Seçimlerde, resmi olmayan sonuçların netleşmeye başladığı sıralarda kazanan siyasi parti liderinin balkona çıkarak bir teşekkür konuşması yapması, yeni bir siyasi gelenek haline gelme yolunda.
Mahalli seçimler ya da milletvekili genel seçimlerinde oy verme günü sandıklar kapandıktan sonra heyecanlı bekleyiş başlıyor. Doğu illerimizde sandıklar bir saat erken kapandığı için özel iletişim kanallarıyla alınan ilk sonuçların fısıltısı henüz dolaşırken diğer sandıklardan da bilgiler gelir. Yüksek Seçim Kurulu’nun yayın yasaklarını kaldırmasıyla birlikte ajansların ve televizyon kanallarının kıran kırana rekabeti en üst düzeylere ulaşır. Seçim gecesi, yaşanan siyasi rekabetin sonucunda galibiyetini ilan eden siyasi partinin genel başkanı, kutlama ve sevinç gösterileri için genel merkez önünde biriken kalabalığa hitaben bir konuşma yapıyor. Partililerin seçim kutlamaları, Avrupa kupası maçlarında alınan galibiyetler ya da derbi maçlar sonrasında kazanan takımın taraftarlarının sevinç gösterilerinde olduğu gibi gece de devam ediyor artık.
Balkon konuşması olarak ifade edilen bu konuşmanın içreğinde verilen mesajlar, analistler ve yorumcular tarafından olduğu kadar geniş kitlelerce, adet olduğu üzere büyük bir merakla beklenmektedir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın her seçim sonrası Genel Merkez balkonuna çıkarak gece saatlerinde toplanan partililere hitap etmesiyle başlayan ‘balkon konuşması’ geleneği, dünyanın etkili liderlerinin tarihte sıklıkla başvurduğu bir yöntemdi. Bu noktada ilk önce, balkon konuşması geleneğinin tarihçesine göz gezdirmek lazım.
Balkon konuşmalarının en ünlüsü Mussolini’nin Venedik Meydanı (Piazza Venezia)’ndaki bir binanın balkonundan yaptığı konuşmalardı.
Mustafa Kemal Atatürk’ün 29 Ekim 1933 tarihinde Ankara Hipodrumunda yaptığı 10.Yıl Nutku ile 2305 Sayılı “Cumhuriyet İlanın Onuncu Yıldönümü Kutlama Kanunu”na göre gerçekleştirilen geniş çaplı etkinlikler de, kendi tarihimizden önemli bir örnektir. Özel olarak çıkarılmış Kutlama Kanununa göre, o tarihlerde 1000 atlı ve 600 yaya olmak üzere Ankara dışından gelecek köylüleri misafir etmek amacıyla Ankara’daki bütün ilkokullar 20 gün süreyle tatil edilmişti.
Avrupa’da 2. Dünya Savaşının zaferle sonuçlanmasının ardından dönemin İngiltere Başbakanı Winston Churchill, 8 Mayıs 1945’te Buckingham Sarayı’nın balkonundan bir zafer konuşması yaptı. Churchill’e bu konuşması sırasında Kral VI. George, Kraliçe Elizabeth ve prensesler Elizabeth ve Margaret eşlik etmişti.
Evita adıyla tanınan Eva Peron, Arjantin Başbakanı eşi Juan Peron’un tutuklanması üzerine ünlü Casa Rosada Sarayı’nın balkonuna çıkıp 300 bin kişinin önünde eşinin serbest bırakılmasını talebini de içeren etkili bir konuşma yapmıştı.
Beyaz ırkçılığının kurbanlarının simgesi sayılan Nelson Mandela, 27 yıllık hapis ‘cezasını’ tamamlamasının ardından Cape Town’daki belediye binasının balkonuna çıkarak yaklaşık 100 bin Güney Afrikalıya yaptığı konuşma, bir simge olmuştu.
Genel çizgileriyle tarihteki balkon konuşmalarının ortak paydasının, “daha fazla demokrasi” ve “daha fazla özgürlük” olarak somutlaştığı görülmektedir.
Türkiye’de seçimleri kazanan partinin liderinin teşekkür mahiyetindeki konuşması, artık biraz da bize özgü bir şekilde “balkon konuşması” olarak adlandırılmaya başlandığına göre, konuşma içeriklerinin dünyadaki örneklerine uygun olarak iz bırakan birleştirici mesajlar ve geleceğe ilişkin projeksiyon içermelidir. Başka bir ifadeyle, hitap, sadece parti teşkilatına ve taraftarlara değil, başta oy vermeyenler olmak üzere iç ve dış kamuoyu için ümit kırıcı olmayan rahatlatıcı nitelikte mesajlar vermelidir.