İstanbul-On gün kadar İstanbul’dayım. Buraya gelişim doğrusu çok maceralı ve çok zevkliydi. Daha sonra anlatacaklarım var elbet. Ama özellikle Ulukışla ve Niğde’yi farklı gözle değerlendirmek istiyorum. Sonra…
Görünen o ki, AK Parti, “varlık sebebi” haline gelen “darbecileri yargılatma yürekliliği”nin yerine, varlık sebebini ortadan kaldıran uygulamaya imza atacak. Bu AK Parti’nin sonu mu olacak, sondan bir önceki durağı mı, yoksa “ne yaparsan yap, biz AK Parti’ye oy vereceğiz” diyenler oy vermeye devam mı edecek?
Bütün bunları hemen bilmemiz mümkün değil.
Ancak, bildiğimiz, ya AK Parti kendi iradesiyle ya da “baskıyla” Özel Yetkili Mahkemeleri ortadan kaldırmaya dönük “çok gizli” sürdürülen, önceki gün ortaya çıkan çalışmaydı.
Darbelerde sadece şunlar çekti gibi bir değerlendirme yanlış olur.
Çünkü her darbe dönemlerinde toplumun tüm kesimi bir şekilde etkilenmişti.
Kimi az, kimi çok.
Kimi hayatıyla, kim ömür boyu unutamadıklarıyla...
Ve her anı, iğrençliğin, insanlık dışı uygulamaların en kötü örneğiydi.
AK Parti’de mağdurlar arasındaydı. Özellikle 28 Şubat’ın birer bir mağduru olan siyasi fikirden geliyorlardı.
Tasarıya destek veren BDP’de darbelerden ve baskıcı askeri yönetimlerden çok çekti. Hatta doğumları, bir zorba yönetimin iğrenç uygulamaları eliyle olmuştu.
Ve darbe dönemlerinden en az etkilenen CHP’de, bir şekilde de olsa etkilenmişti.
Hani CHP’nin “bizim darbe” diye okşayıp seveceği dönemler varsa da, bizim camiada ve sol kesimde böyle bir sevda yok.
***
AK Parti, ya Özel Yetkili Mahkemeler konusunda ne yapmak istediğini açıklayamayacak kadar yüzü yok, ya da yapılacak değişikliği anlatacak kabiliyete sahip değil.
Çünkü ikisi de kötü olsa da, “iyi niyetle” yapılmak istenen değişiklik, makul sözlerle anlatılsa anlaşılacak.
Ama ortada iyi niyetin olduğunu gösterecek tek bir emare yok.
Kötü niyetin, iyi niyet kılıfına sokulmaya çalışma çabasından başka bir şey yok.
MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın sorgulama niyetiyle başlayan süreç, kökünü kazımaya dönük bir operasyona dönüşmesi anlaşılır gibi değil.
Hakan Fidan’ı ifadeye çağırmak için başbakanın izni gerekecek, bir generalin ifadeye çağrılması için genelkurmay başkanı izin verecek, üst rütbeli bir emniyet mensubu için de böyle olacak, bir başka bürokrat için de…
Peki darbeye teşebbüs edenler, bunu tek başına yapmayacağına göre, kim kime izin verecek ve bu süreç kamuoyuna deşifre edilmeden nasıl yürütülecek?
Bir yanlış adımı düzeltmek için bütün doğru adımları da ortadan kaldırmak mümkün müdür?
***
AK Parti, bunun mümkün olduğunu söylüyor.
Veya öyle kabullendirme niyetinde.
Akla elbette birçok fikir geliyor, bunlardan birisi de “nasıl olsa darbecileri yargılıyoruz ya, bu süreç devam edecek. Bundan sonra da kimse teşebbüs edemez. Bu manada asıl darbeyi biz yaptık” olabilir mi?
Ama unutulan, biz darbecileri yargılayın, hesap sorun dedik…
Biz, darbecilere darbe yapın, arada da bizi ezin demedik.
Biz, asla bu millete zulmedenlerden bizi kurtarın da, darbe yapan siz olun demedik.
Biz, “darbecilerimiz çok cici olacak” zihniyetinde hiç olmadık.
Ve biz, bütün zalimlerin aynı olduğunu, dilinin, dininin, renginin, siyasi görüş veya düşüncesinin onu masumlaştıramayacağını biliyor/inanıyorduk.
Eğer AK Parti, bir süredir kendi vekillerinden, hatta partinin kurmaylarından gizlediği “ÖYM ilgası” veya “ince ayarı” için böyle bir düşünce yapısındaysa, bunu siyasi manevra olarak saklamasına gerek yok.
Açıkça söyleyin, bu değişiklik neyin nesi?
Partililerinin izah etmekte zorlandığı, inandığı doğruların aksine konuşmak zorunda bırakıldığı, geçmişine sövme anlamı taşıyan lafları bir biri ardına dizenlerin yüzünün kızardığı, görevi gereği açıklama yapmak zorunda olanların utandığı bir konuda ne yapmaya çalışıyorsunuz?
Ya doğru dürüst izah edin, ya da “ben sizin darbecinizim” diyerek, asıl niyetinizi ortaya koyun.
Hangisi, darbecilerden kurtarmak mı, onların yerine geçmek mi?
Twitimden seçmeler
Herkesle ve her şeyle hesaplaşmak mümkün. Bir tek kendinle hesaplaşmak kolay değil, hatta imkânsız.
="http://www.twitter.com/naifkarabatak">www.twitter.com/naifkarabatak