Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan teşvik paketi, genelde olumlu karşılandı. Bir iki istisna ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in müdahalesini saymazsak ve bir de başbakanın bir kez daha yanıltılmasını…
Bakan Çelik’in müdahalesini, başbakanın yanıltılmasını sonraya bırakarak, paketle ilgili ayrıntılara değineyim.
Geçen dönem teşvik paketine duyulan tepkilerin yerini ufak tefek eleştirilerin alacağını düşünüyorum.
Özellikle doğu ve güneydoğu, teşvik için “cazibe merkezi” konumuna getirilse de birçok yatırımı “nerede yaptığına bakılmaksızın” teşvikten faydalanılacak.
Bu açıdan işverenin teşvik paketinden memnun olduğunu söylemek mümkün. Peki ya vatandaş?
Doğaldır ki, işverene yapılan teşvik, işsize yansıyacak.
Dikkat ederseniz çalışana demedim, işsize dedim.
Teşvik paketinin en önemli kalemleri, muafiyetler ve indirimler…
Bu KDV’den tutun da, SSK primine kadar birçok maliyeti yüksek ödemeleri kapsıyor. Neredeyse bütün bölgelerde yatırım yapanların “SSK işveren katkısı”nı devlet ödeyecek. Altıncı bölgede ise “işçi payını” da devlet ödeyecek.
Bunun “olumlu yansımasını” çalışan elbette hissetmeyecek. Çünkü işverenin ödeyeceği maaş değişmeyecek ama devlete ödeyeceği kasasında kalacak.
Bu açıdan bakıldığında özel sektörde çalışanlar, “fazla para” alma hayalini bir kenara bıraksın.
Ancak işsiz için bir umut olduğunu söyleyebilirim.
İşadamının olumlu bulduğu teşvik, beraberinde yeni yatırımları getirecek ve bu da yeni istihdam alanlarını doğuracak.
İstihdam artınca, ekonomi canlanacak, piyasa hareketlenecek ve bölgeye yönelik farklı yatırımlar görülecek.
Bütün bunlar birbirine bağlantılı.
Nasılsa ekonomi, işadamının memnuniyetine bağlı…
Daha az vergi ödeyecekse, daha çok yatırım yapılması kaçınılmazdır ama tabii ki “güvenlik” önemli.
Teşvikte aslan payı doğu ve güneydoğuya verilmiş olsa da, terör sorunu yatırım yapılamayacağı riskini de beraberinde getiriyor.
Bölgenin kalınmasını istemeyenler, bölgeye yatırım gelmesini de istemez.
Bugüne dek doğu ve güneydoğunun kalkınmamasının temel sebeplerinden birisi terör sorunuysa, bir diğeri buna bağlı olarak kalkınmamış bölgenin kolay yönetilebileceği veya güdülebileceği nedeniyledir.
Teşvik paketinin ayrıntılarına baktığımızda, geçen dönem yapılan hataların en aza indirildiği, il bazlı gelişmelere uyulduğu görülüyor ve temel fikir ise daha çok yatırım olarak gözüküyor.
Bakan Çelik’in müdahalesini saymazsak, bütün illerin gelişmişliğine titizlikle uyulduğu gerçeğiyle karşılaşırız.
Hatırlarsanız, üçüncü teşvik paketinde hiç olmayacak kadar tepki gösteren iller oldu. Bu illerin başında ise Adıyaman geliyordu.
Gelişmişlik sıralamasında sonlarda yer aldığı halde, üçüncü teşvik paketinde “zengin iller” kategorisinde değerlendirilmiş ve yatırımlardan yeterince nasiplenmeyeceği için büyük tepki gösterilmişti. Adıyaman’ın tepkisi, kısa sürede Ankara’da yankı bulmuş, başbakanın “bir kez daha arştırma”sına sebep olmuştu.
Ve sonuç anlaşıldı ki, kendi koltuğunu kaybetmek istenmeyen yerel yöneticilerin “şişirmesi”, Adıyaman’ın bir dönem kaybına sebep olmuştu.
Dördüncü teşvik paketinde buna daha dikkat edileceğini umuyordum ama yanıldım.
Beni yanıltan ise “Faruk Çelik farkıydı”.
Teşvik paketinde bakanı olan illere bakan da bulundu haliyle…
Şanlıurfa bunlardan birisi ve en önemlisi…
Geçen dönemki haksızlığına rağmen Adıyaman, bu dönem beşinci bölgeye alınmış, teşvikte de önemli bir ivme kazanacak hale gelmişti.
Ancak, 15 il, teşvikte “aslan payı”nı alacak konuma yerleştirilmişti.
Altıncı bölge diye nitelenen son grupta, Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Hakkâri, Iğdır, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Şırnak ve Van vardı.
Bir il daha vardı, o da Şanlıurfa…
Oysa 14 il ile aynı ekonomik göstergeler, Şanlıurfa’yla hiç uyuşmuyor, daha çok Adıyaman’la benzeşiyordu.
O zaman, Adıyaman’ın olması gerektiği yerde Adıyaman’dan çok daha ekonomisi güçlü Şanlıurfa’nın olması, Bakan Çelik’in farkıyla anlatılabilirdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hiçbir ile özel muamele yapmadıklarını söylerken, Adıyaman-Şanlıurfa’yı da kıyasladı mı bilemiyorum.
Eğer geçen seferki gibi başbakan bu defa da yanıltıldıysa burada sorgulanması gerekenlerin olacağı çok açık.
Beşinci bölgeyle, altıncı bölge arasında çok fazla bir fark olmamasına rağmen, özellikle SSK priminin tamamının devlet tarafından karşılandığı altıncı bölgenin çekiciliği ortaya çıkar.
Ve Şanlıurfa, bu kategoriye verilere bakılıp, “hak ederek” aldıysa sorun yok ama “bir yer değiştirmeyse” başbakanın “yine aldatıldım” diye sorgulamasının tam zamanı.
Twitimden seçmeler
Alt yazılı filmler gibisin. Filmi izlemek isteyince ne dediğini anlayamıyorum, yazıyı okumak isteyince filmi kaçırıyorum
twitter.com/naifkarabatak