Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi sanatçılardan biri olan şair, yazar, yönetmen, tiyatrocu, oyuncu,reklam film yıldızı, senarist Yılmaz Erdoğan’ın çok güzel bir filmi vardı “Vizontele” orada radyocu Deli Emin tiplemesinin birde repliği vardı :”şerrefsizim benim aklıma gelmişti”
Son bir haftada Başbakan kim olacak tahminleri netleşmeye başlayınca bakıyorum herkes “Şerrefsizim ben filanca yerde söylemiştim, aklıma gelmişti, filancaya demiştim.. Gördünmü Davutoğlu başbakan oldu.” Sözlerini o kadar çok duymaya başladım ki.. Okur yazarlığımdan şüphe etmeye başladım!
Burada öngörüyü doğru bilmek, öngörü sahibine ne kazandırır onu bilmiyorum. Ama bir öngörü de de ben bulunmuştum. Haziran 2014 da Milliyet Blog da, ardından yerel medya Organı www.medyagazete.com 'da ve ardından da kendi gazetemizde “Davutoğlu’nun Başbakanlığı hayırlı olsun diye yazmıştım. Gazeteci büyüğüm Bahri Çolpan ise “attın tuttu” diyerek latife yapsa da yemek iddiasını kaybetmiş olması da hayatın bir gerçeği.
Osmaniyemizde çok bilen ! bazı gazeteciler ise “şerrefsizim ben biliyordum” havaları içerisinde toplum içinde gezmeye, hava atmaya kendince yorumlar yapmaya, facebooktan duyduklarını üstün bir bilgi edasıyla sözde okuyucuları ile sohbet ortamlarında paylaşmaya başladıklarını görmek; güler misin ağlar mısın dedirtecek türden gelişmeler.
Yerel seçimlerde ters köşeye yatan sözüm ona gazeteci abiler ! oradan aldıkları mağlubiyet dersi yetmez gibi çıkıp Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de aynı mağlubiyeti iliklerine kadar hissetemeleri gerekirken gazeteci duruşu ile ! yerlerinde “tarafsız!” yayınlarına devam ediyorlar. Yayın dediysem ilandan, ilana çıkan 4 sayfa gazetenin 3 sayfası kutlamalarla dolu mevkuteleri ile “gazeteci” etiketlerini kulllanıyorlar.
Kimisi anma yıldönümleriyle, kimisi mesleğe veda geceleri ile, kimisi jübile yöntemiyle para toplama telaşı içerisinde, kolay para kazanmanın teknikleri arayışına girmiş durumdalar. Birde bürokrat ya da siyasilerden borç alıp üzerine yatanları saymıyorum bile.
Osmaniye de gazeteci olmak dünyanın en kolay işi yöntemi basit; bir tane sözde grafiker bul, 3 kuruşa anlaş, (o parayıda vermiyorsun zaten) matbaalardan biriyle söz kes (ona da ödeme yapmıyorsun zaten) 3 tane form doldur savcılığa ver. Bitti. Gazetecisin. Hayırlı olsun. Al sana etiket. İyi günlerde kullan.
Basın ahlakıymış, basın etiğiymiş vs.. amannn boş ver. Her toplantıya katılmana gerek yok, katıldığına da, gitmeden önce kafandan 2 soru hazırla yarım yamalak Türkçe ile sor. Süpersin. Cemiyet enflasyonunun yaşandığı bu kentte böyle bir gazeteci hangi cemiyete giderse gitsin muhtemelen üyesi olur.
Peki düzgün gazeteci yok mu. Elbette var. Valilik ya da Belediye’den gelen haberler dışında kendi haber üreten, her gün köşe yazısı yazan, objektif davranan, her konuda makale yazma yeteneğine sahip, Türkçe yi doğru kullanan, yılmadan tüm zorluklara rağmen her hafta gazetesini çıkaran, harika fotoğraflar çekebilen; bir elin parmak sayısını geçmeyen gazeteciler var.
Çözüm ne? Çözüm basit. Bütün kurumlar, siyasiler, şirketler, STK lar. İşini doğru dürüst yapan gazeteleri ayırmayı bilecekler. Valilik buna bir çözüm bulacak ve cemiyetlerle tek tek görüşecek, gazeteci olmaya belli kıstaslar getirilecek, İyi ve kötü yerini bilecek. Seçimden seçime ortaya çıkan mevkuteler dikkate alınmayacak. Bu iş düzene girer. Başka türlü bu meslek “bafşganım, bafşganım..“diye ortada gezenlerin üç beş kuruş için yapmadık şaklabanlık bırakmayanların hakim olduğu bir mecra olur.
Şimdi bu satırlara da birileri mutlaka ”şerrefsizim benim aklıma gelmişti” diyecektir. O zaman aklınıza gelen her neyse hayata geçirmenin tam zamanı. Devamı Haftaya...
Kalın Sağlıcakla...