava uğrunda sessizce yaşamak’’ sözünden; gösterişten arınmış, içsel olarak zenginleşmiş ve özümsenmiş fikirleri davaları anlamak gerektiğini düşünüyorum. Çığırtkanlıkla davaların ve fikirlerin yaşatılmayacağını kahramanca ölmek istemekle de davaların uzun ömürlü olamayacaklarına inanıyorum. Eğer ebediyen yaşayacak ve yaşatılacak fikirlerimiz ve davalarımız varsa ve bunların her gün yeniden olmalarına zemin hazırlayacak düşüncelerimiz varsa ölmeyi hiç düşünmemiz gerekir.
Sonuç olarak dünyayı ölümlerle cehenneme çevirenlerin hiçbir şekilde aşkı ve davası olamaz. Hürriyetin beşiği sayılan ülkelerde, silah tacirleri akıl almaz oyunlarla, sahte davalar, sahte fikirlerle Müslümanları birbirine kırdırıyor. Dilinden Allah kelimesini düşürmeyenlerin eliyle oluyor ölümler. Ve böylesi ölümler karşısında, hayat daha bir değer kazanıyor sessizce ama güçlü bir şekilde bir dava için yaşamak ve mücadele etmek daha anlamlı hale geliyor.. Kötü emellere alet edilmemeniz dileğiyle vesselam..